GEREKSİZ ANNE
Baran, otur! Hemen konuşmamız gerekiyor! eşi masaya geçti, yüzünde kararlı bir ifade vardı.
Eşi de yanına oturdu. Melis gözyaşlarını mendiliyle sildi:
Annemle ne yapacağımı bilemiyorum. Zor yürüyebiliyor artık. Bu kışı o eski ahşap evinde kesinlikle çıkaramaz, zaten ev de yıkılmak üzere.
Peki, ne öneriyorsun?
Dediğim gibi, bilmiyorum.
Melis, her zamanki gibi yine benden bir şeyler bekliyorsun ama bu senin annen, kararını sen vermelisin.
Baran, onu yanımıza alamayız. İki odalı bir dairemiz var ve iki oğlumuz; artık kocaman oldular. Annemi nereye sığdıracağız ki? Melisin, annesi için içinden bir karar verdiği ve bunu da eşine kabullendirmeye çalıştığı belliydi. Şehirde özel bir huzurevi var.
Melis, anneni huzurevine mi göndermek istiyorsun?
Mecburuz. Duyduğuma göre fena değilmiş.
Ama dediğin gibi, ücretli, eşi alaycı bir şekilde gülümsedi. Ne kadar peki?
Gecesi iki bin lira. Ay başında toplu ödersen otuz bin lira. Hem bakımı, hem sağlık hizmetleri. Bizim için otuz bin de bayağı para ama bir yolunu buluruz.
Melis, bu iş pek içime sinmiyor. Annen yıllarca bize reçel, turşu taşıdı, çocuklara hediyeler getirdi. Her şeyi yürekten yaptı. Sonra biz de onu huzurevine bırakıyoruz.
Baran, kalbim kan ağlamıyor sanma! Başka çaremiz yok.
Of! adam derin bir nefes aldı. Başka bir yol yok mu?
Evi satmayı düşündüm. Annem tapuyu bana bırakmıştı. Ama kış kapıda; kim alır ki virane evi? Kaç para eder?
Annenle konuştun mu?
Henüz değil. Cumartesi gideriz, bahçesini toparlarız, o arada konuşuruz.
Bahçede işleri ben oğullarla hallederim, başını salladı eşi. Ama huzureviyle ilgili konuşmaya beni karıştırma.
Baran, bahar gelince de isterse alırız eve. Orada mutlu olmazsa başka bir yol buluruz.
Yok, Melis, içimde bir his var. Eğer gönderirsek bir daha geri almak zor olur. Hiç hoşuma gitmiyor bu iş.
***
Leman Hanım bir haftadır huzurevinde. Kızının mecbur kaldığını anlıyor aslında. Gerçekten de artık yürümek zor, hele ki kendi başına yaşamak neredeyse imkânsız, seksene dayandı yaşı.
Ama hayal ettiği yaşlılık bu değildi. Son yıllarını sevdiklerinin yanında geçirmek isterdi. Şimdi hasta ve kimseye gerekli değil gibi hissediyor.
Kapıdan hemşire girdi:
Leman Hanım, torunların geldi.
Torunları içeri girince yüzü aydınlandı. En küçükleri Kaan, boyca onu geçmiş bile. Diğeri Berat da neredeyse bir baş daha uzun.
Hoş geldiniz çocuklar! Nasılsınız?
İyiyiz, babaanne. Burada nasıl gidiyor?
Fena değil, yemekler güzel, hemşireler de iyi davranıyor, alışkanlıkla telaşlandı. Oturun, masaya geçin!
Çok kalamayız. Hem yiyecek getirdik, hem sıcak kıyafetler.
Çok teşekkür ederim! hemen sordu. Okul nasıl gidiyor?
İyi, neredeyse ağız birliğiyle cevap verdiler.
İyi çalışın! Berat, son senen. Karar verdin mi?
Bizim üniversiteye gideceğim.
Peki anneniz babanız? Sizi göndermişler kendileri yok.
Babam senin eve gitti.
