Kaynanam Ben Evde Yokken Dolaplarımı Denetlemeye Kalktı – Ama Ona Hazırladığım Sürprize Hazır Değild…

Ne hikmetse, yastık kılıfların farklı takımlardan. Hiç hoş bir görüntü değil, üstelik birisi penye, diğeri saten Dokusunun cildi rahatsız etmesi gerek, insan nasıl uyuyor öyle, anlamıyorum, Sevim Hanımın sesi yine o sahte şefkatli tonlamasıyla mutfakta yankılanırken Şulenin sol gözü istemsizce seğirmeye başladı.

Şule, tenceredeki türlüyü karıştıran elini bırakıp derin bir nefes aldı, nabzı sanki Ocak ayı elektrik faturası gibi hızla yükseliyordu. Pazar günü yemekleri artık işkenceye dönüşmüştü. Kayınvalidesi masada sanki Türk Standartları Enstitüsünden denetçi gelmişçesine etrafa bakıyor, evde tozdan çatlağa hiçbir kusur gözünden kaçmıyordu.

Sevim Hanımcığım, rahatı bize yetiyor. Orhanla böyle iyiyiz, içi tertemiz olsun yeter, dedi Şule, tencere başında, kekik kokuları arasında.

Detaylar, detaylar, ekmekten minik bir parça kopararak iç çekti Sevim Hanım. İnsanın hayatı hep detaylarda gizlidir, Şuleciğim. Bugün iki yastık farklıysa, yarın çay bardağı bulaşıkta kalır, öbür gün de aile çözülür. Ev, çimento gibidir; ilişkileri birleştirir ya da gerekli dikkati göstermezsen çöker, yani

Orhan, Şulenin kocası, tam karşılarında oturuyordu, havuçları resmen Nobel kazandıracak bir bilim adamı özeniyle çiğniyordu. Hoş çocuktu halbuki, yufka yürekliydi de Ama konu annesi olunca devekuşu olup kafasını kumlara gömmekte üstüne yoktu. Şule ona bakıp içinden: Harbi yardım bekleyemem, annesiyle ters düşmektense deprem sigortası yaptırır gibi içine atıyor, diye düşünüyordu.

Bu arada, diye söze girdi Sevim Hanım, çayından yudum alırken. Lavaboda ellerimi yıkayacakken, banyo dolabının üst rafı tam bir tufan olmuş. Krem, diş macunu, karışmış gitmiş. Bak şimdi, yapı markette organizatörlere indirim var, alın bir tane. Dolap düzeni, kafa düzeni

Şule, kepçeyle kalakaldı. Banyo dolabı mı? Üst raf? Sandalyeyle bile zor ulaşılan yüksekliktir orası! Yani Sevim Hanım bildiğin el yıkama bahanesiyle banyo dolabının denetlemesini yapmış.

Siz kapalı dolaba baktınız mı? diye dönüp sordu Şule, sesinde pamuk şekeriyle sarılmış dikenler.

Aman kızım, o nasıl laf? Baktınız. Kapak aralıktı, makyajımı tazeleyecektim, pamuk arayayım dedim. Senin orası karışık olmasa insanın gözü takılmaz zaten. Kötü bir niyetim yok, senin iyiliğin için diyorum

Yemek buz gibi sessizlikte bitti. Sevim Hanım çıktıktan sonra Şule kendini salonun koltuğuna bırakıp limon gibi sıkıldığını hissetti. O müdahaleci tavırdan boyuna kadar lime lime olmuş gibiydi. Her şey, geçen ay Su borusu patlar, bir kedi aç kalır korkusu ile Sevim Hanıma evin anahtarını olur da diye verdiklerinden beri olmuştu.

Bir gün Şule elbiselerini dolabında kendi sıralamasına göre değil de renklere göre dizilmiş buluyordu, bir gün kahve kavanozu farklı rafta, bir başka gün iç çamaşırları sanki rulo börek gibi rulo rulo dizilmişti. Oysa Şule her zaman üst üste koyardı.

Orhan, annen yine dolaşmış dolaplarda, dedi, kocası masayı toplarken.

Şule abartma, dedi Orhan, yorgunlukla. Kadın eski toprak, tertip düzen onun için önemli. Ne yapsın, yalnız kalınca uğraş arıyor. Kötü niyetli değil.

