Bir Belge
Anahtar, annesinin Kadıköydeki dairesinin kapısına ait. Serdarın montunun cebinde, peşinatı aldığına dair makbuzun hemen yanında duruyor. Sürekli cebini yokluyor, sanki dokununca kontrolü elinde tutabilecekmiş gibi hissediyor. Üç gün sonra tapuda satış işlemi gerçekleşecek. Alıcılar şimdiden yüz bin lira yatırdı, emlakçı her akşam hatırlatma mesajları atıyor. Serdar kısa, duygusuz cevaplar veriyor; kendini mesajları bir tehdit gibi okurken yakalıyor.
Beşinci kata, asansör yok. Kapıya gelince nefesini toparlıyor, ancak o zaman zile basıyor. Annesinin açması biraz vakit alıyor. İçeriden ayakkabı sürtmesi, anahtar sesi duyuluyor.
Serdar, sen misin? Dur, bir dakika zinciri… Annesi olması gerekenden daha yüksek sesle, hafif gergin konuşuyor; sanki önceden kendini savunmak istiyor.
Serdar, yapabildiği kadar gülümsüyor, poşeti gösteriyor.
Markete uğradım. Hem sözleşmeye bir daha bakalım.
Sözleşme Annesi koridora çekilerek yol veriyor. Hatırlıyorum. Yalnız acele etme lütfen.
Daire sıcacık, kaloriferler yanıyor. Kapının yanında bir taburede ilaç çantası duruyor. Mutfak masasının üstünde yarım kalmış bir elma, yanındaki deftere annesi büyük harflerle yazmış: İlaçları iç, Siteyi ara, Serdar gelecek.
Serdar market torbasını boşaltıp sütü buzdolabına kaldırıyor, kapak tam kapanmış mı diye kontrol ediyor. Annesi usulca izliyor, sanki alışveriş bile bir anlaşmanın parçası.
Yine yanlış ekmek almışsın, diyor annesi, ama kızgın değil.
Başka yoktu, diyor Serdar. Anne, satma nedenimizi hatırlıyorsun değil mi?
Annesi sandalyeye oturuyor, ellerini dizlerinin üzerinde birleştiriyor.
Daha kolay olması için. Bu merdivenler, taşınıp inmek Bir de siz, kelimeyi sanki yutuyor, siz demek zor geliyor. Siz kavga etmeyin diye.
Serdar sinirini bastırmakta zorlanıyor, ona değil, cümleye. Zaten kavga ediyorlar; telefonda sessizce, annesi duymasın diye.
Kavga etmiyoruz, yalan söylüyor, çözüm arıyoruz.
Annesinin bakışı net ve kararlı.
Yeni evi görmeden imzalayamam. Söz verdin.
Yarın gezmeye gideriz, diyor Serdar. Giriş katı, bahçesi var, market yakın.
Klasöründen belgeleri çıkarıyor: ön anlaşma, makbuz, tapu örneği, kimlik fotokopileri Her şey düzenli dosyalanmış, sanki klasör düzeniyle ailedeki dağınıklık düzene girecek.
Bu ne? Annesi, Serdarın hatırlamadığı bir kağıda uzanıyor.
Kağıt ince, üstünde poliklinik kaşesi ve doktor imzası. Üstte kocaman: Rapor. Altında, Serdarın ağzı kurutacak ifadeler var: Bilişsel gerileme bulguları, Vasi tayini görüşü önerilir, Sınırlı ehliyet durumu olabilir.
Bu nereden çıktı? Sesini kontrol etmeye çalışarak soruyor Serdar.
Annesi kağıda bakıyor, yabancı bir şeye bakar gibi.
Doktordan verdiler Sanatoryum için diye sandım.
Kim verdi, ne zaman?
Paşa ile gittim. Hafızamı kontrol ettirsin, kandırmasınlar diye dedi. Ben de kabul ettim. Kayıtta bir kadın bir şey imzalattı, gözlüksüzdüm, okuyamadım.
Serdarın kafasında parçalar birleşiyor, ama daha çok huzursuz oluyor. Kardeşi Paşa aylardır aynı şeyi söylüyor: Annemi yalnız bırakamayız, unutuyor, biri aldatır. Sözlerinde endişe var ama yorgunluk da hissediliyor.
