Komşu Yüzünden Boşanma
Açıkça söyler misin bana, onca kadın varken neden onu seçtin? Yani benden ona, neden?
Zeynep, Elife karşı her anlamda yenik düşüyordu. Bir de olsa Orhan kalkıp şöyle dese, O daha neşeli, rahat, azıcık daha gevşek, senin kadar titiz ve sıkıcı değil, belki bir nebze içime su serperdi.
Nasıl olur Elif! Nasıl olur? Siz çok iyi bir çift değil miydiniz… hem annem, hem ablam, hem de sayısız arkadaşım arka arkaya aynı şekilde yakınırken, yakında gerçekleşecek boşanmayı duyunca.
İyiydik, diyordum bense. Ama artık olmayacağız.
Elif, bak bir kez daha düşün, böyle bir adamdan boşanılır mı? Adamın işi var, çocukları seviyor, seni boşamak da istemiyor…
Bu sözlerden sonra kimin söylediği fark etmez, herkesi kalıcı olarak sosyal medyada, WhatsAppta ve tabii ki gerçek hayatta sonsuza kadar engelledim.
Patronumla bile yalnızca başımla selamlaşıp zorunlu olarak günaydın diyordum artık.
Birisi eskisi gibi konuşmaya kalkınca tüm içtenliğimle söyleyiverdim: İstenmeyen öğütlerine ve beni resmen aldattıktan sonra adama dönmeye çalıştırmasına dair ne varsa, hepsini yüzüne vurdum.
Evet, aldatıldı! Elifin aklı hâlâ bu durumu almıyordu.
Yirmi yıl! Üniversiteden beri birlikteyiz, birlikte hayat kurmak için çekilecek tuz diye bir tabirimiz var ya, biz artık o tuzu on kamyon kadar tüketmiştik neredeyse. Birlikte yaşanmadık şey kalmadı: Yok parasızlık, yok işsizlik, her türlü hastalık çocuklarınki de, kendi hastalığımız da
İki çocuğumuz vardı, bir erkek, bir kız. Ev tertemiz, yemekler hazır, Elifin başı da asla ağrımazdı hani…
Kendine de bakardı, kocasına bankamatik muamelesi yapmazdı, çocuklar doğduktan sonra bile Orhanı ihmal etmez, ona zaman ayırırdı.
E daha ne istiyorsun be adam, ne istiyorsun da bir sabah kalkıp başka bir kadına gittin?
Kim? Hadi genç birine meyletse, insan biraz olsun anlar. Ama Orhanın gönlü, daha doğrusu başka bir tarafı, onu yan mahallede oturan, çocuğu olan dul bir kadına çekmişti!
Hakikaten söyle, ne buldun onda?
Elif, olay patlayınca ve Orhan açıklama yapmak zorunda kalınca bir gülüp bir ağlıyordu.
Açıkça söyler misin bana, onca kadın varken neden onu seçtin? Yani benden ona, neden?
Zehra, Elife her anlamda kaybediyordu. Yani Orhan, O daha eğlenceli, özgür, senin gibi kuralcı değil, sıkıcı hiç değil, falan deseydi şu huyundan, bu davranışından dolayı sevmişti desen, belki Elif kendine eksik olduğunu düşündüğü bir şey olduğunu anlardı.
Ama öyle bir şey de yok! Onu da açıklayamadı.
Bir anlık sarhoşluk mu dedik, o da değil, adam iş gibi ayıktı o gün!
Yapabildiği tek şey, Her şey öylece gelişti, deyip ah çekmek ve bin bir şekle girerek, aşağılanmalarına rağmen eve dönmek için yalvarmak oldu.
Bir de şu vardı: Orhanın niyetinde de Eliften boşanmak, Zehraya taşınmak filan yoktu başta.
Adam sanıyordu ki, dışarıda küçük bir kaçamak yapar, sonra hiçbir şey olmamış gibi eve döner, yatağa serilir, olanı biteni inkâr edip hayatına devam eder.
Belki de öyle olacaktı, yine de Zehra hamile kalınca işler değişti. Yeni bebeği için (hatanın bedeli olarak), Orhanı nikâh masasına oturtmaya karar verdi ve bunun için elinden ne geliyorsa yaptı.
Butün bunlar bir gün Zehranın büyük bir kavga çıkarıp Elifin kapısına dayanmasıyla patladı.
Elif önce inanmak istemedi. Yani yirmi yıl aynı yastığa baş koymuşsun, adamı avcunun içi gibi biliyorsun, böyle bir şeyi nasıl yapar?
