Taze yapılmış Etiyopya Yirgacheffe kahvesinin kokusu ve yoğun, tatlı petunya çiçeklerinin aromasıyla.

Yeni demlenmiş Yirgacheffe Etiyopya kahvesinin kokusu ve yoğun, tatlı petunya aromasıyla başladım güne. Tam altıda uyandım, yılların disipliniyle kemiklerime kazınmış bir alışkanlık bu. Bursa güneşi pencereden süzülüp yaşlı ceviz ağaçlarının tepelerini okşuyor, veranda zeminde uzun titrek çizgiler çekiyor, sineklikli camların ardından evimi aydınlatıyordu.

Yetmiş üç yaş doğum günüm patırtılı kutlamalarla değil, kahve ve petunya kokusuyla geldi. Tam saat altıda gözlerimi açtım; alışkanlık, deyip geçmeyin, öyle kolay kolay değişmiyor. Güneş yavaşça yükseliyor, bahçede yıllardır mücadele verdiğim lavantaları ve cam kenarındaki sardunyaları aydınlatıyordu.

Sabahın bu saatini hep sevmişimdir. Dünya henüz filtrelenmemiş gibi, saf ve berrak. İstanbul trafiği uzaklarda bir arı vızıltısı, apartmandan henüz bir elektrikli süpürge sesi bile gelmemiş, havada yalnızca kuşların şarkısı ve çimenin umudu var. Kendimi kırk yıl önce Nuri’nin yaptığı ceviz masanın yanına bıraktım; bizim evliliğimiz gibi, dışı ağır, içi zamanla çıtırdayan ahşap.

Bahçemi izledim. Sessizce yaratılmış başyapıtım. Her ortancam, her tuğlalı patikam, buzda çürüttüğüm her gülüm – bir zamanlar başka yerde harcadığım yeteneğin ispatıydı.

Başka bir hayatta mimardım. Kalın eskiz kağıdının kokusunu, kurşun kalemin ritmini hatırlıyorum. Kariyerimi belirleyecek bir projeye çağrılmıştım: şehirde bir tiyatro merkezi. Camdan, betondan bir sanat mabedi. Sonra Nuri geldi, Harika bir iş fikrim var! dedi: ithal marangoz makineleri. Paramız yoktu, ben de öyle bir karar verdim ki sonraki elli senemi belirledi. Tüm mirasımı, hayallerimi, son kuruşuma kadar onun girişimine yatırdım.

Şirket on sekiz ayda battı, elimizde yüklü borçlar ve kimsenin istemediği makineler dolu bir garaj kaldı. Ofise geri dönmedim. Onun yerine bu evi inşa ettim. İçimdeki mimarı bu dört duvara döktüm, harcamadığım sevgiyi buraya kattım.

Aylin, bir bakar mısın mavi polo tişörtümü gördün mü? Hani bana en çok yakışan? diye seslendi Nuri, hayallerimi bölerek. Kapıda, ütülü pantolonuyla, birkaç saç telini kel alanın üzerinde ustaca taramış, hiç doğum günümü hatırlamamış; kutlama niyetli masa örtümü de fark etmemiş. Ben onun için evin altyapısıyım: konforlu, güvenilir ve görünmez.

Üst çekmecede. Dün ütüledim, dedim. Sesim evin temeli kadar sabitti; ne de olsa bana hep öyle derdi.

## Hayatın Tiyatrosu

Saat beşte, ev bir apartman toplantısı gibi cıvıl cıvıldı. Mahalledeki komşular, Nurinin danışmanlık şirketinden arkadaşları, akrabalar – hep birlikte bahçeye taşmışlardı. Ben, misafirler arasından mükemmel elbisemle süzüldüm; çay ikram edip, şeftalili tatlıma edilen abartılı övgülere gülümsedim.

Nuri hayatının merkezindeydi. Kendi evinin, kendi ceviz ağacının patronu edasıyla anlatıyordu. Ne evin hisselerine ne de Şişlideki apartmanımıza dair; ikisinin de tapusu sadece benim üzerimdeydi. Babam, eskiden bankacıydı ve Damatlara güven olmaz, diyerek yıllar önce bu şartı koç gibi dayatmıştı. Bu benim görünmez kalesimdi.

Küçük kızım, Sıla, yalnızca o içimi görebiliyordu. Sarıldı, üzerindeki hastane kokusuyla kulağıma fısıldadı: Anne, iyisin değil mi? Gülümsedim. Ama gözlerindeki endişe, ailedeki fay hatlarının hareket ettiğini hissediyordu.

Sonra Nuri, beklenen anı geldi çattı. Şampanya bardağına bıçak vurup, sessizlik istedi.

Dostlar, ailem, dedi, sahneye çıkar gibi. Bugün Aylini, hayatımın temelini kutluyoruz. Fakat şimdi dürüst olma zamanı. Hatalarımı telafi edeceğim.