Anne, bunun ne anlama geldiğini biliyor musun? Rapora işaret ediyor.
Ben annesi gözlerini indiriyor. Aptal olduğumu mu yazıyor?
Hayır. Demek oluyor ki, biri şöyle bir işlem başlatmış: kendi adına imza atamaman için, senin yerine karar alınsın diye.
Annesi başını hızla kaldırıyor.
Ben çocuk değilim.
Konuşamazken dudakları titriyor; ağlamıyor, ama gözlerinde gösterilemeyen bir kırgınlık var.
Paranın nerede olduğunu hatırlıyorum, hızlıca söylüyor. Sizi okula götürdüğümü hatırlıyorum. Ev benim. Bari beni…
Sonuna kadar getiremiyor.
Serdar kağıdı dosyaya yerleştiriyor, sanki yanık bir şey gibi dikkatlice.
Ben halledeceğim, diyor. Bugün.
Balkona çıkıp Paşayı arıyor. Balkonda annesinin salatalık konserve kavanozları, yıkanmış, temiz. Kapağı ayrı, düzenli dizilmiş. Annesi gözlüğünü nereye koyduğunu unutuyor, ama kavanoz kapağı yerli yerinde.
Paşa hemen açıyor.
Ne var, nasıl durum? Sesi her zamanki gibi, kendini güçlü göstermek istiyor.
Onu doktora sen mi götürdün? Serdar soruyor.
Duraksama.
Evet. Eee? Gerekliydi. Karmaşa var, Serdar. Sen de biliyorsun.
Yorgunluğu görüyorum, unutkanlık farklı. Rapor verilmiş, vasilik yazıyor farkında mısın?
Abartma, bir öneri o. Tapuda sorun çıkmasın diye. Herkes dolandırıcıdan, sahtekârdan korkuyor artık.
Serdar telefonu sıkıyor.
Tapu işlemi öyle takılmak değil, ehliyet kontrolü. Sınırlı ehliyet notu varsa işlem yapmayabilirler.
Yaparsa, sonra dava çıkar. Mahkemelere düşmeyelim diyorum. Her şeyin temiz olması lazım.
Temizlik, annemin neye imza attığını bilmesiyle olur, gözlüksüz, okumadan değil.
Yine bana yıkacaksın? Paşa sesini yükseltiyor. Annemle daha çok ben ilgileniyorum. Ocağı unutuyor, sen de gördün.
Serdar dün annesinin hangi gün olduğunu sorduğunu hatırlıyor, ancak peşinatı tam sayıp, makbuzdaki tutarı detaylı sormuştu.
Bugün polikliniğe gidiyorum, diyor Serdar. Tapuya da uğrayacağım. Akşam sen de gel, annemin yanında konuşalım.
Annem yanında olmasın, geriliyor.
Olabilir. Konu o.
Serdar mutfağa dönüyor. Annesi ellerini birleştirmiş, pencereye bakıyor, cevabı orada arar gibi.
Bana kızma, diyor arkasını dönmeden. Paşa iyi çocuk. Sadece korkuyor.
Serdar, kelimenin içinde bir şeyin değiştiğini hissediyor. Annesi o an bile kardeşini koruyor.
Ona kızmıyorum, diyor, sana danışılmadığı için kızıyorum.
Klasörü topluyor, raporu ayrı dosyaya koyup çantasına yerleştiriyor. Çıkmadan ocak kapalı mı, pencereler kilitli mi diye kontrol ediyor. Annesi onu kapıya kadar geçiriyor.
Serdar, sesi çok hafif, sakın benim evi rastgele birine vermezsin, olur mu?
Kimseye vermem, diyor Serdar. Seni de kimseye vermem.
Poliklinikte iki saat harcıyor. Önce sıra, sonra dosya arama, sonra neden bilgi istediğini anlatma. Kayıtta yorgun bir kadın:
Gizlilik, yalnız vekaletle bilgi veririz.
Ben annesiyim, Serdar sesini yükseltmemeye çalışıyor. Ne imzaladığını bilmiyor. Kim işlemi başlattı, bari onu öğreneyim.
Kendisi gelsin, diyor kesin bir ifadeyle kadın.
Serdar koridora çıkıp annesini arıyor.
Anne, gelebilir misin şu an? diye soruyor.
