Peki neden susuyorsun? Sanırım gayet net söyledim. Ya bu evi kurarız, ya da yollarımız ayrılır. Ben adamım, elli beş yaşındayım, artık toprağa basmak, bahçeli bir evde oturmak istiyorum; şu beton yığını apartmanda değil! Veli bir anda çay fincanını tabağa bıraktı, çay örtüye döküldü. Duyuyor musun beni, Sema?
Sema ağır şekilde tabağından başını kaldırdı. Mutfakta köfte kokusu ve neden her nedense, daha içmemiş olsa da, melisa çayı kokusu vardı. Son iki haftadır süren tartışmalar artık bu havayı mutfağa iyice sindirmişti. Veli karşısında oturuyordu, yanakları kırmızı, alnında eski zamandan kalma o inatçı çizgiyle… Eskiden bu ona adamlık gösterisi gibi gelirdi, şimdi sadece gerginlik yaratıyordu.
Duyuyorum seni, Veli dedi Sema, örtüdeki çay lekesini peçeteyle silerek. Sen ev istiyorsun. Bunu yarım yıl önce zaten anlamıştım. Ama ben anlamıyorum, neden bu evin bedeli benim dairem olmalı?
Yine senin diye başladın! dedi adam ellerini havaya kaldırarak. Yeter artık! Biz aileyiz, yoksa ne? Beş yıldır beraberiz. Her şeyimiz ortak olmalı. Sen tutmuşsun o eski bir+birine yapışmışsın. Boş boş duruyor, toz biriktiriyor. Çoktan temel atabilirdik!
Boş değil, Veli. O dairede kiracılar oturuyor. O gelir benim maaşıma iyi katkı sağlıyor. Seninkine de, çünkü market alışverişini ortak yapıyoruz. Sema sesini sakin tutsa da, içi titriyordu.
Onlar kuruş! diye elini salladı adam. Yirmi bin lira nedir ki? Bir ev aktif! Sermaye! Aile yuvamız! Yaşlılıkta düşün. Apartman girişinde bankta oturup sohbet mi edeceksin, yoksa sabah kahveyle terasta kuş sesleriyle huzuru mu yaşayacaksın…
Sema pencereden dışarı baktı. Dışarıda akşam İstanbulun kalabalık gürültüsü vardı, cadde ışıkları yanıp sönüyordu. O şehir yaşamını seviyordu. Sahip oldukları iki+bir ona yeterli geliyordu, metroya beş dakika, hastane karşıda, kızı ve torunu komşu mahallede. O elli iki yaşındaydı, küçük bir şirkette baş muhasebeciydi ve toprakla, fossa tanklarla ve şehir dışı kar temizliğinden hiç hayal kurmamıştı.
Ama Veli hayal kuruyordu. Son bir yıl bu hayal, saplantısı olmuştu.
Veli, senin arsan var. Sana babandan kaldı. İstersen kur, ama kendi imkanlarınla, dedi Sema, bir kez daha aynı mantıklı argümanı sunarak.
Hangi imkan? diye öfkeyle karşılık verdi adam. Biliyorsun, şu an işlerim durdu. Müşteri yok, sezon değil. Paralar betonda sıkışık! Senin daireyi satarsak başlangıç olur. Hemen kaba inşaatı bitiririz, sonra benim işler açılır, borçlarımızı da kapatırız.
Sema sessizce sofrayı toplamaya başladı. Bu ezberini biliyordu. Sonra işler açılır sözünü beş yıllık evlilik boyunca sayısız kez duymuştu. Veli kapı montajı işleri yapıyor, hep mevsim değil: Ocak ayı, herkes tatilde; Mayıs, kimse evde değil; yaz, herkes denizde. Ailede asıl geliri Sema sağlıyordu. Ve o bir+bir daire, ona annesinden kalan; evlilikten önce aldığı bir tür emeklilik güvencesi, hastalık veya kızı Sude için saklı rezerviydi.
Beni dinlemiyor musun? Veli ayağa kalktı, mutfak tezgahına geçişini engelledi. Sema, bak, ciddiyim. Yoruldum. Hep kendimi sanki senin evlerinde misafir gibi hissediyorum. Kendi evimde patron olmak istiyorum. Bana güvenmiyorsan, bu daireyi ailemiz uğruna feda etmiyorsan, demek ki sevgimizin bir anlamı yok.
