TEYZE
Teyze Perihanı köyden getirdiler. Yaşlı kadının artık ev işlerini idare etmekte zorlanmaya başlamıştı. Yeğeni Elif onu İstanbula, yanına aldı.
Eşi Mehmet sesini çıkarmadı. Sessiz, zayıf, gözlüklü bir adamdı. Her konuda, gür sesli, dolgun yapılı Elifine koşulsuzca uyuyordu.
Sonuçta yabancı değil, bizim akrabamız. Çocuğu yok. Benim annem ise artık yok. Annem, Teyze Perihandan 30 yaş gençti, babamdan başka bir evlilikten doğmuştu. Demek ki kader böyle; annem de çok erken gitti, ah. Teyzeme de üzülüyorum! Alalım yanımıza! dedi kararlı bir şekilde Elif.
Elifin çocukları Kerem ve Gülsüm, tanımadıkları teyzeyi hiç görmemişlerdi.
Aslında Elif de Teyze Perihanı birkaç kez görmüştü. Telefonda konuşmazlardı, sadece mektuplaşmışlardı. Teyze Perihanın hiçbir teknolojik aleti yoktu, sonradan belli oldu.
Şimdi evdeydi. Küçük, sanki bir masal karakteri gibiydi (13 yaşındaki Kerem ondan uzundu). Saçları kabarık, pamuk gibi. Kafasında eski tip, yuvarlak bir şapka. Ama gözleri pırıl pırıl, inanılmaz bir mavilikte.
Elinde eski tip bir bez bohça ve file vardı, yanında iki eski bavul. Kucağında ise tüylü, turuncu bir kedi. Kedi, tembel bir bakışla ev sahiplerine baktı, yere atlayıp evi incelemeye başladı.
Bu Mandalina. Onu yanımda getirdim. Canlı bir varlık işte, kusura bakmayın, dedi Teyze Perihan.
Ve ekledi:
Ah siz benim nelerimsiniz! Canlarım!
Sonra sofrada buluşuldu. Yaşlı teyze yanında turşu ve reçeller getirmişti. Elifin yemek seçen çocukları tabağı boşaltmaya başladılar, reçeller, salatalık turşusu, biber kavurması ne varsa…
Elifciğim! Bahçeniz var mı? Her şeyi ekerim, artık sağlığım pek iyi değil ama yine de yetiştirmek lazım! Kendi mahsulün olmadan olmaz! dedi Teyze Perihan.
Elif bahçe olmadığını söyledi. Ne gerek var? Her şey markette var, hem vakit yok, hem Elif hem Mehmet iki işte çalışıyor. Çocukları ara ara görebiliyorlar, daha evin kredisi bitti bitecek.
Bahçeye ihtiyaç var. Bana öyle bakma Elif; insan topraksız olamaz. Alacağız bir yer, dedi Perihan, odasına çekildi.
Alırız, tabii. Kıt kanaat geçiniyoruz, birçok şeyden vazgeçiyoruz. Teyze sanki bizi zengin sanıyor, Elif bulaşıkları yıkayarak homurdanıyordu.
Ertesi gün tatildi. Mehmet keyifle yatakta gazeteyi karıştırıyordu. Elif, çocuklara hazır yemekleri ısıtmalarını söyleyip biraz uyumaya karar verdi.
Kerem ve 8 yaşındaki Gülsüm, alışkanlıkları gereği telefonlarına dalmıştı.
Kedi Mandalina yanlarında oturup başını sallıyordu. Teyze Perihan içeri girdi.
Ne yapıyorsunuz? diye sordu.
Kerem ve Gülsüm anlatmaya başladılar, bir yandan gösteriyorlardı. Teyze Perihan başını salladı ve konuşmaya başladı:
Bizim köyde de gördüm böyle şeyleri. Gerçi bizimkiler daha basitti. Hiç kullanmadım, gerek duymadım. Annenize hep mektup yazdım, bana öyle daha kolay geliyordu. Faydalı bir şey, insanı her yerde bulabiliyor. İyi icat. Neyse, bırakın onları da gelin benimle!
Çünkü? Oyun oynuyoruz burada! dedi Kerem.
Nerede oynuyorsunuz? Telefonlara bakıyorsunuz ama hiç kimseye arama yapmıyorsunuz, şaşırdı Perihan.
İçinde oynuyoruz yani, telefonda! diye cıvıldadı Gülsüm.
Teyze Perihan anlatmaya başladı. Eskiden köyde nasıl oyun oynadıklarını anlattı, sonra çocukları mutfağa çekti.
Elif mutfağa girince şaştı; bir tabakta krep vardı. Kerem mutlu mutlu çay içiyordu, Gülsüm ise Perihanla beraber mantı yapıyordu.