Yardım dediğin, sormakla olur. Habersizce iç çamaşırıma el sürmek, benim özelimi çiğneme Evimde misafir gibi hissediyorum.

Ben konuşurum, dedi Orhan, ama gözleri Boş boş konuşuyorum, annem yine bana mızmızlanır, ben de hemen vazgeçerim diye bağırıyordu.

Bir hafta geçti. Şule işine gömüldü, aklından uzaklaştırmaya çalıştı. Yoğun bir lojistik şirketinde çalışıyor, akşamdan akşama eve dönüyordu. Salı günü toplantı iptal olup da erkenden gelince, kapı paspasında ayakkabı izleri gözünden kaçmadı. Bir de o nefis, şekerli Çiçek Bahçesi parfümünün kokusu evin havasında asılıydı; başka kimse kullanmazdı ki Sevim Hanımdan başka.

Şule yatak odasına yürüdü, adımları huzursuzdu. Komodinin üst çekmecesi tam kapanmamıştı; oysa Şule hep tık diye kapatırdı. Dosyalar yukarıda, pasaportların üstünde duruyordu, halbuki hep tersini yapardı. Tatil için biriktirdikleri paraların zarfı da yamulmuştu.

Tüm vücudu öfkeyle cayır cayır yandı; bu artık düzen merakı falan değildi, resmen arama taramaydı! Sevim Hanım acil diye verilen anahtarla ortalığı karıştırıyordu.

Olayı hemen kavga etmeyecekti. Kanıtsız yakalasa hemen doğalgaz kokusu vardı, çiçeği suladım, komodini kazayla çarptım derdi. Orhan da hep inanırdı. Beton gibi kanıtlara ihtiyacı vardı.

Öğle arasında, kankası Sedefle bir kafede buluştu. Sedef, iki boşanma ve birçok çekişmeli paylaşım atlatmış, hayatın her entrikasını bilen kadındı.

Olmaz böyle şey ya, dedi Sedef, kapuçinosunu karıştırırken. Çaktırmadan para kontrolü Klasik kaynana hareketi. Paradan başka bir şey mi arıyor peki?

Yani? dedi Şule. Ben ev-iş, günlük rutin dışında ne saklayacağım ki?

Bazen kadınlar delil toplamayı sever. Günlük, pahalı mağaza fişleri… Sonra çıkarır, Bak işte oğlum, bu kadın sinidirella ayakkabısı almış gizli gizli! der.

Şule’nin içi cız etti, ama birden kafasında bir ampul yandı.

Sedef, onu suçüstü yakalamak istiyorum. Hem de inkar edemeyecek şekilde!

Kamera, dedi Sedef, gözünü bile kırpmadan. Minik bir wi-fi kamerası al, yatak odasına bir yere gizle. Sonra da bir yem hazırla.

Hangi türden bir yem?

Karşı koyamayacağı bir kutu. Şüpheli bir kutu Merakı kalbinin önüne geçsin!

O akşam elektronikçilere gidip, küçük bir kamera aldı. Eve dönünce, Orhan duşta iken kamerayı klasikler arasına itinayla yerleştirip komodu ve dolabı gözetleyecek şekilde ayarladı. Kamera hareketi algıladığında telefonuna bildirim geliyordu.

Ama asıl önemli olan yemdi. Sedefin tavsiyesi gibi, Şule dolabın çarşaf rafında göz alıcı, kırmızı bir kutu ayarladı. Üzerine kalın harflerle: KİŞİSEL! AÇMAYIN! ÇOK GİZLİ! yazdı.

Psikologlara göre, sakın açmayın! yazısı meraklıya bal börek!

İçine, şüpheli görünen ama tamamen masum birkaç şey koydu: 500 bin liralık (tabi ki oyuncak para) bir alışveriş fişi, tuhaf tüllü bir maske ve en üstte kocaman bir kağıt.

Kağıtta şunlar yazılıydı:

Sevgili Sevim Hanım, eğer bu notu okuyorsanız, yine gizli eşyalarımı karıştırıyorsunuz demektir. Lütfen gülümseyin, çünkü gizli kamera size bakıyor! Bu video beş dakika içinde Orhana gönderilecek. İyi seyirler!

Başka numara: Kutunun içine açılınca konfeti fırlatan minik bir oyuncak da ekledi.

