Defolun buradan, köyden gelenler! Benim lüks restorandaki doğum günü kutlamamda böyle fakirlerin işi ne? Kayınvalidem, annemle babamı kapı dışarı etti… Ama az sonra yaşananlar herkesi şoke etti!

Defolun buradan, köylüler!
Benim seçkin restoranımdaki doğum günü kutlamamda böyle dilencilere yer yok!
kayınvalidem, annemle babamı kapıdan dışarı attı Ama az önce yaşanan şey, herkesi şaşkına çevirdi, aklım almıyor
Ne bu, köyden gelenler mi geldi buraya?
Nuran Hanım, annemle babama öyle bir yukarıdan baktı ki, sanki istiridyeli tabağına hamam böceği düşmüş.
Güvenlik!
Hemen şu insanları salondan çıkarın.
Benim Metropoldeki davetime bu tip insanların girmesi mümkün değil!
Annem bembeyaz oldu, babamın eline sarıldı.
Babam dişlerini sıktı sessizce o bakışını bilirim.
Çocukluğumda, serseri komşu Bülent bisikletimi çalmak istemişti, aynı öyle bakardı.
Nuran Hanım, onlar benim anne babam, masadan kalktım, dizlerimin nasıl titrediğini hissediyordum.
Ben davet ettim onları.
O zaman götür geri köyüne Neydi oranın adı?
Güneyköy mü, Kuyucak mı neydi?
Kayınvalidem burun kıvırdı.
Bir bak hele üstlerine!
Babanız pazardan ceket giymiş, anneniz Allah aşkına, bu elbise Çin pazarından mı, üç yüz lira etmez!
On beş yıl önce ben Eskişehirden İstanbula tek bir valiz ve koca hayallerle gelmiştim.
Annemle babam inekleri Şuleyi satmıştı geçim kaynağımızı, sırf üniversite yurdunun bir yıllık ücretini ödeyebilmek için.
Annem ağlaya ağlaya gara kadar uğurlamış, cebime son iki yüz lirasını olur ya lazım olur diye koymuştu.
Babam sessizce sarıldı, kulağıma şöyle fısıldadı: Oku kızım.
Sana güveniyoruz.
Deliler gibi okudum.
Gündüzler üniversite, akşamlar iş Garsonluk, broşür dağıtıcılığı, kuryeAileden para istememek için her işi yaptım.
Biliyordum, evdeki her kuruşun hesabı yapılıyordu.
Annem hastanede temizlikçi olarak çalışıyordu, on beş bin lira bile zor alırdı; babam fabrikada ustaydı, o da iş bulursa çalışırdı.
Sonra Bora çıktı karşıma.
Yakışıklı, kendine güvenen, İstanbulun varlıklı ailelerinden.
İlk görüşte aşık oldum.
İlgisi üstümdeydi: Restoranlar, çiçekler, hediyeler Evlenme teklif ettiğinde, sevinçten havalara uçuyordum.
Şimdi köy düğününe gerek yok, dedi o sıra.
Annem her şeyi en güzel şekilde organize eder.
Aileni sonra tanışırız, dedik.
Sonra üç yıl sürdü.
Nuran Hanım, kendi altmışıncı yaş günü için görkemli bir kutlama hazırladı.
İki yüz davetli, Michelin yıldızlı restoran, canlı müzik Boraya yalvardım, ne olur bu defa ailemi davet edeyim diye.
Ne olur, bir kez olsun, dedim.
Onlar da artık aileden bir kutlamada bulunmak istiyor.
Annem sırf bu gün için elbise aldı.
İyi, dedi gönülsüzce.
Ama uyar onları, köyden geldiklerini belli etmesinler.
Sessiz otursunlar, bizi mahcup etmesinler.
Annemle babam otobüsle geldiler 14 saat yol çektikten sonra.
Ben garajda karşılamak istedim onları, ama Nuran Hanım krize girdi: Benim kutlamamı bırakıp da konuğunu mu karşılayacaksın?
Annem, en güzel elbisesini mavi, dantelli yakalı olanı giydi.
Bu gün için altı ay biriktirdi, zor aldı.
Babam ise, çıkınından otuz yıllık takımını çıkardı evlendikleri gün giydikleri takım.
Çekine çekine salona girdiler.
Ben koşarak yanlarına gidecektim ki, Nuran Hanım önüme geçti:
Güvenlik hala uyuyor mu?
Parmak şıklatıyor.
Türkçem yok mu benim, bu dilenciler buradan çıksın dedim!
Biz dilenci değiliz, babam öne çıktı.
Benim adım Hasan, bu da eşim Meryem.
Zeynepin anne-babasıyız.
Sizi tebrike geldik.
Anne-baba mı?
Nuran Hanım kahkaha attı.
Bora, görüyor musun?
Karın köyden akraba getirmiş!
Bakın, oğlum torun yapacaksa şu tiplere bakın!
Bunların torunu mu olurmuş!
