Ne demek “abone ulaşılamıyor”? Daha beş dakika önce biriyle konuşuyordu! Elif antrede durmuş, telefonu kulağına bastırmıştı.
Bakışları konsola kaydı.
Mücevher kutusu yerindeydi. Ama kapağı tam kapanmamıştı, bir tuhaflık vardı hâlâ.
Ramazan! diye seslendi, evin içlerine doğru. Banyoda mısın?
Elif, ağır adımlarla konsola yaklaştı. Cilalı ahşaba dokunduğu anda ensesinden soğuk bir ürperti geçti kutunun içi bomboştu. Hiçbir şey kalmamıştı.
Market fişini bile göremedi içinde; onu ayraç niyetine kullanıyordu halbuki.
Takılarıyla birlikte yastık altındaki parası da yok olmuştu. Gerçi onları kendi elleriyle vermişti…
Allahım… diyebildi kısık sesle, dizlerinin bağı çözülüp yere çökerken. Nasıl oldu bu? Daha dün duvar kâğıdı yüzünden tartışıyorduk… Ağustosta tatile gideceğimize söz vermiştin…
Her şey komik denecek kadar sıradan başlamıştı. Geçen yıl haziranda Elifin minik arabasının pistonu sıkıştı.
Serviste fiyat uçunca, Elif öfkelenip kendi mahallesindeki Oto Yardım grubuna yazdı.
“Arkadaşlar, balata pistonum sıkışmış herhalde, kendi başıma yapabilir miyim, fikri olan var mı?” diye sordu, tekerleğin fotoğrafını da ekleyerek.
Yorumlar anında yağmaya başladı. Kimisi boşver, ellere elletme diyordu, kimisi de yeni parça al diyor.
Birden Ramazan85 adlı kullanıcıdan mesaj geldi:
Abla, başkalarını dinleme. Bir kutu WD-40 ve üç yüz liralık tamir seti al.
Tekerleği sök, pedalla pistonu hafifçe çıkar ama tam çekme.
Tümünü fren yağıyla temizle, iyice yağla.
Silindir aynası tertemizse, araban yine gıcır olur.
Elif tavsiyeye dikkatle baktı; sade ve davetkârdı, havadan sudan konuşmuyordu.
Ya silindirin aynası pütürlüyse? diye sordu hemen.
O zaman mecbur değiştireceksin. Ama fotoya bakılırsa araban iyi bakımlı, bence gerek yok. Takılırsan özelden sor, elimden ne gelirse anlatırım.
Böyle tanıştılar.
Ramazan, teknik konularda inanılmaz bilgiliydi.
Bir hafta içinde Elife yağ değişimini, bujilerin seçimini, hangi antifrizi kullanmaması gerektiğini bile açıkladı.
Elif kendini, adamdan gelecek mesajları sabırsızlıkla beklerken buldu.
Bak Ramazan, resmen cankurtaran oldun bana, diye yazdı Temmuz sonunda. Dedim ki kendi kendime… Belki buluşuruz? Kahveler benden, ya da ekonomi sayesinde bir kadeh rakı içeriz.
Cevap hemen gelmedi. Üç saat geçtikten sonra telefonun ekranı titredi.
Elif, çok isterdim gerçekten. Ama şu an… iş seyahatindeyim, hem de çok uzun. Yurt dışında sayılırım.
Vay, diye şaşırdı Elif. Uzak mı bari?
Daha nereye olsun. Sana yalan söylemek istemem. Gerçekten çok hoş bir insansın. Sana yanlış yapamam. Seyahatte değilim. Cezaevindeyim. Dört Nolu, bir anlam ifade eder mi?
Telefonu koltuğa bıraktı Elif. İçinde bir şey bıçak gibi sızladı.
Mahpus muydu? O ise iyi bir aile kadını, büyük bir firmada muhasebeci, haftalardır bir mahkûmla mı yazışıyordu?
Neden? diye titrek parmaklarla yazdı.
158. Madde. Dolandırıcılık. Saçmalık yaptım, biraz da tuzağa düştüm. Az kaldı çıkmama. Diyalogdan çıkarsan anlarım, sorun değil.
Elif o gece cevap vermedi. Bloğa aldı adamı. Üç gün boyunca hiç kendisi olamadı. İşyerinde arkadaşları Hasta mısın? diye sordu durdu.
O da hep derin düşüncelere daldı:
Neden? Neden böyle zeki, eli işe yatkın bir adam hapiste?
Bir hafta sonra, mailine bir bildirim düştü. Ramazan bir şekilde adresini sormuştu. Kişilerden silmemiş, sadece sohbeti kapatmıştı.
Elif, yazıyordu o. Kırılmadım, vallahi. Bekliyordum zaten. Sen pırıl pırıl bir insansın. Benim gibiler sana yük olur.