Her şey hazırdı. Perşembe sabahı, işe çıkarken sesli şekilde, Orhanın da duymasını sağlayarak:

Bugün tam dört toplantı var, işten ancak gece onda döneriz herhalde, dedi. Orhan da:

Annem aradı dün, çiçekleri sulayayım mı diyor, söyledim gerek yok, ama illa da gelir sen bilirsin, dedi.

Gelirse gelsin, sıkılır yoksa, deyip kaş göz oynattı Şule.

Evden çıktılar. Kamera uygulamasını telefonundan kontrol etti; görüntü harikaydı, kutu tam kadrajdı.

Gün uzadı. Arka arkaya toplantı Şulenin gözü sürekli telefonda. Saatler geçti, bildirim yok. Belki gerçekten gelmedi!

14:30da telefona hareket bildirimi düştü: Hareket Algılandı: Yatak Odası.

Kulağında kulaklık, titrek parmaklarla videoyu açtı.

Görüntüde net şekilde Sevim Hanım içeri girdi. Üstünde Bizim evde tuttuğu kendi ev terliği ve sabahlığı, gayet doğal! Komodine gitti, çekmeceleri kurcaladı, hayal kırıklığıyla vazgeçti. Dolabı açtı, iç çamaşırları tek tek elden geçirdi, yüzünü buruşturdu, katladı ama bambaşka şekillerde.

Şulenin tüm kemikleri titriyordu, bir yandan zafer tadında bir his….

Son hedef: büyük gardırop. Sevim Hanım, kutuyu gördü. Kırmızı, üzerine GİZLİ yazılı. Durdu, kapıya bakıp gören var mı? diye bir dolandı. Merakı galip geldi

Kutuyu aldı, yatağa koydu, kapağı usul usul kaldırdı.

PAT!

Sessiz görüntüde bile Sevim Hanımın nasıl zıpladığını, konfeti yağmurunun nasıl kafasında patladığını görmek mümkündü. Şoke olmuştu, kalbi hop hop.

Sonra kutunun içindekileri karıştırdı, notu okudu, dona kaldı. Tedirgin bakışlar arasında kamerayı aramaya başladı. Panikle elleriyle konfeti silmeye, topladığı yerde daha da dağıtmaya koyuldu.

Ama suç mahallini gizlemenin bir yolu yoktu, apar topar kadrajdan çıkıp gitti.

Şule videoyu kaydedip Orhana hemen mesaj attı.

Orhan, acil arayabilir misin?

Ne oldu ya Şule?

Birazdan eve erken gelmeni istiyorum. Ve Bu videoyu WhatsApptan aç. Hemen, hattayım.

Telesekreter sustu. Sonra dosya açıldı.

Bir dakika ölüm sessizliği.

Bu bugün mü oldu? dedi Orhan, sesi yerlerde.

Yirmi dakika önce.

Annem… Yani, dolapta mı aramış? O kutu Sen?

Evet, Orhan. Artık kanıt var. Ben sana inandırmaya çalıştım, bak şimdi gözünle gör.

Orhanın sessizliği yürek parçalayıcıydı. Annesinin o mübarek imajı paramparça olmuştu.

İşten izin alıyorum, dedi. Yarım saate bineceğim. Anneme de uğruyoruz.

Sevim Hanımın evinde, Orhan sustu kaldı. Anahtar gibi yüzü bembeyaz olmuştu. Şule onun sindirmesini bekledi. Kapıyı Sevim Hanım açtı; utanç içindeydi ama gururdan çaktırmamaya çalışıyordu. Saçları hâlâ ıslaktı, konfeti kalıntılarının bazıları saçının kenarında pırıldıyordu.

Aaa, Orhancığım, Şule Ne erken geldiniz? kapıyı tırnaklarıyla sıktı.

Anne, konuşmamız lazım, Orhan, nazikçe annesini kenara itti.

Mutfakta Sevim Hanım çay koymak için telaşlanırken Orhan, Otursana anne, çay lazım değil, diyerek zorla oturttu. Sevim Hanım elleri dizlerinde, ilkokulda azarlanmış gibi kahverengi gözlerle baktı.

Anne, videoyu izledik.

Hangi video? numara yaptı Sevim Hanım.

Odaya kamera koyduk. Dolabımızı karıştırırken, o kutuyu açarken Hepsini.

