Başkasının Çocuğunu Geçindirmem: Bir Üvey Anne, Bir Anneanne, Bir Babaanne ve Gerçek Aile Olmanın Be…

Eski eşin sana ne kadar nafaka ödüyor?

Zeynep neredeyse çayını boğazına kaçıracaktı. Soru yazın ortasında aniden yağan dolu gibi geldi. İlk bakışta çok büyük bir mesele gibi görünmüyordu ama yine de içini burktu.

Hatice Hanım karşısında oturuyordu, bakışları sabırsızca bekliyordu. Masanın ortasında Zeynepin kayınvalidesi geldiği için özel olarak yaptığı elmalı kek soğumaya başlamıştı. Hatice Hanım elmalı keki hep severdi. Ama şimdi bunun önemi yok gibiydi.

Biz idare ediyoruz, dedi Zeynep hafifçe gülümsemeye çalışarak ama dudakları sanki kaskatı kesilmişti.
Bak, ben başka bir şey soruyorum.
Yani Bu biraz özel bir mesele…

Hatice Hanım fincanını önünden ittirip ellerini masaya yerleştirdi. Bakımlı, bej ojeli parmaklarıyla masa örtüsüne hafifçe vurmaya başladı.

Zeynepcim, bunu merakımdan sormuyorum. Emir bu yıl okula başladı, değil mi?

Zeynep başını salladı, kayınvalidesinin aslında ne demek istediğini çok iyi biliyordu. Ya da en azından tahmin ediyordu, kabul etmek istemese de.

Forma, kitaplar, çanta Kurslar, etütler. Bunların hepsi para demek, hem de az buz değil. Hatice Hanım parmaklarıyla tek tek saydı. Masraflar arttı, değil mi?
Evet, diye sesini neredeyse duymayacak kadar alçak çıkardı Zeynep.
Peki bu yükü en çok kim çekiyor? Emirin babası mı, yoksa benim oğlum Ali mi?

Mutfakta ağır ve rahatsız edici bir sessizlik oldu. Dışarıda bir araba korna çaldı, yukarıda bir yerden bir çocuk gülerek seslendi. Burada ise, Zeynepin geçen baharda diktiği renkli perdelerle küçük mutfakta hava sanki koyulaştı.

Zeynep boğazını temizledi.

İdare ediyoruz dedim ya, diye cılız bir sesle yine etti. Ali hiç şikayet etmiyor.

Hatice Hanım kısa ve keskin bir öfkeyle güldü; bir kedinin kuyruğuna basınca çıkardığı kısa tıslama gibi.

Tabii ki şikayet etmez. Benim oğlum sabırlıdır, babasına çekmiş. dedi ve kalktı, hırkasını düzeltti. Ama baktığımda görüyorum ki, oğlum hem seni hem de senin oğlunu geçindiriyor.
Hatice Hanım

Ama kayınvalidesi çoktan antreye geçmişti. Zeynep ardından yürüdü, ne diyebileceğini, nasıl savunacağını bilemedi. Gerçekten savunmasına gerek var mıydı? Sonuçta aileydiler. Ali her şeyi kendisi istemişti

Hatice Hanım paltosunu giydi, çantasını kontrol etti. Ardından arkasına döndü, gözlerinde kızgınlıktan çok bambaşka, yorgun ve adını koyamadığı bir ifade vardı.

Bir ek iş bul, Zeynep, dedi yumuşak ama daha da ağır bir tonla. Ben oğlumu başkasının çocuğunu beslesin diye büyütmedim.

Kapı kapandı.

Zeynep, Hoş geldiniz yazılı paspasın üzerinde donup kalmıştı.

…Akşam olduğunda ev tanıdık seslerle doluyor: Emir odasında legolarıyla oynuyor, Ali mutfakta yemek ısıtırken tabakları çıkartıyor. Her zamanki akşam, her zamanki aile. Fakat Zeynepin aklından gündüz yaşanan konuşma bir türlü çıkmıyor. Hatice Hanımın sözleri aklında dönüp duruyor, bir türlü gitmiyor.

Emir uyuyana kadar bekliyor, ta ki mutfakta Aliyle baş başa kalana kadar. Ali tabletten haber okuyor, çayının son yudumunu içiyor, üstündeki eski tişörtle evde o kadar huzurlu ve kendinden emin görünüyor ki, Zeynep neredeyse sormaktan vazgeçiyor. Neredeyse.

Ali, yakınına oturuyor, Sana bir şey soracağım Sence Emire çok para harcıyor musun?

Ali tabletten başını kaldırıyor, ona bakıyor.

Zeynep, ne diyorsun?
Sadece soruyorum, diye cevaplıyor çekinerek.

Ali tableti bırakıp bütün bedenini ona döndürüyor; basit ve samimi bir hareket, Zeynep’in sorusunun saçmalığını ona anında gösteriyor.

Emir benim oğlum, diyor Ali, sanki bunu söylemek dünyanın en kolay, en açık gerçeğiymiş gibi. Neyin önemi var, kimliğinde ne yazıyor olsa da? Ben büyütüyorum, ben seviyorum. Harcamamız önemli mi? Sen neden endişeleniyorsun ki?

Zeynep başını sallayıp gülümsüyor. Bunlar duymak istediği, beklediği sözler. Yine de, içinin çok derininde küçücük, buz gibi bir kurtçuk kıpırdıyor. O haksız, o iğneleyici kayınvalide sözleri ağırlık kazanıyor, çıkmayan bir kıymık gibi canını acıtıyor.