Bak anne! Mutluluk burada! Belki sana çıkarsa! dedi Gülsüm gülerek.
Mehmet de geldi, neşeyle gülümsüyordu, burnunu çekiyordu.
Artık tatillerde hep birlikte mantı yapacağız, krep pişireceğiz! Kendi yaptığımızı yemeliyiz! dedi Teyze Perihan.
Oysa şimdi her şey marketten alınabiliyor! diye itiraz etti Elif, yemek yapmaktan hoşlanmazdı.
Genelde donmuş ve hazır yiyecek alıyordu. Ailesi bugüne kadar pek şikayet etmemişti. Ama bugünden sonra…
Yok anne. Kendi yapalım, hiç böyle mantı yememiştim! dedi Kerem.
Sonra Teyze Perihan, yumak lastiği aldı, sandalyelere bağladı. Gülsüme köyde nasıl lastik oyunları oynadıklarını gösterdi.
Siz hiç atlamıyor musunuz? diye sordu.
Nerede! Dışarı çıksalar bile telefon ellerinde! Yeni nesil! dedi Mehmet.
Olmaz! Yüz yüze sohbet etmek gerek. Telefonlar lazım, onsuz olmaz. Ama amacına uygun kullanılmalı: arama, mesaj… O kadar! diye öğüt verdi Perihan.
Akşamları örgü örüyor, kedi Mandalina yanında uzanıyordu.
Anne, bak! bir gün Gülsüm Elifi çekiştirdi.
Elif antreye çıktı, sonra banyoya baktı.
Teyze Perihan çamaşır makinesinin yanını okşayıp konuşuyordu:
Kutlu olsun, çamaşır makinesi! Uzun ömürlü ol, bize hizmet et, canım!
Teyze, ne yapıyorsun? fısıldadı Elif, teyzesi yaşlanmış diye düşündü.
Ee, bugün 8 Mart. Çamaşır makinesi de dişi demek, ona kutlama gerekli! gülerek anlattı Perihan.
Ama o canlı değil ki… dedi Elif.
Her şey anlar, öyle deme! Köyde Veysinin traktörü bir gün saplandı. Traktöre güzel sözlerle moral verdi, traktör de kurtuldu. Kimi arabasına “Hatice” der, yol öncesi duasını eksik etmez. Siz bilmezsiniz ama çok şanslısınız! Biz çamaşırları hep elde yıkardık, nehirde çırpardık. Şimdi ise ne imkanlar! Telefon var, kullanırsan çocuğun nerede biliriz. Makine işimizi hallediyor. Mikrodalga desen, bir çırpıda yemeği ısıtıyor, diye sevinçle etrafı gösterdi Perihan teyze.
Çocukları okuldan karşılamaya başladı.
Bir gün Keremin derste sıkıntısı oldu. Ne annesine ne babasına anlattı. Evde ağlarken, kararlı bir şekilde Perihan teyze yanına geldi. Kerem her şeyi döktü, nasıl oldu anlayamadı. Sonra okula birinci ve ikinci ders gitmedi, evde sessizlik vardı, Perihan teyze yoktu.
Galiba yürüyüşe çıktı, diye düşündü.
Hazırlandı, sınıfa yaklaştı, tanıdık bir ses duydu! Kapıdan baktı. Öğretmen sandalyede, Perihan teyze ise tahtada bir şeyler anlatıyordu.
Off, neden geldi ki! Alay edecekler şimdi! Kerem kapıya yaslandı.
Ama kimse alay etmedi. Ders bitti, arkadaşları teyzeyi sardı. Sınıfa çekinerek girdi. Ana muzip olan Cem olumlu baktı.
Selam, bugün niye geciktin? Teyzen harika biri! O kadar şey anlattı ki! Yazık, benimki yok, çok özlüyorum. Yarın parkta buluşacağız, bize bitki ve hayvanlar hakkında harika bilgiler verecek! Öğretmen ona ders verdi, Cem gülümsüyordu.
Evet, o çok iyi biri! Kerem güldü, teyzeye sarıldı.
O akşam Elif ağladı. Her şeyden yorulmuştu. Yanında yine Perihan teyze vardı.
Ağlama güzelim, neden ağlıyorsun? Her şeyin yerinde! Niye üzülüyorsun?
Her şeyden sıkıldım! Çok çalışıyorum, hayat yok. Mehmet pasif, diğer kocalar bambaşka! Kendimi tükenmiş hissediyorum. Benim gibiler artık kimseye cazip değil! Elif teyzeye sarılarak ağladı.
Teyze ona fırsat verdi, yine de çay verdi.
Bahsetmeye başladı; üç çocuğunu küçükken kaybetmişti, gençken kocasını yitirmişti. Ağır bir hastalıkla savaşmıştı, zayıflamıştı, ama direnmişti. Acı çekmiş, neredeyse aç kalmıştı.