Aman ona söyleyin de bütün havuçları toplasın, hava soğumaya başladı, telaşlandı büyükanne. Lahanayı da alsın, koçanlar büyüdü.
Hemen çıkarırım telefonla ararım.
Kaan telefonu çıkarıp babasını aradı:
Baba, babaanne havuçlarla lahanayı toplamanı söyledi.
Tamam, babasının sesi geldi.
Verir misin? büyükanne, telefonu aldı ve damadına talimatları sıraladı: Baran, havuçları çıkardın mı, hemen kilerde bırakma, üç gün dışarıda beklesin. Sonra koyarsın. Lahananın koçanlarını tam bırak al. Hemen kilerde kum olan yere koçanla bırakırsın, havuçların irilerini de diğer bölüme koy, küçüklüleri siz yiyin!
Tamam, anne, üzülme!
Baran, benim Minnoşu bulup beslersin değil mi? Zavallı kedicik tek başına kaldı.
Bulurum, merak etme.
Al, telefonu torununa geri verdi.
Babaanne biz çıkalım artık, olur mu? dedi büyük torun.
Durun bir saniye! cüzdanından para çıkarıp ikisine de uzattı. Bin lira sizlere, kendinize bir şey alın.
Sen…
Alın, bana burada para gerekmez.
Sağ ol, babaanne!
Çocuklar çıktıktan sonra Leman, pencere başına gidip uzun süre aralarından uzaklaşan torunlarını izledi.
***
Baran, kendi “Tofaş”ını apartmanın önüne park etti. Yanına komşusu Halil de ikinci kattaki dairesinin önüne “Ford”unu koydu. Baranın elindeki havuç ve lahana dolu torbaları görünce sordu:
Bahçeden mi?
Ona yakın, kayınvalideden.
Biz de eşimle küçük bir bahçeli ev düşünüyorduk, çocuklar büyüdü, ayrıldılar.
Halil, sana bir şey diyeceğim, diye söze girdi Baran. Senin dört odalı evin var ya.
Evet, ikinci katta.
Onu benim iki odalıyla takas etmek ister misin? Aynı katta. Üstelik kayınvalidemin bahçeli evini de üstüne veririm. Yaşlandı kadın, bakamıyor.
Vay be! İlginç fikir, bir bakmak lazım.
Eşinle konuş, akşam bize gelin, değerlendiririz.
Konuşurum.
***
Baran kendisini yıkadı, bir şeyler atıştırdı ve hemen uyudu. Melis mutfağa gidip akşam yemeği hazırlamaya başladı; yakında oğlanlar eve gelecek. Küçüğü kulüpten dönecek, büyüğü ise… O zaten aşık oldu.
Vakti geldi, on yedi yaşında. Yeter ki başlarını belaya sokmasınlar. Küçüğü de sokağa saldı mı eve gelmiyor…
Kapı çaldı. Ellerini kurulayan Melis kapıya koştu. Karşı komşular:
Melis, size geldik!
Buyurun! Vildan, hayırdır?
Baran haber vermedi mi?
Hayır, Melis şaşkınlıkla cevapladı.
Eşlerimiz evleri takas etmeye karar vermiş.
Vildan ne diyorsun! deyip odaya kaçtı. Buyurun geçin, buyurun!
Salona koşup kanepedeki eşine seslendi:
Baran, kalk, misafirler geldi!
Eşi kalkıp banyoya koştu:
Hemen geliyorum!
Misafir, dikkatlice evi gezdi.
Bana bir anlatın, ne iş bu şimdi?
Melis, bizimkiler sizin iki odalıyla kayınvalidenizin bahçeli evi, bizim dört odalıya takas edecekmiş, tekrar göz gezdirdi. Eviniz çok güzelmiş.
Ev sahibi Baran da gelince hemen Melis yanına yaklaştı:
Ne düşünüyorsun?
Anlaşırsak onların dört odalı evine geçeriz, anneni de yanımıza alırız.
Melis bir an durdu, yüzünde garip bir gülümseme:
Ne diyeyim, çay demleyelim. Sonra da sizin evi görelim.