Sevgiyle ne ilgisi var? gözlerinin içine bakarak yanıtladı Sema. Bu mantık ve ekonomi. Şehir merkezinde hazır, hızlı satılacak bir daireyi satıp, taşrada yıllarca sürebilecek bir inşaata para gömmek mantıklı mı? Ya yolunda gitmezse neyle tamamlarız?
Hep kötücül konuşuyorsun! dedi Veli. Neyse. Sana pazartesiye kadar süre veriyorum. Bugün cuma. Pazartesi ya emlakçıya telefon edip daireyi satışa çıkarırsın, ya da boşanmak için nüfus müdürlüğüne dilekçe veririz. Arkandan gizli işler çeviren, bana güvenmeyen bir kadınla yaşamak istemiyorum.
Veli aniden çıkıp kapıyı öyle sert kapattı ki, mutfaktaki bardaklar çınladı.
Sema mutfakta yalnız kaldı. Musluktan su damlıyordu; dam, dam… Musluğu zorlayarak kapattı. Elleri titriyordu. Ultimatom. Açıkça; ya malını sat, ya ben giderim.
Tabureye oturup başını avuçlarına aldı. Beş yıl önce, Veliyle tanıştığında hayatında bir şans zannetti. Yakışıklı, neşeli, elinden her iş geliyordu. Çiçekler alır, pikniğe götürürdü. Sema, alkolik eski eşiyle boşandıktan sonra Veliyi güvenli bir kale gibi görmüştü. Bir valiz ve alet kutusuyla Semanın dairesine taşınmıştı. Öncesi güzeldi; muslukları tamir etti, laminatı yeniledi, tatile gittiler.
Ama uyarıcılar vardı. Şimdi bu sessiz mutfakta tek tek hepsini hatırlıyordu.
İlk kez para istemesi, iş için lazım deyip parayla yeni olta alıp, iş gene bekler demesi.
Kızına maddi destek verdiğinde homurdanması: Kocası var, o baksın, bize lazım.
Semayı babasının köy evinde geçici olarak ikamet almayı reddetmesi: Orası aileden, sonra ne olur ne olmaz.
Şimdi de, ondan evlilik öncesi malını satmasını istiyordu.
Sema, çayını içip kızına telefon etti.
Sude, naber? Niye bu saatte aradın? Bir şey mi oldu? Sudenin sesi canlıydı, arkada torunun kahkahası geliyordu.
Sude… Veli bana ultimatom verdi. Ya anneannenden kalan daireyi satıp onun inşaatına yatırım yapmamı istiyor, ya da boşanacağız.
Telefonda bir süre sessizlik oldu. Sonra kızı sert ve alışılmadık bir sesle dedi:
Sakın!
Veli hep bana güvenmiyorsun diyor. Aileyi mahvediyorsun diyor.
Anne, muhasebeciliğini hatırla! Hangi ev? Kime tapuda yazılacak? Arsa onun. Evlilikte yapılan ev ortak olur, fakat arsa onun. Senin mal satışından gelen para ise ortak kasaya girer. Boşanırsanız, kendi paranı mahkemede kanıtlayabilecek misin? Tapu, dava, sen sokakta kalırsın, o evde olur.
Biliyorum, Sude, hepsini biliyorum. Ama… beş yıldır alıştım. Yalnız kalmak korkutuyor.
Borçsuz ve evsiz kalmaktan daha korkutucu, anne. Hem sonra ona kredi çektirir, sen de kefil olursun. Velinin oğlunu hatırlıyor musun, Arda?
Ne ilgisi var Ardanın?
Veli geçen gün eşime telefon açıp borç istedi. Ardanın arabası kaza yapmış, tamir için para lazım, babasında yok. Anne, hep hep problem. Senin Veli, her şeyi senin üstünden çözmek istiyor. Evi kurunca da, Ardaya yukarı kata yerleşsin der. Sen, taşrada iki yetişkin erkeğe hizmet eder durursun.
Kızıyla sohbet Semayı kendine getirdi, ama içindeki burukluk gitmedi.
Cumartesi buruk bekleyişle geçti. Veli geceyi evde geçirmedi. Ancak öğleye doğru geldi; gösterişli bir sessizlikle, yatağa geçip televizyon izledi. Sema çorba yapıyordu. Odaya gidip konuşmak istemişti, belki orta yol bulunur diye. Önce bahçeye bir şirin oda kurup, sonra büyütelim demek istediği sırada Velinin telefon konuşmasını duydu. Kapı aralıktı.
