Hayatımı Değiştiren Bir Olay
Mümtaz Bayraktar daha okul sıralarında öğretmen olacağını anlamıştı. Bu sadece bir istek değil, içten gelen bir inançtı; yaşadığı bir olaydan sonra kafasına kazındı. O çocuk aklıyla şunu anlamıştı: Ne olursa olsun, insan gibi kalmak lazımdı ve önünde canlı bir örnek vardı. O gerçek terbiyenin yüreğini yakaladığı anı, hayatı boyunca aklında tuttu.
Mümtaz, altıncı sınıfta okuyordu. Annesiyle birlikte yaşıyordu, babası o sene onları terk etmişti. Bir akşam, vedasız elini kolunu sallayarak gitti ve annesine şunları söylemişti:
Artık başka bir ailem var, siz ne haliniz varsa görün.
Mümtaz o sözleri asla unutamadı; odasına kaçtı, ağladı ama annesine göstermedi:
Büyüdüğümde asla böyle davranmayacağım, bir daha da babamı hatırlamayacağım, dedi kendi kendine.
Gerçekten de öyle oldu. Hayatı boyunca bir daha babasını görmedi, onu da pek hatırlamadı. Ama içi buruktu, başka çocukların babası varken onun yoktu.
Annesi o zamanlar İzmirde bir konfeksiyon atölyesinde çalışıyor, ayrıca evde dikim yapıyordu. Geçinmek zor olsa da, sofrada yemek eksik olmuyordu. Annesi, Mümtazı okula hep yeni giysilerle göndermeye çalışıyordu; kimseyle geri kalmasın isterdi. O zamanlar hayat çoğunlukla hep aynıydı; tabii istisnalar vardı.
Mümtazın sınıfında Kenan diye bir çocuk vardı. O da sıradan bir öğrenciydi. Bir gün Kenanın babası şanslanmıştı; köydeki miras kalan evi satıp parasını ticarete yatırmıştı. Küçük bir Anadolu şehrinde araba tamirciliğiyle işleri açılmış, geliri artmış, oğlunu şımartıyordu. Kenan yeni eşyalarla övünür, diğer çocuklar içten içe kıskanırdı.
Bir gün Kenan sınıfa elinde fiyakalı bir saatle geldi:
Bakın, babam bana bu saati aldı!
Herkes gibi Mümtaz da saati kıskandı. Kenan neredeyse gururdan patlayacak gibiydi; sınıfta kimsenin böyle saati yoktu. Herkes üzülmüştü; o saatin hayalini kurmak boşunaydı. Mümtaz da hayal kırıklığını belli etmese de, içi buruktu. O an, babasını hatırladı:
Kenanın babası ailesinin yanında, benimki yok
Mümtaz derslerinde hep annesinin umudu olarak çalışırdı:
İyi oku oğlum, hayatın güzel olur Bütün umudum sensin, derdi annesi. Mümtaz zeki çocuk değildi, ama hep iyi bir öğrenci olarak başarıyı bırakmazdı.
O günün son dersi beden eğitimi idi. Soyunma odasında çocuklar birbirini iti kakıyordu. Kenan babasının hediyesinden korkarak saati çıkardı, çantaya koyacak derken aceleyle bankanın altına düşürdü. O anda sadece Mümtaz fark etti.
Bir anlık düşünce geçti aklından; saati sessizce alıp cebine koyabilirdi. Hiç tereddüt etmeden eğildi, saati kapıp eşofman cebine attı. Kenana söylemeliyim, yoksa bu saat ona ait, diye düşündü ama söyleyemedi.
Beden eğitimi hocası İrfan Yıldırım yüksek sesle bağırdı:
Çabuk sıraya, hadi başlayalım!
Herkes sıraya geçti. Dersten aklı hep cebindeki saatteydi; düşerse rezil olurdu. Bankanın altına geri koymayı düşündü, ya da Kenanın çantasına, ama biri görürse ne olurdu? Saatten haberinin olduğu anlaşılırsa, hırsız damgası yerdi. O anda Mümtazın içi sıkıştı. Saat cebinde ateş gibi yakıyordu. Dersten sonra zil çaldı, soyunma odası doldu, Mümtaz en son girdi.
Kenan ortada bağırıyordu:
Saatimi çaldınız! Babamın hediyesi, gösterin ceplerinizi!
Mümtaz ne yapacağını bilemedi; saat cebinde bulunursa bütün sınıf ona sırtını dönerdi.
İrfan Yıldırım, beni soydular! diye bağırdı Kenan.
Tamam, sakin olun bakalım, ne oluyor burada? diye hocadan bir ses geldi, herkes sustu.
Saatimi çaldılar, babam almıştı, dedi Kenan.
O zaman saat gibi değerli şeyleri okula getirmeyeceksin, şov yapmak için mi? Bu güzel değil. Belki hırsızlık yoktur, belki ortalığa kaymıştır Hadi, herkes sıraya dizilsin.
Niye ki? dedi çocuklar.
Çünkü ortalık karıştı, bir şey aranamaz. Herkes dizilsin, gözlerinizi kapatın! Açarsanız, kim açarsa onu suçlu sanırım.
Çocuklar bir sıra dizildi, gözlerini kapadı. İrfan Yıldırım cepleri kontrol etmeye başladı. Mümtaza geldi, sessizce cebine vurdu, saati buldu. Mümtaz kıpırdamadan durdu.
Saati çıkarttı ve sessizce söyledi:
Hadi yer değiştirin, Mümtaz komşunla değişsin Gözlerinizi açmayın yoksa hiçbir şey göremem!