Kapıya doğru işaret etti. Elli yaşlarında bir kadın, ardından iki yetişkin çocuk geldi. Tanıdım: Nevin. Eskiden mimarlık ofisinde bana bağlıydı. Ona yol göstermiş, onu desteklemiştim.

Otuz yıldır iki hayat yaşadım, dedi Nuri, sesinde tüyler ürperten bir karışım: zaferle karışık sahte hassasiyet. Asıl aşkım Nevin, ve bunlar çocuklarımız, Kaan ve Elif. Artık tüm ailem bir arada olmalı.

Eşi sağında, sevgilisi solunda; mobilya yerleştirir gibi yan yana dizdi bizi. Sessizlik öyle koyuydu ki, havayı bıçak gibi kesiyordu. Komşu Melike’nin kokteyli tam dudaklarda kaldı. Sılanın elini öyle sıktı ki, parmak boğumları bembeyaz oldu.

O anda içimde bir tıkırtı hissettim. Evliliğimizin paslı kilidi sırf kırılmadı tamamen yok oldu.

## Sonun Hediyesi

Bağırmadım. Ağlamadım. Terasta bir kutu aldım: süt rengi, lacivert kurdeleyle bağlanmış. O kağıdı seçmek için saatler harcamıştım.

Biliyordum, Nuri, dedim. Sesim düz, neredeyse sevecendi. Bu sana bir hediye.

Yüzündeki kendinden emin ifade sarsıldı. Kutuyu aldı, parmakları hafif titriyordu. Muhtemelen bir veda kolyesi bekliyordu; acıklı bir gurur kurtarma girişimi. Kurdeleyi çözdü, altında sade beyaz bir kutu. İçinde, beyaz saten üzerinde tek bir anahtar ve katlanmış bir hukuki belge.

Gözleri satırları taradıkça izledim. Hepsini ezberlemiştim zaten; avukatım Adnan Yıldızla hazırlamıştım.

**EVLİLİK YETKİSİNİN KALDIRILDIĞI İHBARI**
Tam mülkiyet (Türk Medeni Kanunu md. 1023) gereği tüm ortak hesaplar derhal dondurulmuştur. 442 Derya Sokak ve Şişli Apartman 802ye erişim kaldırıldı.

Yüzündeki gurur silindi, yerine hayvan gibi şaşkın, solgun bir boşluk geldi. Dünyası benim sessizliğim ve mirasım üzerine kurduğu hayat birkaç dakika içinde baş aşağı oldu.

Nuri, bu ne? diye fısıldadı Nevin, kağıdı kapmaya çalıştı. Yanıt yok veremezdi.

Sılaya döndüm. Hadi, artık.

Eve doğru yürüdük ve davetliler yol açtı, adeta Kızıldeniz gibi ikiye bölündüler. Nuri arkamdan ismimi seslendi ama o kelimeler bomboştu. Kapıdan girdik. Son bir kez dönüp bahçeye seslendim: Parti bitti. Tatlıyı yiyip kapıdan çıkabilirsiniz.

## Mimardan Son Hamle

Dağılma hızlı oldu. On dakika sonra bahçede bir tabak tortusu, ezilmiş çimen kaldı. Nuri kapıyı zorlasa da, anahtar değişmişti. Camdan baktım; Nevin ve çocuklarını kapıya sürükleyip yürümeye çalışıyor, sanki yürümeyi unutmuş biri gibi dengesiz.

Anne, iyisin mi? dedi Sıla, masa toplarken.

Rahatladım, Sıla. İlk kez elli yıl sonra göğsümde bir boşluk var, rahat nefes alabiliyorum.

Ama gece daha bitmemişti. Telefon titredi: Nurinin telesekreter mesajı. Bir özür değil, öfkeden kopma bir çığlık.

Aylin, aklını kaçırdın! Beni rezillik ettin! Otele para ödemeye çalışıyorum, kartlarım kilitli. Yarın sabaha kadar bu rezaleti düzeltmezsen çok pişman olacaksın!

Silmedim. Avukatım Adnan için sakladım.

Ertesi sabah Sılayla İstanbula gittik. Adnan Yıldızın ofisi ahşap ve bronzla kaplı bir huzur köşesiydi. İçeri girerken kasvetle söze başladı.

Aylin, tüm ihbarlar teslim edildi, deyip masa üstüne bir dosya attı. Ama şunu görmen lazım. Ekip bu sıralar Nurinin attığı adımları daha detaylı inceledi. Bu iş ikinci aileyle bitmiyor.

Dosyayı açtı: İki ay önce ilçedeki sağlık birimine verilmiş bir başvuru. Nuri, benim için zorunlu psikiyatrik değerlendirme talep etmiş.

