Pazar babası
Pazartesiden pazara kadar Murat sadece yaşıyordu, var oluyordu daha doğrusu. Altı gün boşluk, bir gün hayat. O bir gün bile eski eşi Esranın iki yıl önce çizdiği planla bölünmüştü: Sabah ondan akşam altıya kadar. Ne geç kalmak yok, ne fast food, ne olur olmadık hediyeler. Çünkü Murat sadece bir işlevdi. Pazar babası.
Kızı Zeynep onu apartmanın önünde karşılardı, yüzünde bir nöbetçi gibi sert bir ifade. Gözlerinde hep şu vardı: İki dakika geç kaldın ya da Bugün sırada sinema var.
Dolaşırlardı, sinemaya giderlerdi, parkta yürürlerdi, kafede otururlardı. Okuldan, filmlerden, Zeynepin arkadaşlarından konuşurlardı. Asla Esradan değil. Hiç ama hiç, Zeynepi eve bırakıp onun asansöre gitmesiyle başlayan, eve, annesine ve yeni babası Yusufa dönen akşamdan bahsetmezlerdi.
Yusuf gerçek bir babaydı. Onlarla yaşardı. Ödevlere yardım ederdi. Hafta sonları arabasıyla yazlığa götürürdü. Zeyneple ortak espirileri, birlikte çekilmiş fotoğrafları vardı, Instagramda. Murat bunları gizli gizli, gece izlerdi ve sanki başkasının hayatını çalıyormuş gibi hissederdi.
Bir haftalık baba sevgisini, sekiz saate sıkıştırmaya çalışırdı. Pek beceremezdi; hep kasılı, garip, doğallıktan uzaktı.
Sıkıntılı bir ifadeyle sorardı:
Bir şeye ihtiyacın var mı?
Zeynep omuz silkerdi:
Her şeyim var.
Ve o her şeyim var cümlesi, her türlü kırgınlıktan daha ağırdı. Anlamı şuydu: Bir evim var. Sen ise fazladansın.
***
Her şey bir salı günü alt üst oldu.
Esra aradı. Sert ve düz olan sesi, bu sefer yorgun ve inceydi.
Murat şey, Zeyneple ilgili. Doktorlar tümör olabilir diyor. Kötü türden. Zor bir ameliyat gerekiyor. Pahalı.
Dünya telefonun ucunda küçücük bir noktaya dönüştü. Esra toparlanıp, paradan konuştu sonra. Kendilerinde ve Yusufta birikmiş TL var ama yetmiyor. Arabayı satıyorlar, çözüm arıyorlar. Sanki istemezmiş gibi anlatıyordu, ortak bir derdin tarafı gibi.
Murat çevresindeki her şeyi bıraktı. Hastaneye koştu. Zeynepi, küçücük ve korkmuş bir halde pijamasıyla buldu. Kalbi paramparça oldu.
Yanında, sandalyede Yusuf oturuyordu. Elini tutuyordu, bir şeyler fısıldıyordu. Zeynep ona bakıyordu, gözlerinde güç arıyordu.
Murat kapıda kaldı, yabancı gibi. Pazar babası hafta içi, gereksizdi.
Baba gülümsedi Zeynep, güçsüzce.
O baba, bir can simidi gibi geldi. Yaklaştı; ama yapabildiği tek şey, kızının kafasını beceriksizce okşamak oldu:
Her şey güzel olacak, canım.
Boş, ezberlenen sözler
Esra koridorda, pencerenin yanında duruyordu. Gözlerini pencereden ayırmadan şöyle dedi:
Eğer mümkünse para
Muratın tek değerli şeyi vardı: 1972 model, koleksiyonluk bir Gibson gitarı.
Gençlik hayaliydi, bir servet vermişti.
Yarı fiyatına sattı; yeter ki hızlıca olsun. Esraya parayı yolladı, isimsiz. Teşekkür istemiyordu. Zeynepin babam sadece parasını gösteriyor diye düşünmesini de istemiyordu. Yusuf kahraman olsun, hakkı var. Muratın yok. Ona sadece borç düşer.
***
Ameliyat bir perşembe gününe randevu verildi. Çarşamba gece evde duramayıp yeniden hastaneye gitti.
Odada Esra vardı. Yusuf dışarıdaydı. Zeynep kapalı gözlerle yatıyordu, uyumuyordu.
Anne, dedi sessizce, sabah gelen doktor bir daha fıkra anlatmasın. Hiç komik değil.
Tamam, kızım, dedi Esra.
Bir de Baba Yusuf iş planı okumayı bıraksa sıkıcı.
Söylerim.
Murat perde arkasında duruyordu, girmeye cesaret edemeden. Aniden Zeynep sustu ve sonra daha da kısık sesle söyledi:
Kendi babam gelsin. Otursun. Sessizce. Okusun eskisi gibi Hobbitten.
Duydu ve kalbi boğazına kadar çıkmıştı.
Eskisi gibi
***
Boşanmadan önceydi, her gece uyumadan Hobbit okurdu, cücelerin, elflerin seslerini değiştirirdi.
Esra koridora çıktı, Muratı gördü ve başıyla odayı işaret etti:
Gir. Ama uzun kalma. Dinlenmesi lazım.
Girdi, yatakta oturdu. Zeynep gözlerini açtı.
Merhaba, baba.
Merhaba, kuzum. Hobbit mi?
Evet.