Şimdi mi? Endişe ve şaşkınlık. Hazır değilim ben…
Gelip seni alacağım. Önemli.
Yine beşinci kata çıkıyor, palto giydiriyor, gözlüğünü cam kenarında buluyor; unutmayayım diye oraya koymuş. Annesi merdiveni tutarak yavaş ama kararlı adımlarla iniyor.
Poliklinikte tekrar sıra Annesi insanları, afişleri inceliyor, iyice küçülüyor gibi.
Okula yeni başlayan gibi hissediyorum, diyor sıra gelince.
Sen yetişkinsin, diyor Serdar. Burada işler böyle yürüyor.
Annesiyle birlikte kayıt daha ılımlı. Pasaportu, sağlık kartını alıp dosyayı buluyor.
İki hafta önce nöroloğa, sonra psikiyatriste gitmişsiniz, diyor kadın.
Psikiyatriste mi? annesi şaşkın. Kimse söylemedi.
Unutkanlık şikayetinde rutin, diyor kadın ama sesi güven vermiyor.
Serdar ziyaret listesini ve rapor fotokopisini istiyor. Vermiyorlar, fakat annesine olayla ilgili bir özet veriyorlar, tapuya ibraz için. Annesi bu kez gözlükle, yavaşça okuyor ve imzalıyor.
Buyrun, diyor kadın, sorular için başhekime gidin.
Başhekimin odası kapalı, kapıda not: 14:00ten itibaren. Saat 12:30.
Yetişemeyiz, diyor annesi, bir nebze rahatlamış gibi.
Bekleriz, diyor Serdar.
Koridorda, bankta oturuyorlar. Annesi elindeki özetle bilet tutar gibi, sanki alınacak diye endişe ediyor.
Serdar, gözünü kaçırıyor, bazen karışıyorum. Yemek yedim mi unutuyorum. Ama beni kenara koysunlar istemiyorum.
Serdar parmaklarını izliyor. Cildi ince, damarları çıkık ama parmaklar hâlâ çevik. Küçüklüğünde atkı bağladığını hatırlıyor. Kendini aciz hissettiği günleri
Kimse seni kenara koyamaz, sen razı olmadıkça, diyor.
Ya neye razı olduğumu fark etmezsem?
Bu soru, rapordan daha sert.
O zaman yanında olacağım, diyor Serdar. Senin anlamanı sağlayacağız.
Başhekim 14:20de kabul ediyor. Orta yaşlı bir kadın, kibar ve net konuşuyor.
Annenizin mahkemeden alınmış ehliyetsizlik kararı yok, dosyayı inceliyor. Doktorun bilişsel gerileme notu ve vasi danışması önerilmiş. Bu imza hakkını elinden almaz.
Ama tapu memuru bu notu görünce işlemi yapmayabilir, diyor Serdar.
Tapuda görevli kişi işlem anındaki durumu değerlendirir. Şüphesi varsa psikiyatristten ayrıntılı rapor ister veya işlemi birlikte yapar. Tek başına belge engel değildir.
Annesi çantasını sıkıca tutuyor.
Vasi önerisini kim istedi? diye soruyor Serdar.
Başhekim dikkatle bakıyor.
Dosyada vesayet talepli oğul kaydı var. Soyadı yok. Doktor test sonuçlarına göre yazmış olabilir. “İsteniyor” diye kayıt alınmaz.
Serdar, daha fazla zorlamanın sonuçsuz olacağını biliyor. Her şey usulüne uygun “ilgi”. Gri nokta, annesinin gözlüksüz imza attığı o yer.
Eve dönerken annesi yorgun ama dik duruyor. Otobüste birden soruyor:
Paşa, evi satıp sokakta kalırım diye korkuyor.
Endişeleniyor, diyor Serdar.
Sen neden korkuyorsun?
Serdar hemen cevap vermiyor. İşlem iptal olur, alıcılar dava açıp parayı geri alır, yeni ev fırsatı kaçar, annesi merdivenleri yıllarca çıkmak zorunda kalır bunların hepsinden çekiniyor. Ama bir şey daha var: Annesi aile gözünde insan olmaktan çıkıp ilgilenilecek nesne olursa
Seni artık kimseye danışmadan karar alırlar diye korkuyorum, diyor.