Aylar geçiyor…

Zeynep banyoda oturmuş, iki çizgili testi elinde inanamayarak bakıyor. Sonra Aliye gösteriyor, Ali onu kucağına alıp koridorda çocuklar gibi döndürüyor. Emir yanlarında zıplıyor, neler olup bittiğini soruyor; abisi olacağını öğrenince mutluluktan Ben kardeşimle lego oynayacağım! diyor.

Gebelik kolay geçiyor, neredeyse hissedilmeyecek kadar hafif. Mart ayında minik, kırmızı yanaklı, babasının gözlerini ve Zeynepin burnunu alan bir kızları oluyor: Defne. Emir sözünü tutuyor saatlerce Defnenin beşiğinde nöbet tutuyor, sessiz ol! diye gelen giden herkesi azarlıyor.

Zeynep artık her şeyin yoluna gireceğini, Hatice Hanımın torununu görünce yumuşayacağını, ailelerini olduğu gibi kabul edeceğini düşünüyor.
Yanılıyor.

Kayınvalidesi, doğumdan iki hafta sonra ziyarete geliyor. Defne beşiğinde uyuyor, Emir okulda, üçü mutfakta oturuyorlar Hatice Hanım, Ali ve Zeynep.

Birdenbire Hatice Hanım fincanı bir kenara bırakıyor.

Zeynepciğim, sen şimdi izindesin, değil mi? diyor Hatice Hanım. Yani ailenin geliri azaldı, Emirin masrafları ise aynı kaldı. Bunu nasıl dengeleyeceksin?

Zeynepin içi ürperiyor. Sanki göğsünde bir boşluk oluşuyor, nefesi yetmiyor.

Bana kalırsa Emirin babasını ara diye devam ediyor Hatice Hanım, Zeynepin solgun yüzünü hiç umursamadan. Madem çocuğun babası, biraz daha nafaka versin. Sonuçta onun görevi çocuğunu geçindirmek. Benim oğlumdan artık faydalanman yeter

Ali aniden elini masaya öyle hızlı vuruyor ki, fincanlar zıplıyor, çay kaşığı tabağından yere düşüyor.

Anne, diyor Ali, bugüne kadar Zeynepin hiç duymadığı bambaşka bir tonla, yeter.

Hatice Hanım çenesini kaldırıyor, dudaklarını büküyor, bir komutan gibi hemen savunmaya çekiliyor.

Sadece sana ve Defneye üzülüyorum, diyor kırgın bir sesle. Anne olarak üzülmem suç mu? Hakkım değil mi?

Neyden korkuyorsun ki? Ali sesini alçaltmadan, yanakları kasılırken devam ediyor. Kendi ailemdem mutlu olmamdan mı? Yoksa aileme sahip çıkmamdan mı?

Sen hâlâ başkasının çocuğu için uğraşıyorsun! ellerini havaya kaldırıyor Hatice Hanım Artık öz kızın var! Neden hâlâ…

Zeynep sandalyede büzülüyor, yer yarılsa içine girse diyor. O. Onun Emiri, Aliye baba diyen, bayramlarda ona kartlar çizen Emiri o. işte.

Emir benim oğlum, diye tok ve kararlı bir sesle yanıtlıyor Ali. Kimlikte ne yazarsa yazsın, ben baba oldum, ben büyütüyorum, ben seviyorum. O da Defne kadar benim evladım. Biz aileyiz anne. Eğer bunu anlamak istemiyorsan, bu senin derdin.

Hatice Hanım sandalyesini öyle şiddetle itti ki, sandalye geri kayıp buzdolabına çarptı.

Kendi hayatını mahvediyorsun! diye bağırıyor, sesi tizleşip hıçkırıkla karışıyor. Onlar için kendini harcıyorsun! Ben seni bunun için büyütmedim!

Çocuk odasında ağlama sesi yükseliyor, önce ürkek, sonra giderek şiddetleniyor. Defne annesinin öfkeli sesinden uyanmış.

Zeynep hemen kalkıp koşuyor. Kucağına alıyor Defneyi, göğsüne bastırıyor, kulağına ninni gibi bir şeyler mırıldanıyor, yatıştırmaya çalışıyor.

O sırada evin bir ucundan kapının hızla kapandığını duyuyorlar, duvarlar sanki titriyor.

Sonra sessizlik.

Defne yavaşça sakinleşiyor, burnunu annesinin omzuna dayayarak uyumaya başlıyor. Zeynep çocuk odasının ortasında kıpırdamaya, arkasına bakmaya cesaret edemiyor. Her şeyin nasıl bittiğini öğrenmekten çekiniyor.

Ardından kapı hafifçe aralanıyor. Ali sessizce, yavaşça içeri giriyor; yüzü yorgun ama huzurlu. Karısına yaklaşıyor, onu ve kucağındaki kızını sarıp sarmalıyor. Uzun bir süre, üçü birlikte sessizce o şekilde kalıyor.

Annem zor biridir, diyor sonunda Ali usulca Zeynepin saçlarını öperken. Ama senin canını yakmasına asla izin vermem. Bir süre bize gelmeyecek.

Zeynep başını kaldırıp eşine bakıyor, gözleri doluyor ama bir şey söyleyemiyor. Sadece başını sallıyor.

Başardılar. O minik aileleri ayakta kaldı.

Rate article
Lifequest
Başkasının Çocuğunu Geçindirmem: Bir Üvey Anne, Bir Anneanne, Bir Babaanne ve Gerçek Aile Olmanın Be…