Aynen Arda, sıkma canını. Ben hallediyorum. Anne direniyor ama pes edecek, nihayetinde bana muhtaç, yaşlı artık; kim ister başka? Pazartesiye kadar koparırım. Daireyi satacağız, sana hemen yüz bin gönderirim, kalan da inşaata. Ne var ki? Arsa benim, ev de bana kalacak. O da çiçek ekmeye baksın.
Sema elinde kepçeyle dondu kaldı. Rengi soldu.
Yaşlı, kim ister? Bana muhtaç Koparırım
İçinde bir şey çıtlattı, kopardı. Bunca zamandır korku ve endişeyle tutuğu o ince ip, tıngır dada kopuverdi.
Sema kepçeyi bıraktı, ocağı kapattı. Çorba tam pişmemişti, ama artık ne önemi vardı.
Koridorda dolabın üstünden üç yıl önce Antalyaya gittikleri büyük valizi indirdi. Odaya götürdü.
Veli yatakta telefonu ile oynuyordu. Semayı valizle görünce alayla güldü.
Ne o, eşyaları mı topluyorsun? Kiracıları mı çıkaracaksın? Doğru yapıyorsun. Artık huysuzluk etmemelisin, ben adam gibi konuşunca ters olmamalı.
Sema sessizce gardırobu açtı. Eşinin gömlek ve pantolonlarını, kazakları çekti çıkardı.
Ne yapıyorsun? Veli şaşkınlıkla sordu. Benim eşyamı neden topluyorsun?
Topluyorum, dedi Sema sakin şekilde, çamaşırları valize atarak. Pazartesiye kadar karar istiyordun ya, niye bekleyelim, ben şimdi kararımı verdim.
Sen… beni mi evden çıkarıyorsun? Delirdin mi? Ben şaka yapıyordum! Biraz korkuttum, harekete geç diye!
Ben şaka yapmıyorum, Veli. Kalk, çoraplarını, iç çamaşırlarını, alet kutunu hazırla. Taksi çağıracağım, hangi yurtta ya da annenin köyünde kalıyorsan oraya gidiyorsun.
Yapamazsın! diye bağırdı, yüzü kızardı. Burası benim de evim! Beş yıl emek verdim, laminatı ben döşedim, duvarları ben boyadım!
Duvar kağıdı mı? Sema gülümsedi. Peki, sana duvar kağıdı ve laminatın bedelini veririm. Ama tüm yıllar boyunca ödediğim faturalar ve market masrafları ile benzin için borç çıkarmayacağım. Onu erkek ilgisi bedeli kabul edelim.
Sema, histeri yapma! dokunmaya çalıştı, taktik değiştirip her zamanki cazibesini sundu. Tamam, seni anladım. Satmıyoruz. Beraber kredi çekelim, ben üstüme alırım, sen de kefil olursun…
Sema geri çekildi. Yabancı bir insan gibi hissetti. İçinde bir acı vardı; beş yıl boyunca yanlış kişiye hayat vermiş olduğunu şimdi fark etmişti.
Veli, Ardayla konuşmanı duydum. Yaşlı, muhtaç, koparırım dediğini.
Veli bembeyaz oldu, gözlerinde korku belirdi. Geri dönüşün kalmadığını anladı.
Kulak mı misafirliği yaptın?!
Kendi evimde, kendi mutfağımda. Kapı açıktı. Toplan. Bir saatin var, sonra kilidi değiştiriyorum.
Bir saat boyunca Veli bir o bağırdı, bir diz çöküp aptallık ettim, affet dedi. Bazen öfkeli köpek gibi sarıldı, bazen zavallı bir çocuk gibi. Sema koltukta donuk gözlerle tüm sahneyi izledi. Hiç üzülmedi. Sadece kendisine kızdı, bunca zamandır böyle bir adamın yanında kalan kendine.
Sema yasa biliyordu. Apartman dairesini evlilik öncesi almıştı, ikinci daire anneanneden miras; araba kendi üzerine, krediyi de kendisi ödedi. Velinin malında sadece o arsa ve eski bir Tofaş vardı; şalının fiyatı kadar bile etmiyordu. Bölünecek tek şey çatal ve kaşık.
Kapı Velinin ardından kapanınca Sema ağlamadı. Kapıyı iki kez kilitledi, zincir taktı. Mutfakta eksik çorbayı tuvalete döktü; adamın hep sevdiği, ona valizini gösterdiği kokular ve melisa artık havalandırmayla yok olacak.
