Daha on dört yaşında hemiplejik migrenlerle, vücudunun yarısını işlevsiz bırakabilen nadir ataklarla mücadele etmeye başlamıştım.

Günlük 14 yaşımda hemiplejik migrenlerle tanıştım. Bu öyle bir hastalıktı ki, çoğu doktor adını sadece kitaplardan bilir; benim için ise, hayatımı baştan sona değiştiriyordu. O yaşımda ilk atak geldiğinde vücudumun sol tarafını neredeyse tamamen kullanamaz oldum, sanki geçici felç gelmiş gibi konuşmam toparlanmadı, düşüncelerim birbirine girdi. Yıllarca, her ay bir kez gelen krizlerim vardı. Her seferinde güçsüz düşer, haftalarca toparlanmaya çalışırdım. 24 yaşıma bastığımda işler bir gecede değişti: ataklarım tahmin edilemez hale geldi, neredeyse sürekli hale dönüştü. Günlerim ve gecelerim kronik ağrıyla, yorgunlukla geçti.

Ben, Oğuz Yıldız, İstanbulda doğup büyüdüm. Migrenle tanışmadan önce, hızla büyüyen bir mimarlık ofisinde proje koordinatörü yardımcısıydım. İşimi, temposunu ve bana verdiği anlamı çok seviyordum. Ama günlerim sürekli ağrıyla geçmeye başlayınca, hayatım bir anda küçüldü. Doktorlar sayısız tedavi denedi: döngüsel ilaçlar, Botox enjeksiyonları, sinir blokajları, katı diyetler Hiçbiri işe yaramadı. Sadece ağır ağrı kesicilerle günü kurtarıyordum, onları sevmiyor ama çaresiz kalınca kullanıyordum. Onlarla, çok zor da olsa, yarı zamanlı çalışabiliyordum.

Bir gün doktorlar tuhaf bir öneriyle geldiler: hamilelik. Üç ayrı nörolog tek ağızdan Bazı kadınlarda vücut, hamilelik sırasında hormonal olarak yeniden başlatılır; migren atakları tamamen kesilebilir, dedi. Eşim Asumanla günlerce bu fikri konuşmadık, her atakta göz göze geldik, ama sözlerimiz hep yarım kaldı, çünkü korkuyorduk: Hastalığım düzelmezse çocuk bundan zarar görür müydü? Ya ben ona bakamazsam?

Nöroloğum Dr. Kemal Bey tüm riskleri serdi önümüze: Deneme garantisi yok ama, hastalarımdan bazıları iyileşti, sizin için de umudum var, dedi. O cümle günlerce aklımdan çıkmadı. Bir gece, ağır bir atağın ardından banyoda yerde kıvrılmış, soğuk fayansa yanaklarımı dayamışken Asuman yanımda sessizce saçlarımı okşuyordu. Atak geçince, Böyle yaşayamam, diye fısıldadım. O da bana sadece sarıldı, başka bir şey demedi.

O gece uzun uzun konuştuk. Korkularımızı, sorumlulukları, varsa olacak çocuğumuzu Ama sonunda Asuman dedi ki: Bir gün kızımız olursa, senden hayatı kurtulan bir anneyle büyüyecek; yük değil, umut olacak. O an kararımızı verdik.

Hamile kalmak kolay olmadı. Yedi ay denemek, onlarca tahlil, doktor kontrolü arasında mekik dokumak Sonunda test pozitife dönünce ikimiz de hüngür hüngür ağladık. O ilk haftalar zor geçti; ataklar azaldı ama hiç kaybolmadı, bazen hafifledi, bazen kısa sürdü. Altı ayı geçtiğimde ataklarım haftada iki-üçe kadar indi, hala tam bitmedi ama yaşanırdı.

Bir gün markette kasada, bütün gün migrenim olmadan durmuşken, aniden gözlerimden yaşlar aktı. Kasiyer bana garip baksa da umurumda olmadı; beş yıl sonra özgürlüğü hissetmek tarifsizdi.

Tam umutlanmaya başlarken şansım ters döndü. Yedinci ayda bambaşka bir atak yaşadım: Görüşüm gitti, ellerimi hissetmedim. Hastaneye yatırıldığımda doktorum preeklampsi dedi, bu tek kelime korkumu artırmaya yetti. Yüksek tansiyon, benim ve bebeğimin sağlığı Haftalarca İstanbul Üniversitesi Hastanesinde gözetim altında kaldım. Asuman yanı başımda küçük koltukta sabahladı, elimden tuttu, moral verdi.

35. haftada aniden tansiyonum fırladı, ağrım dayanılmaz hale geldi. O gün, doktorum, Bugün doğum yapmamız gerek dedi. Kızımızı beklemek için erken olsa da başka çare yoktu. Doğum odası ışıklarla, makinelerle, doktorlarla doluydu. On iki saatlik sancıdan sonra, saat 03:12’de bebeğimiz Nihal dünyaya gözlerini açtı. O an Asumanla birbirimize sarılıp ağladık, çünkü Nihal sağlıklıydı, canlıydı, mükemmeldi.

Gerçek mucize ise aylar sonra geldi. Nihal doğduktan iki ay sonra, bir gece onu sallarken fark ettim: Kaç haftadır migrenim yoktu. Dört ayı devirdikten sonra kırk günü hiç ağrısız geçirmiştim. Doktorum hastalık remisyona girdi dedi.

Tam zamanlı işe döndüm, tekrar koşmaya başladım, geleceğimi planlamaya başladımkorkusuzca, yeniden. Hala geceleri Nihale bakıp, onun bu kadar küçücükken hayatımı nasıl baştan kurduğunu düşünüyorum. Elbette her şey bir anda düzelmedi, ama çok yavaş, sabahın ilk ışıkları gibi, adım adım düzeldi.

Migren beni bırakmadı; ben özgürleştim.

Bugün dönüp baktığımda, hayatımın en karanlık günlerinde bile umudun tükenmediğini, çaresizliğin bile insana yeni bir yol açabileceğini anlıyorum. Bazen en zor kaçış, insanın kalbine en çok dokunan mucizeyi getiriyor.

Rate article
Lifequest
Daha on dört yaşında hemiplejik migrenlerle, vücudunun yarısını işlevsiz bırakabilen nadir ataklarla mücadele etmeye başlamıştım.