Ne modasıymış insanın! Allah herkesin ruhunu ayrı yaratır. Bazısı incecik, bazısı dolgun. Eskiden dolgun kadınlar makbul sayılırdı. Senin doğal dalgalı saçların var, gözlerin pırıl pırıl, mavi. Vücudun güzel, değerini bil. Öbürlerinin bile olmayan nimetler sende. Nice insan yalnız! Mehmetin altın gibi, ailesi için her şeyini feda eder. Çocukların ise birer mutluluk! Gerisi hallolur, şimdi aklıma bir şey daha geldi ama boşver, artık yatak zamanı! deyip mutfağı terk etti.
Ağlaması geçti Elifin, hakkı vardı teyzede, aslında her şeyi vardı. Neden böyle yapıyordu ki!
O gün Elif, işten dönmeyi beklerken (tatildeydi), Mehmet yoktu.
Çocuklar! Babanız aramadı mı? Neredesiniz? diye seslendi.
Kerem mutfakta bir şey karıştırıyordu. Yemeklere ilgi duyuyordu, krepleri havada çevirmeyi öğrenmişti.
Gülsüm ise sandalyelerden ev yapmış, battaniye asmış, oyuncakları yerleştirmişti.
Telefonları uzun zamandır kenara koymuşlardı, sadece aramalara cevap veriyorlardı.
Elif defalarca Mehmeti aradı, hep Abone şu anda ulaşılabilir değil cevabı.
Soğukluk hissetti, Perihan teyze nerede? Yok, sessizliği değişmiş, teyzeden ses yok.
Odalarına koşturdu. Mandalina kedi yatağında kurulmuş.
Kerem! Gülsüm! Teyze Perihan nerede! diye bağırdı.
Çocuklar fırladı.
Okuldan onla geldik, sonra bir yere gitti, dedi Gülsüm.
Ne zamandır? Gülsüm, ne zamandır? Elif telaşla sordu. Kızı başını salladı ve ağlamaya başladı.
Allahım! Ona bir cep telefonu almıştık, yine yanına almamış. Nasıl olur! Yaşlı, nasıl gider! Elif sandalyeye çöktü.
Kerem giyinmeye başladı.
Nereye? annesi peşinden koştu.
Arayacağım! Onsuz yapamayız! deyip basamaklardan indi çocuk.
Gülsüm de ayakkabılarını giyip kardeşiyle koştu.
Elif aceleyle giysi giyip peşlerine düştü.
Apartman önünde çocuklar mutlu şekilde duruyordu.
Neden? dedi Elif.
Sol tarafa gösterdiler.
Oradan, Mehmetin kolunda, başında gelincik desenli şapkasıyla Perihan teyze geliyordu.
Teyze! Korkuttun bizi! Saatlerdir yoksun, evden! Sen neredeydin? deyip kocasına sarıldı Elif.
Biz, şu boru işini hallettik… dedi Perihan teyze.
Ne? Nasıl yani? Elif şaşırdı.
Sürpriz yapmak istedik. Teyze Perihan muhteşem biri. Hem de elini taşın altına koydu! Mehmet güldü.
Teyze… Nereden buldun parayı? Gerek yoktu, dedi Elif.
Neden olmasın? Birincisi, biriktirdim. Emekli maaşım fena değildi. Köyde kendi kendime yetiyordum, harcama azdı. Yumurtam, sütüm vardı. Ekmeği kendim yapardım. İkincisi, evimi sattım. Benim ne işime lazım para! Mezarda cebim yok. Size bırakacaktım zaten. Şimdi vermek daha hayırlı, içtenlikle açıkladı teyze.
Elif suskundu. Artık iki işte çalışmaya ihtiyaç yoktu, kendisine ve eşine. Aileye daha fazla zaman kalacaktı. Ne güzel bir şey!
Evet, yarın şehir dışına gidiyoruz, bahçeye bakacağız! Mehmetle şirin bir ev seçtik bile! dedi Perihan teyze.
Evimiz olacak! Yaşasın! Bahçe! Sen bize ateş böceği izlemeyi, sepet örmeyi, çiçekli camdan gizli hatıra hazırlamayı öğretecektin! çocuklar teyzeye sarıldı.
Hep birlikte, kucak kucağa eve yürüdüler.
Elif bir dakika kapıda durdu.
Başını bulutlara kaldırıp fısıldadı:
Teşekkür ederim. Teyze Perihan için şükürler olsun!
Çünkü insan, sahip olduklarını fark ettiği anda gerçek huzura ulaşır; hayat, paylaştıkça ve sevdikçe kıymetlidir.