Sadece şunu bil ki, sayende hayatımın en güzel iki haftası geçti. Mutlu ol. Hoşça kal.
Elif o mesajı mutfakta okurken birden hıçkırıklara boğuldu. Hem kendine, hem ona, hem şu zalim hayata çok acıdı.
Neden herkes sevdasını, hayatını buluyor, bana ya evli, ya ana kuzusu ya da… tek iyi insan, o da parmaklıklar ardında? diye yine içinden geçirdi.
Ve yine cevap yazamadı…
***
Elif, birkaç kez buluşmalara gitmeyi denedi ama hiçbir şeyin tadı yoktu.
Biri akşam boyu pul koleksiyonundan bahsetti, diğeri tırnakları kirli geldi, üstelik hesabı da böldü.
Mart ayında, otuz beşinci doğum gününde, Elif kendini daha yalnız hissetti.
Sabah bir bildirim geldi.
İyi ki doğdun Elifçiğim! diye yazmıştı Ramazan. Hakkım olmadan mesaj attım, affet. Ama kendimi tutamadım. Umarım her şey gönlünce olur.
Sana layık biri yok bu dünyada. Seni başının üstünde taşımaları lazım.
Burada ekmek içiyle ve telden bir şey yaptım… Olsa verirdim. Bil ki, Anadolunun bir köşesinde biri bugün sağlığına kötü bir çay içiyor.
Teşekkürler Ramazan, dayanamayarak cevapladı Elif. Çok naziksin.
Cevap verdin! resmen havalara uçuyor gibiydi. Nasılsın? Araban nasıl? Kışın sorun çıkardı mı?
Ve her şey yeniden sardı.
Şimdi her gün konuşuyorlardı. Ramazan fırsat buldukça arıyor, sesi de beklenmedik derecede kalın ve hoş bir tondo ile çalınıyordu.
Kardeşiyle nasıl büyüdüğünü, şimdi onun çocuklarına bakacak yaşa geldiğini, hayalinin sıfırdan başlamak olduğunu anlatıyordu.
Memlekete dönmeyeceğim Elif, demişti bir akşam. Eski arkadaşlar yine aynı bataklığa çeker.
Kimsenin beni tanımadığı bir yere gitmek isterim. Elim ayağım iş tutar, inşaatta ya da sanayide çalışabilirim.
Nereye istersin gitmek? diye Elif nefesini tutarak sordu.
En çok sana gelmek isterim. Ucuz bir oda ya da küçük bir ev tutarım. Sadece bilmek yeter, sensin burada yaşayan.
Belki de… Neyse, üstüne gelmiyorum.
Mayısa geldiğinde Elif, baştan aşağı âşıktı.
Onun denetim saatlerini, ne zaman banyosu, ne zaman atölyesi olduğunu bile biliyordu.
Ramazana paket hazırlıyor, çay, çikolata, çorap ve ufak tefek yedek parça gönderiyordu.
Ramazan, cezan bitene kadar sakın sorun yaşama, yalvarıyordu. Kavga, bela istemem.
Senin için, gülüm, pamuk gibi olurum, diye gülüyordu. Nisanda çıkıyorum.
Seni bekliyorum.
***
Nisanda Elif, cezaevi kapısına gitti. Ona yepyeni bir mont, kot pantolon ve spor ayakkabı aldı.
Kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki, göğsünden fırlayacak sandı.
Çıkınca, kısa saçlı, sağlam yapılı ama fotoğraftaki kadar genç olmayan biriyle göz göze geldi.
Ama Ramazan gülümsedi, Ne haber hanımefendi? deyince, Elif kollarına koştu.
Hamdolsun, sapasağlam geldin, diye fısıldadı, diken diken yanağına başını yaslayıp.
Nereye gideceğim ki, diye sımsıkı sarıldı adam. Mis gibi kokuyorsun, çiçekli bir parfümle sanki.
Eve doğru yola koyuldular.
İlk hafta düş gibiydi. Ramazan uygarlık bir şekilde tamire girişti: damlatan musluğu düzeltti, yarım yıldır sıkışan kiliti elleriyle açtı.
Akşamları mutfakta beraber oturup, ucuz şarap eşliğinde Ramazan eski hayatının komik anılarını anlatıyordu, zor bölümleri atlayarak.
Bak Ramazan, dedi Elif onuncu gün. Ev kiralamak istiyordun ya… Gerek yok bence. Evde bolca yer var, beraber daha güzel.
Hem para da cebinde kalır, alet-edevat ve ev için lazım. Zaten birlikteyiz artık.
Elif, doğru bulmuyorum aslında, dedi adam yüzü asık, çayını karıştırırken. Erkek adam barınacak yeri de kendisi ayarlamalı. Şimdi senin eline bakıyorum, yemeğini yiyorum.