Leman, çay dediğin nedir ki! dedi Baran. Böyle günde, sofraya daha güzel bir şeyler koy!
***
O gece Baran ve Melis uzun süre uyuyamadı, yeni evde ne nereye konacak, neyi nasıl yerleştiririz diye konuştular. Daha çok Melis konuştu, Baran ise yavaşça uyudu.
Uyudun mu? Melis hafifçe dürttü.
Melis, annene şimdilik hiç bahsetme, yoksa huzuru iyice kaçar. Taşındıktan sonra getiririz.
***
O yağmurlu sonbahar sabahında Leman Hanım huzurevindeki odasında pencereye hüzünle bakıyor. Havası gibi ruhu da karamsar:
Üç haftadır buradayım. Galiba çocuklar beni unuttu. Gerekli olmayan anneyim artık. Torunlar bir kez geldiler, sonra unuttular. Kızım iki kere aradı.
İlkinde, evi ya sattığını ya değiştirdiğini söyledi, sesi mutluydu. Neyse, bari param ödenir, kolay değil otuz bin lira. Zaten dönecek bir yerim kalmadı.
İkinci defa ise işleri olduğunu, fırsat bulunca geleceklerini söyledi. Tabii, gençlerin hep işi çoktur. Bugün cumartesi, belki gelirler. Keşke bir telefonum olsaydı da arayabilseydim. Ama zaten kullanmasını da bilmiyorum.
Böylece saatlerce kendi düşüncelerinde kayboldu. Ansızın damadı kapıda belirdi:
Geldiler, unutmamışlar! dedi içinden. Ama neden Baran tek başına ve elinde hiçbir şey yok? Bir şey mi oldu acaba?
Gözünü kapıdan ayırmadan bekledi. Baran içeri girdi, gülümsedi:
Merhaba anne!
Hoş geldin, Baran? Bir şey mi oldu?
Hazırlan anneciğim! yine güldü. Eve gidiyoruz.
Hangi eve? Misafirliğe mi?
Hayır, temelli. Tüm eşyalarını topla!
Ne diyorsun Baran?
Torunların sürpriz olsun istediler, hiçbirimiz söylemedik.
Leman Hanım büyük bir heyecanla hazırlanmaya başladı. Odadaki yeni dostu olan oda arkadaşıyla vedalaştı:
Leman, nereye gidiyorsun?
Vildan, damadım beni almaya geldi, sesi gülüyordu. Diyor ki: Temelli yanlarına götürecekmiş!
Ah, ne mutlusun! Benimkiler galiba beni burada bırakıp gidecek.
Vildan, merak etme, seni de alırlar. Bize yaşlılarla uğraşmak zor geliyor.
***
Leman, arabadan bakıyordu, damadı onu eve götürüyordu; kafasını türlü düşünceler kurcalıyordu:
Neden götürüyorlar ki beni? Onların iki odalı evine, kalabalık zaten. Nerede yatıracaklar ki beni? Ayak altında olacağım, geceleri uyumayacağım, sonra yine geri yollarlar.
Eve vardılar. Baran, arabayla alıştığı yere park etti. Leman hanımı indirdi, eşyalarını aldı ama bambaşka bir apartmana yöneldiler. Leman hayretle baktı Barana.
Hadi geç anne!
İkinci kata çıktılar, daire kapısı açıldı, torunları heyecanla karşıladı:
Babaanne, gel! Bundan sonra burası bizim evimiz! küçük coşkuyla bağırdı.
Leman içeri girdiğinde kızı hemen sarıldı, öptü:
Anne, artık hep bizimle yaşayacaksın. Gel, sana odanı göstereyim.
Küçük ama tertemiz, yeni yatak, yeni dolap, sıcak ve huzurlu bir oda hazırlanmıştı. Gerçekten bundan sonra sevdiklerinin yanında yaşayacak olması inandırıcı gelmiyordu.
O sırada bacaklarına sürünen bir kedi mırlamaya başladı.
Minnoş! Leman Hanım sevinçten gözyaşlarına boğuldu.