Pazartesi boşanma başvurusunu yaptı. Nüfus müdüründe ona bir ay barışmaya süre verdiler ama Sema hemen barışmanın imkansız olduğunu yazdı.
Veli uzun süre uğraşmaya devam etti. Elinde çiçekle Semanın iş çıkışında bekleyip pişmanlık rolü oynadı. Sonra hakaret dolu mesajlarla harcanan yılların tazminatını istedi. Oğlu Arda arayıp tehdit etti; babam evin yarısını ister dedi.
Sema telefon numarasını değiştirdi. İyi bir avukat tuttu, olası mal paylaşımı taleplerine karşı önlem aldı. Sudenin dediği gibi, bölünecek bir şey yoktu; tamirat, tapuda pay sağlamaz, masrafların faturası Semadadır.
Altı ay geçti.
Sema kendi balkonunda oturuyordu. Sıcak bir yaz akşamı, aşağıda çocuklar oynuyor. Yeni ve güzel bir kupa ile çay içiyordu. Dairede huzur vardı. Kimse akşam yemeği istemiyor, kimse Semanın dizisini futbola çevirmiyor, kimse parayı yanlış harcıyorsun demiyordu.
Anneannesinden kalan daireyi satmadı. Aksine, oraya usta bir ekip tutup bakım yaptırdı, kiradan daha fazla gelir elde etti. Bu paraları biriktirip seyahat planlamaya başladı. Bir gün Van gölüne gitmeyi hep istemişti, ama Veli hep Van gölüne ne gerek, bahçeye tel çit çekelim derdi.
Artık tel çit olmayacak. Ama Van gölü olacak.
Kapı zili Semayı hayallere dalmışken çaldı. Gelen Sude ve torunu olmuştu.
Merhaba babaanne! üç yaşındaki Mert koşup bacaklarına sarıldı. Sana pasta aldık!
Anne, nasılsın? Sude dikkatle baktı. Çook iyi görünüyorsun, yeni elbise mi?
Yeni, dedi Sema gülümseyerek. Saçımı da değiştirdim. Sude, biliyor musun, iyi ki Veli bana ultimatom verdi. Eğer olmasaydı, belki yıllarca sürünür, kendimi parça parça ona feda ederdim. Şimdi ise, eskiden hep korktuğum yara hızlı ve acısız iyileşti.
Mutfakta, altı ay önce sat daireyi, yoksa boşanırım diye patlayan tartışmanın olduğu yerde, şimdi pasta ve vanilya kokusu vardı.
Bu arada, dedi Sude pastadan bir lokma alırken. Veliyi geçen gün AVMde gördüm. Pek iyi görünmüyordu, yıpranmış… Yanında bir kadın vardı, kadın ona bağırıyordu: Kıyafetleri niye yanlış yere koydun?
Sema omuzlarını silkip geçti.
Umarım o kadının satacağı bir dairesi yoktur.
Anne, hiç pişman değil misin? Yine de, insan tek başına kalınca tuhaf…
Tek başına mı? Sema mutfağı, kızını ve Merti, pastanın kremasını keyifle karıştıran torununu süzdü. Ben yalnız değilim, kızım. Kendimleyim, sizinleyim. Yalnız kalmak, sadece kendi istekleri peşinde olan biriyle beraber olmaktan çok daha iyi. Belki yaşlıyım dediği gibi, ama asla aptal değilim.
Çocuklar gidince Sema bilgisayar başına geçti. Birkaç iş dosyasını kontrol etti, ama önce Van gölü seyahati için tur acentasının sitesini açtı. Biletler çoktan rezervlenmişti. O sırada şeffaf sular, kayalıklar ve uçsuz bucaksız gökyüzüne baktı.
Hayatı elli iki yaşında bitmedi. Asıl şimdi başlıyordu. Bu yeni hayatta ultimatomlara, manipülasyonlara veya açgözlü akrabalara yer yoktu. Artık seçim ve özsaygı vardı.
Valizi gösterdiği andaki Velinin şaşkın yüzü gözünün önüne geldi. Nasıl olur? diye düşünmüş olmalıydı, çünkü Sema’nın asla ayrılmayacağına inanmıştı. Birçok kadın evli statüsünden, toplum baskısından, yalnızlık korkusundan dolayı katlanıyor. Sema da korktu, ama kendini kaybetmek korkusu daha ağır bastı.
Bilgisayarını kapatıp yatağa geçti. Yarın yeni bir gün. Ve o gün sadece kendisine ait olacak.
Bu hikaye sana ilham verdi mi, canım?