Yeter artık! Elif onun elini tuttu. Kendini kötü hissetme. Yakında işe girersin, her şey yoluna girer.
Dün kardeşim aradı, dedi birden ve gözlerini kaçırdı. Yeğenim çok hastalanmış, acil ameliyat gerekiyor, parası da yokmuş.
Benden borç istedi, ama bende metelik yok. Sana da mahçubum Elif. Aileye karşı boynum kırık.
Kaç para lazım? diye ürkekçe sordu Elif.
Epey yüksek… Beş yüz bin lira. Bir kısmını bulmuşlar ama.
Diyorum ki, keşke ben İstanbula gidip uzun süreli çalışsam. Orada iş bol, maaşı da iyi.
Elif düşünceler içinde kaldı. Kafasında üç yıl boyunca biriktirdiği tam o beş yüz bin lira kutuda duruyordu. Duvarları yıktırıp yeni fayans döşetecek, masajlı duş alacaktı…
Bende o para var, dedi kısık bir sesle.
Ramazan başını birden kaldırdı.
Aman sakın bana verme! O senin hakkın. Olmaz.
Ramazan, yeğenin için. Aile kutsaldır, sen de defalarca söyledin. Benimle şimdi ortaksın. Dönersin, borcunu ödersin. Birlikteyiz sonuçta.
Uzun süre direnip neredeyse iki gün surat astı, hatta bir ara balkonda sigara bile içmeye başladı, oysa bıraktığına söz vermişti.
Sonunda Elif parayı kendi elleriyle kutudan çıkarıp masaya koydu.
Hadi al, git kardeşine ulaştır. Ya da havale yap.
Götürürüm, diyerek sıkı sıkı sarıldı Ramazan. Belki oralarda daha iyi iş de bulurum.
En fazla iki günlüğüne giderim Elif, hemen dönerim.
***
Bir saattir antrede yerde oturuyordu Elif. Ayakları uyuşmuş, ama acı bile hissetmiyordu.
Dünkü geceyi düşündü. Birlikte aptal bir komedi izliyorlardı, Ramazan gülüyor, Elifi omzundan sarıyor, Elif de dünyanın en mutlu kadını gibi hissediyordu.
Belki yarından sonra erken çıkarım, demişti adam, yatmadan biraz önce.
Ama bir gün önce kaçmıştı. Elif, uykuda onun giyindiğini hiç duymamıştı.
Sadece rüyasında kapının çarptığını sandı ama herhalde komşulardır diye düşündü.
İki saat sonra, Ramazanın ne olur ne olmaz diye verdiği numarayı aramaya karar verdi.
Alo? dedi sert bir erkek sesi. Kim arıyor?
Merhaba, ben… Ramazanın arkadaşıyım, Elif. Bugün yanınıza gelecekti…
Uzun bir sessizlik oldu, sonra derin bir iç çekiş duydu.
Bacım, hangi Ramazan? Benim kardeşimin ismi başka, o daha altı ay daha içeride kalacak. Ekimde çıkacak.
Elifin gözleri karardı.
Nasıl yani, ekimde mi? Nisanda dışarı çıktı, ben kendim aldım cezaevinin önünden…
Bakın abla, dedi karşıdaki ses sertleşerek. Benim kardeşim Ahmet, o cezaevinde. Ramazan… Ramazan benim eski koğuş arkadaşım. İki ay oldu dışarı çıkalı.
Telefonumu da çaldı, tüm numaraları kaydetmiş. Siz de koğuş yazışmacısı kurbanısınız belli. Ondan iyisi yoktur bu işte.
Teknik üniversite diploması var, dili de fena değil.
Elif yavaş yavaş telefonu halının üstüne bıraktı. O an, ona bujileri değişmeyi öğreten anı hatırladı.
Fazla sıkma, demişti Ramazan. Yoksa dişi bozulur, geçmiş olsun.
Bozdum işte, diye mırıldandı Elif. Kendi kendimi rezil ettim, başıma dert aldım.
O anda fark etti ki, Ramazan’ın kim olduğunu asla gerçekten bilmiyordu. Hiç kimliğini görmemiş, çıkış belgesine bakmamıştı.
Kim bilir, adı bile Ramazan mıydı?
***
Elif tabii ki polise gitti, şikâyetçi oldu. Fotoğrafı gösterdi, adam hakkında pek çok gerçeği öğrendi.
Adı gerçekten Ramazandı tek doğruyu o söylemişti.
Cezaevi hayatı da yarı ömrünü yemiş, hatta Elifle üçüncü ceza sırasında tanışmıştı.
Elif derin bir iç çekip anahtarları değiştirdi, dua etti, En azından daha kötüsünden kurtulmuşum… dedi. Önceki kadınlara bakınca…