Murat yanında kitap yoktu. Telefonundan buldu, okumaya başladı.
Sessiz, monoton, kelimeleri atlaya atlaya, karıştırarak Sesleri değiştirmedi, sadece okudu. Gözleri dolmuş, yazılar akıyordu. Zeynepin eli avucunda güçsüz kalmıştı.
Bir saat, belki iki okudu. Ta ki sesi tükenene kadar, Zeynep uyuyana kadar. Elini çekmek isterken, Zeynep uykuda daha sıkı tuttu.
Ve o an; kızının uyuyan, yorgun yüzüne bakarken, hep sakladığı şeyi yaptı. Eğilip, kimsenin duymayacağı bir fısıltıyla söyledi:
Affet beni kızım. Her şey için. Seni öyle çok seviyorum ki Dayan, benim için dayan Pazar baban için.
Duydu mu, bilmiyordu. Umudu, duymamasıydı.
***
Ameliyat uzun sürdü. Murat, Esra ve Yusuf karşısında koridorda oturdu.
Onlar birlikteydi.
O yalnız.
Ama şimdi yalnızlık boş değil; sessiz okumanın ve Zeynepin elinin sıcaklığıyla doluydu.
Doktorlar çıkıp, her şey iyi geçti, tümör kötü değil dediklerinde, Esra Yusufun omzunda ağladı.
Murat kalkıp pencereye gitti. Kısık yumruklarıyla, rahatlamadan haykırmamaya çalıştı.
***
Zeynep iyileşti. Bir hafta sonra normal odaya alındı.
Yusuf gerçek baba olarak doktorlarla koşuşturdu, işleri halletti.
Murat ise her akşam geldi. Okudu. Sessiz kaldı. Bazen ikisi dizi izlerdi sadece.
Bir akşam, çıkacakken Zeynep durdurdu onu.
Baba.
Buradayım.
Biliyorum, parayı sen verdin. Annem söylemedi ama Yusufla tartışırken duydum. O şirketten payını satmak istedi, annem izin vermedi, Murat zaten verdi, gitarını sattı dedi.
Bir şey demedi.
Neden? diye sordu Zeynep. Biz seninle değiliz ya
Siz benim ailemsiniz, diye araya girdi Murat, hiç tartışılmaz.
Zeynep uzun süre baktı ona. Sonra elini uzattı. Avucunda eski ve yıpranmış bir karton ayraç vardı. Üzerinde çocuk harfleriyle Babam Murata, Zeynepten yazıyordu.
Yedi yıl önce yapmıştı
Evi temizlerken eski kitapta buldum. Al. Sayfaları kaybetme diye
Aldı ayraçı. Karton hâlâ Zeynepin avuç sıcaklığıyla sıcaktı.
Baba, dedi tekrar; bu sefer sesi daha kararlı, daha olgundu. Sen sadece pazarları değil, her zaman babamsın. Anladın mı?
Cevap veremedi. Sadece başını sallayıp ayraçı yumruğunda sıktı.
Sonra koridora çıktı. Çünkü babalar pazar babası bile olsa kızlarının yanında ağlamaz.
Gizli bir köşe bulup, eski karton anahtara sarılırlar, hem mutluluktan hem acıdan deli olurlar. O geçmişin anahtarı, işte gerçekten bugünü getirir insana
***
Bir sonraki Pazar, Murat onda değil, dokuzda geldi. Altıda çıkmadı, daha geç çıktı.
Zeyneple sessizce pencereye bakıp sakin şehri izlediler; hiç programa uymadan.
Çünkü Murat Zeynepin babasıydı.
Ve sonsuza kadar öyle kalacakBir süre sessizce oturdular. Zeynep, Muratın omzuna yaslandı. Şehirde bir sabahın huzuru vardı; gökyüzü açık, yollar sessiz. Zeynep bir anda gülümsedi, Muratın elini tuttu.
Bugün her şeyi boş verelim mi? Baba-kız günü. Kural yok. Hiçbir şey planlanmasın.
Murat başını salladı, gözleri dolu. O an, yıllardır ilk defa kendini gerçekten baba gibi hissetti; programdan, saatten, izinlerden arınmış, gerçek bir bağın içindeydi.
Beraberce aşağıya indiler, yürüyüşe çıktılar. Yolda Zeynep bir kahkaha patlattı, Murata şöyle dedi:
Biliyor musun, seninle olunca insan her şeyi unutabiliyor. Korkuları, hastaneyi, boşlukları
Murat durdu. Artık sözlerin yetmediği yerde, sessizce sarıldı kızına. O anda biliyordu: Zeynepin yanında, pazar babası olmasından öte, artık her an babasıydı.
Güneş yavaşça yükselirken, Murat ve Zeynep önce parka, sonra bir kitapçıya gittiler. İkisi birlikte Hobbit kitabının yeni bir baskısını seçtiler. Murat, ayraçı ilk sayfasına yerleştirirken, Zeynep fısıldadı:
Bu kitap bizim anahtarımız. Hep açık dursun, olur mu?
Murat gülümsedi, onayladı. Tek bir günle başlayan hikayeleri artık her gün devam edebilirdi. O an, farklı bir hayatın kapısı açılmıştı. Ve pazar babası, kendi kızının yanında, yepyeni bir gerçekliğe adım atıyordu.
Geriye sadece huzur kaldı; bir baba, bir kız ve her gün devam eden bir sevgi.