Akşam Paşa geliyor. Ayakkabısını çıkarıp, doğrudan mutfağa geçiyor. Annesi masaya tabak koyuyor, buzdolabından salata çıkarıyor. Serdar gözlüyor, annesi sıradan bir akşam havası vermeye uğraşıyor.
Anne, nasılsın? Paşa yanağından öpüyor.
İyiyim, diyor kısaca. Bugün psikiyatristte olduğumu öğrendim.
Paşa duraksıyor; Serdara bakıyor.
Korkutmak istemedim, anne. Sadece doktor, rutin süreç.
Kontrole götürüldüm ama haberim yoktu, diyor annesi.
Serdar özet kağıdı masaya bırakıyor.
Paşa, bu kayıt satış işlemini engelleyebilir, biliyorsun, değil mi?
Sen de bil ki olmadan işlem sıkıntılı. Tapu memuru her şeyi görmeli. Yaşlı kadın kandırılmış demesinler.
Anlıyor, diyor Serdar.
Bugün anlıyor, yarın unutuyor, Paşa sesi sertleşiyor. Unutuyor, herhangi belge imzalayabilir.
Annesi hafifçe masaya vuruyor, sesi keskin.
Her belgeyi imzalamam, diyor annesi. Anlatılanı imzalarım.
Paşa başını eğiyor.
Anne, gerçekten yoruldum, diyor fısıltı gibi. Her gün birileri arayacak, para talep edecek diye korkuyorum. Komşumun da başına geldi. Senin de başına gelsin istemem.
Bunların arkasında bencillik yok, korku var. Ama korku, karar yetkisi vermeye hakkı tanımıyor.
Farklı yapalım, diyor Serdar. Vasiyet, ehliyetsizlik değil. Tapuya beraber gidelim, alıcısız, önceden. Anne gözlüklerini takacak, sakince konuşacağız. Tapucu isterse psikiyatrist raporu alacağız. Vekalet de her işlemi kapsamasın, sadece belli görevler için. Para, satıştan sonra iki imza ile hesaba yatacak; anneyle benim. Veya anneyle Paşa. Nasıl isterse.
Paşa kafasını kaldırıyor.
Uzun sürer, alıcı beklemez.
Beklemezse gitmekte özgürler, diyor Serdar. Annesi hafifçe irkiliyor. Annenin ehliyetini kaybettirmek uğruna satmayacağım.
Annesinin gözlerinde yeni bir his: şükran ve endişe karışımı.
Serdar, sessizce fısıldıyor. Ya parayı kaybedersek?
Yanına oturuyor Serdar.
Peşinat gider belki, dürüstçe söylüyor. Zaman da Ama koşarak vasiliğe razı olursak, bir daha özgür olamazsın. Güvenliğin için her adımına müdahale edilir.
Paşa yumruğunu sıkıyor.
Onu küçük düşüreceğimi sanıyorsun? diyor.
Korktuğun için kontrol etmek istiyorsun, kolay geliyor, diye cevaplıyor Serdar.
Paşa birden kalkıyor.
Kolay mı? Haftada bir gelip bana nasihat veriyorsun, asıl işi sen yapsana!
Serdar da doğruluyor, ama duruyor. Annesi iki arada ezilmiş gibi küçülüyor.
Dur, diyor. Kimin daha çok ilgilendiği mesele değil. Merkezde anne olmalı. Anne, Paşa senin adına imza atmasını ister misin?
Uzun sessizlik. Sonunda konuşuyor annesi:
Sözleşmeyi siz ikiniz yanımda imzalayayım. Her şey açık söylensin. Gerçek olsun. Hoş olmasa bile.
Serdar başını sallıyor.
Öyle olacak.
Ertesi gün Serdar, rapor ve özetle tapu müdürlüğüne tek başına gidiyor. Merkezi eski bir apartman, merdivenler parlıyor. Tapu memuru, gözlüklü bir adam, belgeleri inceliyor.
Sadece rapor yetmez satışa engel için, diyor. Psikiyatrist eşliğinde işlem ya da detaylı doktor raporu öneririm. Yalnız annenizin bizzat katılımı şart, geniş vekaletler olmaz.
Alıcılar bekliyor, diyor Serdar.
Hep beklerler. Sonra vazgeçerler. Siz karar vereceksiniz.
Serdar dışarı çıkıp emlakçıyı arıyor.
İşi erteliyoruz, diyor.