Sessizlik, Mümtaz en kötüye hazırlandı, ama hocanın sesi yükseldi:
İşte saat burada, Kenan! Eşyalarını iyi saklamak lazım.
Herkes gözünü açtı, Mümtaz da. Saat bankanın altında, ama biraz farklı bir yerdeydi. Kenan hemen aldı, koluna taktı. Arkadaşlar bakıştı, kimse Kenana özenmedi artık; hem kaybetmiş hem suçlamıştı.
Bir daha okula saatle gelme, ne olur ne olmaz… dedi hoca ve çocukları gönderdi.
Soyunma odasında liseliler belirdi, Mümtaz en son çıkarken İrfan Yıldırıma bakıp bir konuşma bekledi. Zorlukla eve gitti, ertesi gün okula gitmeye korktu; ya müdüre çağırırlar diye.
Okula ertesi gün giderken sanki idama gidiyordu:
Bugün başıma bela olacak İrfan Yıldırım sınıfta anlatacak… Ama gün normal geçti, dersteki hocayı hiç görmedi.
Eve huzurlu döndü.
Belki sorun çıkmaz, hoca söylemez kimseye. İstese hemen duyururdu.
Mümtaz kendini çok suçladı ve hayatı boyunca başkasının malına el uzatmamaya yemin etti. Böyle böyle okulu bitirdi, öğretmenlik fakültesine girdi.
Yıllar geçti. Mümtaz Bayraktar fakülteyi bitirip İzmirde öğretmen oldu. Bir gün kendi sınıfında tatsız bir olay yaşandı. Öğrencilerden Melike parasının çalındığını söyledi, sınıf öğretmenine şikayet etti:
Mümtaz Bey, paramı çaldılar.
Bir anda kendisi aklına geldi. Sınıfa baktı; korkulu gözlerle Zeynepe gözü takıldı. Zeynep dezavantajlı bir aileden geliyordu, giysileri diğer kızlar gibi değildi. Annesi babası içki içiyor, biliyordu bunu; belki şimdi böyle bir olay oldu. Zeynep göz göze gelince gözleri doldu, utandı.
Mümtaz öğretmen olarak kendi içinden çözüm üretti:
Melike, ne kadar para kaybettin? dedi. Melike küçük bir miktar söyledi. Haklısın, bu parayı Zeynep bana verdi, yerde bulmuş. Dikkatli ol. İyi ki Zeynep doğru olanı yapmış.
Mümtaz kendi parasıyla Melikeye parasını verdi ve ona paralarını dikkatli tutması gerektiğini anlattı. O anda sınıfta herkes sevinip Zeynepi alkışladı, Zeynep ise kızardı ve Mümtaza bakıyordu; ağlamaklıydı ama öğretmeni üzmemek için kendini tuttu.
Ders çıkışı Zeynep Mümtaz Beyi beklediğini hissetti. Sınıfa girdi, çalınan parayı masaya koydu. Mümtaz:
Otur benimle. Sana bir hikaye anlatmak istiyorum.
Zeynep gözleri açılmış halde Mümtazın Kenan ve saatiyle ilgili hikayesini dinledi. Saati hiç de istemeyen ama cebine atan çocuğu anlattı. Sonra İrfan Yıldırımı, bilge hocasını anlattı.
Bak Zeynep, o gün hayatımı mahvedebilirdi ve belki haklıydı. Ama bana bir şans verdi, ben de sana verdim.
Zeynep ağladı.
Teşekkür ederim Mümtaz Bey, bu ilk ve son olacak… Asla bir daha yapmayacağım, dedi.
Mümtaz ona inandı, gerçekten de Zeynep samimi bir şekilde pişmandı.
Yıllar sonra Mümtaz Bayraktar memleketi Manisaya annesini ziyaret etmeye gitti. Markette alışverişten çıkarken İrfan Yıldırımı gördü; yaşlanmış, bastonla yürüyordu ama hala dinçti. Selamlaştılar, bir bankta oturdular, okuldan ve hayattan sohbet ettiler.
Yaşlılara sağlık grubu yürüyüşü yapıyorum, dedi eski beden eğitimi hocası, gülerek.
İrfan hocam, o saat meselesi için size teşekkür etmek istiyorum, dedi Mümtaz ve hikayeyi hatırlattı.
Mümtaz, saati kimin aldığını ben de bilmedim aslında. Teşekkür ederim dürüstlüğün için.
Nasıl bilemediniz? Cebimde buldunuz.
Anlatsana, cepleri gözlerim kapalı yokladım, kim olduğunu hiç görmedim. Saatini bulunca seni başka biriyle yer değiştirttim, sonra hızlıca bankanın altına koydum. Ben döndüğümde kimin cebinde olduğunu hatırlamıyordum. Seni kırmak istemedim. Şimdi öğretmensin, benim gibi oldun, bu gurur bana yeter.
O olay bana yolumu seçtirdi hocam. Her zaman size teşekkür borcum var.
Eski öğretmen ve öğrencisi uzun uzun sohbet etti. Mümtaz ona danıştı, hatıralar paylaştılar. Ayrılırken İrfan Yıldırım şöyle dedi:
Biliyor musun Mümtaz, haklı bir atasözümüz var: Komşunun ayıbını ört, Allah da seninkini örtsün. Hayatta böyle olmalı…
O günü ve yaşadıklarımı hayatım boyunca unutmadım. İnsan olmanın sırrı, başkasına dürüstlük ve merhamet gösterebilmekte; bu hep yolumu aydınlattı.