Seni akıl hastası ilan ettirmek üzereymiş, diye açıkladı Adnan. Her anahtar kaybını, bahçede fazla zaman geçirmeni, bitkilerle konuşmanı not etmiş. Mal varlığını almaya çalışıyormuş; sen ise bir bakım evine kapatılacaktın.

Belirttiği semptomları sıraladı:

Kişisel eşyalarını sıkça kaybediyor (Bir defa gözlüğüm kaybolmuştu).
Yer yön karmaşası (Bir gün yanlışlıkla kahvemi tuzlamıştım).
Sosyal izolasyon (Bahçede huzur dolu saatlerim).

Sadece aldatma değil; sosyal cinayet planıymış. Beni silip, malımı alacakmış. İçimdeki soğukluk tarifsizdi. Artık eş değil; bir kuşatmanın sağ kalanıyım.

## İkinci Evin Çöküşü

Sonraki günler stratejik bir söküm çalışmasıydı. Nurinin dünyası sadece batmadı, hassas bir operasyonda parçalandı.

Şişlideki apartman, tabii ki tapuda hâlâ benim. Nevinle yerleşmeye kalktılar, kapılar kilitli. Kapıyı zorladı, ama deri kapı bir taş gibi sessiz.

Araba? Kaldırımda telefonda bağırırken, çekici SUVu aldı onun hayali yeni hayatının simgesi, benim ödediğim arabaydı. Görevliler teslimat belgesini uzattı. Nevinin yüzü, yeni hayatının bir kiracıdan ibaret olduğunu fark ettiğinde ne oldu acaba?

Panik sesli bir duygu. Aile toplantısı için büyük kızım Elifin evine koştular. Elif babasına her zaman yakın olmuştu; mantık ve çevre derdindeydi, ağladı.

Anne, bunu yapamazsın! O babamız! Hasta olduğunu, Sılanın seni kandırdığını söylüyor!

Oturma odasında karşılaştık; Sıla, elinde dijital kayıt cihazı.

Biliyorduk, baba. Ama unutmuşsun, aylardır Nevinle mutfakta konuşuyordun, ben tabak temizlerken her şeyi dinledim.

Kaydı açtı.

Nurinin sesi: Doktora bellek sorunlarını söyle Nevin. Ne kadar detay o kadar iyi. Tek bir kişilik çöküşü resmi lazım. Birkaç ay daha, altın yumurtlayan tavuğu yolacağız.

Sesi öyle patladı ki, duvarlar bile titreşti. Amca Kemal, kısa ama etkili bir adam, ayakta. Kardeşine öyle bir bakış atıyor ki, sanki kutsal bir öfke.

Artık kardeşim değilsin, dedi Kemal. Ve çıktı, tüm aile ardından yürüdü.

Nuri salonun ortasında, karakterinin enkazını tutuyor. Elif bile geri çekiliyor, korku ve utançla suratını büzüyor.

## Yeni Yapı

O süt rengi kutuyu teslim ettiğimden beri altı ay geçti.

Derya Sokaktaki evi sattım. Bir başyapıttı, ama artık tanımadığım bir müzenin içinde gibi hissettiriyordu. Şimdi yüksek bir cam kulede, on yedinci katta oturuyorum. Pencerelerim batıya açılıyor; her akşam İstanbul siluetinde güneş batışını izliyorum.

Ne masif ceviz masası var, ne ağır mobilya, ne hayalet. Çarşambaları seramik atölyesine gidiyorum. Kilden bir şey yoğurmak, avuç içiyle, kişisel ve sabırla şekil vermek ruhuma iyi geliyor. Binlerce insana salon inşa etmiyorum artık; küçük, güzel şeyleri kendime yapıyorum.

Geçenlerde konser salonunda, bir koltukta oturup Rahmaninov piyano konçertosunun ilk notalarını dinledim. Elli yıldır kendimi bir temele benzetmiştim; diğerlerinin ayakta durabilmesi için görünmez, sarsılmaz bir base olduğuma inanmıştım.

Yanılmışım.

Temel sadece bir yapı parçası; bütün değil. Ben ışığı içeri alan pencerelerim. Ben ruhu koruyan çatıyım. Ufka bakan balkonum.

Nuri şimdi Kuzey Ege’de bir pansiyon odasında, kardeşlerinden gelen telefonu bekliyor, o ikinci aile rüzgara savruldu çoktan. Duyduklarım, hiç gitmediğim bir kasabanın hava tahmini gibi geliyor artık.

Yetmiş üç yaşında sonunda en önemli projemi tamamladım. Başkasının egosunun temeli olmadan, kendi huzuruma mimar oldum.

Kil döner, çark işler, evimin sessizliği nihayet harika benim.

Rate article
Lifequest
Taze yapılmış Etiyopya Yirgacheffe kahvesinin kokusu ve yoğun, tatlı petunya çiçeklerinin aromasıyla.