Sevim Hanımın yanakları kıpkırmızı oldu.

Siz bana mı pusu kurdunuz? Öz anneme?! İnsan annesini casus gibi çeker mi be yavrum!

Peki, insan gelininin çamaşırını karıştırır mı Sevim Hanım? Habersizce evimize girip eşyalarımızı denetlemek, nebu? Kutunun içinde ne arıyordunuz? Komplo mu, para mı, ne yani?

Ben Sadece düzen olsun dedim, diye bağırdı. Ortalık karmakarışık! Sen Şule, hiç ev kadını olamamışsın! Orhanın gömlekleri buruşuk! Ben oğlum için uğraşıyorum, siz ise bana tuzak kuruyorsunuz! Az kalsın kalp krizi geçiriyordum!

Anne, diye bastı elini masaya Orhan. Yeter.

Sevim Hanım sustu, dudaklarının köşesi titredi.

Şule gömleklerimi ütülüyor, gayet de güzel yapıyor. Yapmıyorsa da bu bizi ilgilendirir. Artık evimize biz yokken gelmenizi istemiyorum. Hiçbir şeyi kurcalamaya da hakkınız yok.

Cebinden anahtarları çıkarttı. Avuç açtı.

Anahtarları.

Ne? fısıldadı annesi.

Lütfen. Şimdi. Bizim anahtarları.

Beni kendi evinizden mi uzaklaştırıyorsun Orhan? Bu kadın yüzünden mi? Şu çamaşır için mi? Oğlum, aklını başına al! Ben sizin için ömür harcamışım!

Hayır anne. Güvenimizi kırdınız. Utanıyorum. Sana artık güvenemem. Anahtarları

Ağlamaya başladı Sevim Hanım. Eskisi gibi duygu sömürüsüyle değil, kontrolünü kaybeden bir insan gibi. Titreyerek kapıdaki anahtarlığından ayıcıklı anahtarı çıkarıp masaya fırlattı.

Buyrun, alın! Ne haliniz varsa görün! Leş gibi yaşayın, batın, ama bana gelmeyin artık! Bir daha buraya ayak basmam!

Teşekkürler, dedi Şule, anahtarı alıp. İstediğimiz tam olarak buydu. Sadece davetli olduğunuzda gelmeniz.

Eve dönerken derin bir nefes aldılar. İlk defa omuzlarından bir yük kalkmıştı.

Özür dilerim, dedi Orhan. Sana hemen inanmalıydım.

Hepimizin annesiyle arası farklıdır, dedi Şule elini tutup. Kolay değil, bu utancı yaşamak. Ama artık bitti.

Gerçekten, bu kutu Bravo, dedi Orhan.

Duruma göre hareket ettim, güldü Şule. Merak etme, konfeti olayını süpürürüm olur biter.

O akşam ilk iş çarşafları değiştirdiler. Ardından pizza söylendi, şarap açıldı.

Bir ay boyunca Sevim Hanımdan ses çıkmadı. Ufaktan trip attı, sonra 23 Nisan kutlu olsun, Havalar nasıl? diye mesajlar yazdı. Orhan kısa ve öz cevap verdi, misafirliğe davet etmediler. İlişki soğuk savaşta sabitlendi, Şule için yeterliydi.

Altı ay sonra, Orhanın halasının evindeki aile günü buluştular. Sevim Hanım dudak bükerek oturdu, Şuleye bakmadı.

Herkes sofra başında, hala yeni bardak takımını anlatırken:

Aman çocuklar, çok narin aldım, kimseye dokundurtmam, hele hele meraklılara hiç! dedi.

Şule ile Sevim Hanımın göz göze geldi, Sevim Hanım hemen tabağa gömüldü.

Şule hafifçe gülümsedi, Orhana göz kırptı. Artık sınırları vardı ve anahtarlar sadece onlarda!

Gerçekten düzen için bazen ortalığı toplamak değil, dağıtanı dışarı atmak gerekiyormuş. Gerekirse konfetiyle ama iş çözülüyor!

Okuduğunuz için teşekkürler. Umarım gülümsetebilmişimdir.

Rate article
Lifequest
Kaynanam Ben Evde Yokken Dolaplarımı Denetlemeye Kalktı – Ama Ona Hazırladığım Sürprize Hazır Değild…