Salonda çıt yoktu.
İki yüz çift göz annemle babama bakıyor.
Annem çantasını göğsüne bastı, gözleri yaşla doldu içinde üç aydır uğraştığı el emeği masa örtüsü vardı.
Hadi Meryem, babam omzuna aldı.
Bizim burada yerimiz yok.
Durun!
Sessizlikten kurtulup seslendim, Anne, baba, gitmeyin!
Zeynep, seçimini yap, soğukça dedi Bora.
Ya bu akrabaların çıkar, ya da sen onlarla gidersin ve bir daha dönmezsin.
Kocama baktım, ardından gülümseyen kayınvalideme.
Merakla bekleyen konuklara.
Sonra anneme, babama Annem gizlice gözyaşlarını siliyordu.
Babam, elleri titriyordu.
Ve o anda, her şey aydınlandı.
Nuran Hanım, biliyor musunuz?
Annemle babamın koluna girdim.
Şu lüks restoranınızı, konuştuğunuz yere sokuverin!
Ben dürüst biri olarak yetiştirildim.
Annem babam son malını sattı bana eğitim versin diye!
Siz?
İyi birine varıp hazır parayı harcamaktan başka ne yaptınız hayatta?
Nasıl cüret edersin!
çığlık attı kayınvalidem.
İşte böyle cüret ederim!
Alyansımı çıkardım, Bora’nın önüne attım.
Üç sene boyunca hakaretlerinize katlandım.
Ailemi utandım.
Her şey yolunda yalanları söyledim onlara.
Ama biliyor musunuz Benim annem sizin tırnağınız olamaz!
Tüm ömrünü bize bakmaya adadı, siz ise kocanızın parasını harcamak, bakım yaptırmak dışında ne işe yaradınız!
Zeynep, kes şunu artık!
Bora kükredi, Bugün çok pişman olacaksın!
Tek pişmanlığım, hayatımdan üç sene sizi görmeye harcamam oldu!
Salona döndüm.
Hepiniz sürüsünüz!
Oturun, havyar yiyin, dürüst insanlarla dalga geçin.
Yazık size!
Üçümüz dışarı çıktık.
Annem hala hıçkırıyordu, babam sessizdi.
Kapıya gelince bir daha döndüm salonda çıt çıkmıyor.
Nuran Hanım pancar gibi kızarmıştı.
Bora donmuştu.
Kızım, ne yaptın sen?
Annem kolumu tuttu.
Dön, özür dile, şimdi nereye gideceksin?
Sizinle geleceğim anne.
Evimize.
Güneyköye İkisine de sarıldım.
Affedin beni.
Sizden utandığım için, sizi ilk günden savunmadığım için.
Canım kızım, ilk defa o akşam babam güldü.
Hiç dert etme.
Hep biliyorduk, bir gün dönecektin.
Babamın yaşlı Şahinine bindik.
Bana sürpriz yapmak için arabayla gelmişler.
Annem çantasından termosla çay ve ev yapımı sucuklu ekmeklerini çıkardı.
Biliyordum, burada adam gibi karın doyurmazlar, bana ekmek uzattı.
Ye, kızım.
Yolumuz uzun.
Bir lokma aldım, gözyaşlarım yanağımdan aktı.
Şu sade ekmek kadar lezzetli bir şey yoktu şu dünyada.
Bir ay sonra Bora köye geldi.
Kapıda dikildi, ne diyeceğini bilemedi.
Annem çağırmak istedi, babam engelledi:
Bırak kalsın.
İstanbullu tavusa ihtiyacımız yok bizim.
Bora öylece geri döndü.
Altı ay sonra duydum ki, Nuran Hanım kalp kriziyle hastaneye kaldırılmış kocası da genç sekreteriyle kaçmış, boşanma davası açmış.
Bora babasının parasız kalmış, otomobil galerisinde yönetici olmuş.
Peki ya ben?
Ben Güneyköye küçük bir pastane açtım.
Annem pasta yapımında yardım ediyor, babam tamiratı üstlendi.
Hafta sonları yarım köy çaylı-kekli bize geliyor.
Ve biliyor musunuz?
Hayatımda hiç bu kadar mutlu olmadım.
Dün annem dedi ki:
İyi ki böyle oldu, kızım.
O gün restoranda sana bakınca seni tanıyamamıştım, bizim Zeynep gitmiş gibiydi.
Ama şimdi, yine bizim kızımız oldun.
Sıkı sıkı sarıldım ona, evin, çocukluğumun, taze ekmeğin kokusunu içime çektim.
Gördüm ki, gerçek hayat lüks değil, burada insanı olduğu gibi sevenlerin yanında.

Rate article
Lifequest
Defolun buradan, köyden gelenler! Benim lüks restorandaki doğum günü kutlamamda böyle fakirlerin işi ne? Kayınvalidem, annemle babamı kapı dışarı etti… Ama az sonra yaşananlar herkesi şoke etti!