Ne kadar süre? emlakçı sesi soğuyor.
İki hafta. Doktor raporu şart.
Alıcılar vazgeçebilir, peşinatı iade etmelisiniz.
Gerekirse iadeyi yaparız, diyor Serdar, sakinliğine şaşırıyor.
Akşam annesi ve Paşaya haber veriyor. Paşa söyleniyor, şans boşa gitti, her şeyi mahvettin diyor. Sonra susup çıkıyor, kapıyı nazikçe çarparak.
Annesi mutfakta kalem çeviriyor.
Gelmez mi artık? soruyor.
Gelecek, diyor Serdar. Zamana ihtiyacı var.
Benim ne kadar zamanım var? diye soruyor annesi.
Serdar bunun sıradan bir bekleyiş değil, kalan ömrüyle ve özgürlükten ne kadar feragat edeceğiyle ilgili olduğunu anlıyor.
Zamanın var, hakkın da var, diyor.
Bir hafta sonra annesiyle özel poliklinikte psikiyatriste gidiyorlar, sıra beklemeye gerek yok. Annesi endişeli ama dirayetli. Doktor sohbet eder gibi, tarih, çocuklar, satış sebebi ile ilgili sorular soruyor. Anne bir sefer rakamı şaşırıyor ama satış sebebini ve paranın yeni eve, kendi hayatına harcanacağını net şekilde açıklıyor.
Sonuç ellerinde. Kuru bir cümle: Bilişsel durumu kendi kararlarını anlayıp yönetmesine yeterli. Serdar belgeyi elinde tutarken, annesinin insan olarak kabulünü bir kağıtta kanıtlamak zorunda kalmadıkları için buruk hissediyor.
Alıcılar vazgeçiyor, emlakçı mesaj atıyor: Yeni ev buldular. Ardından: Peşinatı Cuma geri verin, aksi takdirde ihtar. Serdar bir kısmını birikiminden sıyırıp parayı geri yolluyor. Canı acısa da, yıkıcı değil.
Paşa üç gün sessiz kalıyor. Sonra haber vermeden akşam geliyor. Annesi kapıyı açıyor, Serdar koridordan seslerini duyuyor.
Anne, özür dilerim, diyor Paşa. Abarttım.
Beni kırmadın, diyor annesi. Sadece korkuttun.
Paşa mutfağa giriyor, Serdarın karşısına oturuyor.
Gerçekten doğru yaptığımı sandım. Biri, sana…
Anladım, diyor Serdar. Artık her evrak annemin yanında, ikimizle birlikte olacak. Korkarsan söyle, raporla değil.
Paşa başını sallıyor, gözlerinde inat hâlâ var.
Ya bir gün tamamen… cümle yarım.
Annesi ona sakin bakıyor.
O zaman birlikte karar verirsiniz. Ama ben hayattayım ve anlıyorum, benim de sözüm olsun.
Serdar biliyor ki, artık aile daha yakın değil. Küskünlükler derinde kaldı, tortu gibi. Satış olmadı, para gitti, yeni ev seçeneği kayboldu. Ama klasörde yeni belgeler var: Serdara sınırlı vekalet, faturalar için ve banka işlemleri için; anneden ortak hesap izni ve tapu memuruna büyük harflerle kendisinin yazdığı soru listesi.
Gece Serdar çıkmaya hazırlanıyor. Annesi onu, her zaman olduğu gibi, kapıya kadar geçiriyor.
Serdar, anahtarları uzatıyor. Yedekleri al. Unuturum diye değil, ikimiz huzurlu olalım diye.
Serdar anahtarı alıyor, metalin soğukluğunu hissediyor, başını sallıyor.
Evet, huzurlu olalım, diyor tekrar.
Merdiven başında durup hemen inmiyor. Kapının arkasında annesinin adımlarını duyuyor, ardından kilit sesi. Serdar düşünüyor, gerçek tam ortaya çıkmadı hâlâ: Poliklinikte o yorumu kim ekledi, neden annesine tam bilgi verilmedi, bakım ile karar hakkı nasıl ayrılır bunlar ileride tekrar gündeme gelecek. Fakat artık annesinin sesi var, sadece kelimelerde değil, fiili kontrolle. Bunu birilerinin elinden almak o kadar da kolay olmayacak.




