Bugün spor salonundan çıkınca telefonumda yedi cevapsız arama gördüm. Annem aramış; saat neredeyse on bir olmasına rağmen, bana Arayıp geri dön! diye mesaj da atmış. Annem biraz telaşlıdır, ufacık bir olay yüzünden tüm gece uykusuz kalabilir. Telefonu açıp aradım hemen. Biraz ağlayarak açtı telefonu, bir şeyler olmuş, düğün iptal olabilir dedi.
Kardeşim, Zeynep, henüz yirmi üç yaşında. Güzel bir tasarımcı olma yolunda hızla ilerliyor. Geçen yıl mezun oldu, hemen bir işe başladı. Hem okurken hem de stajını yaparken çalışıyordu; mezun olur olmaz staj yaptığı firma onu kadroya aldı. Zeynepin özel hayatı da bir nevi örnekti benim için, düne kadar öyleydi.
Bir yılı biraz aşkın bir süredir Zeynep, Mehmet ile birlikte. Mehmet ise ondan üç yaş büyük. Ailesinden ayrı yaşıyor, düzgün bir işi var ve kendi evi için para biriktiriyor. Annem de damat adayını seviyordu çünkü Mehmet beyefendi ve saygılı biriydi.
Zeynep ve Mehmet, nikah için başvurdu. Düğün sadece birkaç hafta uzaktaydı.
Bir kadın Zeynepe sosyal medyadan yazmış! diyerek anlatıyorum. Seninle tanışmıyoruz ama seni yakından tanıyorum ve bence düğünden önce bazı şeyleri öğrenmelisin Zeynep kadının profiline baktı, kırklı yaşlarında biriydi; ne gibi önemli bir bilgisi olabilirdi ki diye düşündü.
Fakat o yabancı kadın, farklı sosyal medya hesaplarından Zeynepe yazmaya devam etti. Sonunda buluşmaya karar verdiler, Zeynepin iş yerinin yakınındaki bir kafede buluşacaklardı.
Annem Zeynepe tokat atıp, böyle buluşmalara gitmemesi gerektiğini söyledi! diye yazıyorum. Ama Zeynep kafede oturmuştu, yabancıyı beklerken içeri hamile bir kadın girdi. Başta onun olduğunu düşünmedi ama kadın ona doğru ilerleyince şaşırdı.
Sen Zeynep misin? Hamile kadın, sanki eski bir dostmuş gibi sordu. Benim adım Esra, Mehmet ile bir yıldan fazla bir süredir birlikteyiz ve dört ay sonra bir oğlumuz olacak.
Tabii ki Zeynep bu hikâyeye inanmadı. Saçmalık! O ve Mehmet bir yıldan fazladır birlikteydi ve evlenmek üzereydiler! Esra tartışmadı, kanıt göstermedi ve kafeden ayrıldı. Ayrılırken telefon numarasını bıraktı, herhangi bir sorusu olursa arayabileceğini, hatta nişanlısı ile de konuşabileceğini ekledi.
Peki, Mehmet ne dedi? Olayların asıl başladığı yer burası. Zeynep, düğünden sonra birlikte olma kararı almıştı. Birlikte dolaşıyorlar, öpüşüyorlar, sarılıyorlardı ama bunun ötesi yoktu. Zeynepin hiç tecrübesi yoktu, annem onu kitaplarla büyüttü; tek başına yetiştirdi. Bugün böyle bir şey mümkün mü? İşte, mümkünmüş! Kendi gözlerimle şahit oldum ve hâlâ inanmakta güçlük çekiyorum. Zeynepin hep parlak bir kız olduğunu bilirdim, okulunu, üniversitesini bitirdi, hep arkadaşları oldu. Nasıl bu duruma düştü?
Mehmet genç bir adamdı, biraz tecrübeliydi, sabretti ama sonunda ilişkisiz durumu idare edebilmek için Esra ile bir birliktelik yaşadı. Esra ile baştan ciddi bir şey olmayacağını, ileride birlikte olmayı planlamadığını söylemiş. Esra, Mehmet ile başlarda her şeyi kabul etmiş.
Esra yakın zamanda eşinden ayrıldı. Bir çocuğu var, güzel bir nafaka alıyor, ayrıca çalışıyor da. En başta Mehmete herhangi bir talebi yoktu çünkü aralarında ciddi bir yaş farkı vardı.
Mehmet, bebeği doğunca DNA testi yaptıracağını, eğer çocuk kendisinin çıkarsa yardım edeceğini söylüyor. Ayrıca Zeynepe suçun onda olduğunu, kendisi genç ve sağlıklı bir adam olduğu halde Zeynepin eski kafa ilkeleriyle hareket ettiğini anlatıyor.
Kimse Esranın bunu yapacağını tahmin edemezdi. Şimdi ne çocuk doğuracağı, ne yapacağı belli olmayan bir durumdayız.
Mehmet, Zeynepin ilişkiyi bitirmemesini istiyor; sadece Esrayı fiziksel ihtiyaçları için kullandığını, akıllıca davranmış olsaydı Esra diye biri hayatında olmazdı diyor.
Mehmet, çocuk kendisinin çıkarsa maddi destekte bulunacağını ama çocukla iletişim kurmayı düşünmediğini söylüyor. Esra ise bebeği tek başına büyütmeye karar verdi, Mehmet doğum masrafları için para teklif etti ama Esra kendi yolunu seçti.
Sizce Mehmet suçlu mu, değil mi? Belki gençliğinin ateşiyle aklını kaybetti! Ama bence Zeynep böyle bir nişanlıdan koşarak uzaklaşmalı, zira cinsellik eksikliği aldatmaya asla bahane olamaz!
Bugünkü bunaltıcı olaylardan sonra anladım ki, hayatta dürüstlük ve karşılıklı güven her şeyden önemli. Eğer bu değerler yoksa, ne iş hayatında, ne gönül ilişkilerinde huzur bulunmaz.