Gel gelelim, Zehra öyle bir konuştu ki, insanın vücudu baştan aşağıya tanıdık olmadan o kadar ayrıntıyı anlatamazdı; nerede ben, hangi yara izi, hangi doğum lekesi… Hepsi Elifin gözünün önündeydi.
Yani, varmış aralarında bir ilişki. Köşeye sıkıştırılan Orhan, sonunda tüm suçu üstlenmek ve af dilemekten başka çare bulamadı.
Ama ne ilginçtir ki, Elifin tanıdıkları arasında bazıları Orhanın tarafını tuttu. Hem de sadece ortak tanıdıkları da değil, iş yerinden kaç kadın arkadaş, önceden Orhana yan gözle dahi bakmayan uzak akrabalar bile…
Hepsi bir ağızdan, Boşanma, affet, aileyi koru, hiçbir şey olmamış gibi devam et, demeye başladı. Elif işte buna asla anlam veremedi.
Kaynanası başka, anlayabilirim, Ailenin devamı için çalışıyor. Oğlunun pişman olduğunu görüyor, e haliyle kadına sıkıntı yaşamasın diye çırpınıyor. Hatta çocuklara bile başta baskı yaptı, Annenizi babanızdan ayırmayın çocuklar gibi laflar.
Ne kadar acı, ne kadar çirkin ve bencilce olsa da, arada mantık var.
Ama diğerlerinin derdi neydi, Elifin ailesinin bir arada kalması onları neden bu kadar ilgilendiriyordu? Kendi kötü hayatlarına Elifi de ortak etmek mi istiyorlardı? Onlar bataklıkta otururken başkasının yüzmesi ağırlarına mı gidiyordu?
Elif bilmiyordu. Ama bir şeyden emindi, böyle bir zihniyete boyun eğmeyecek, bu oyunları görmezden gelmeyecek kadar babasının kızıydı.
Rahmetli babasının hep söylediği bir sözü kulağına küpe etmişti:
Kızım, birileri sana bencil olduğunuzu, biraz daha sabretmen gerektiğini, paylaşmaya mecbur olduğunu, sırf gelenek böyle diye birilerine haklarını vermen veya sabretmen gerektiğini söylüyorsa… inanma. Sadece seni kullanmak, kendi dertlerinin faturasını sana ödetmek ya da hayallerini senin üstünden gerçekleştirmek istiyorlar.
Babası haksız çıkmadı. Elif de hayatı boyunca gördü ki, kuru vicdan azabı, zoraki fedakârlık ve böyle manevralar tam da bu durumda başlıyormuş.
Kendini kullandırtmazdı Elif. Çocukları da aynıydı, çünkü Elif boşanma davası açınca, kayınvalidesi hemen arayıp, Oğlanla kızı arayın, engelleri kaldırıp benimle görüşsünler! diye dayattı.
Yeter artık, dedi akşam yemeğinde kızları Derya. (Oğlu Murat kız arkadaşında kalıyordu, cevap vermek Deryaya düştü.)
Sürekli aynı şey, Annenle babanı barıştırmalısınız, aile yeniden bir araya gelmeli, herkesin iyiliği bu, falan filan.
Bir, iki kaç defa söyledim, onlar halletsin, seni niye ilgilendiriyor, demek ki olmuyor. Ama anlamadı; tekrar tekrar aynı cümleleri tekrarlıyor.
En sonunda kapattım, ta ki gerçek bir babaanne gibi davranmaya başlayana kadar.
Teşekkür ederim. Biliyorum şu anda sana da zor geliyor ama, manipülasyonlara boyun eğmediğin için müteşekkirim.
Annecim, deli miyim ben, dedi Derya omuz silkip. Babamın yaptığını biliyorum. Hani sırf hangi perdeleri alacaksınız diye tartışıp ayrılsaydınız belki toparlanırdı, ama… Aldatmanın affı yok. Bunu babam da biliyordu. Sonra gidip Zehraya göz kırptıysa…
Ona hala babam diyorum, sevgim bitmedi ama… Ne bekliyordu ki? Babaanne şimdi ne bekliyor?
Elif bu sorulara cevap bulamamıştı. Oysa daha ay önce Deryanın her sorusuna bir cevabı olacağından emindi.
Ama şimdi? İnsan kendi de şaşırıyor, iki insan yirmi yıl boyunca örnek bir aile olarak yaşarken…
Evet, geçmişte türlü sıkıntılar vardı ama hiçbir zaman böyle büyük bir kriz yaşanmamıştı. Şimdi bir anda ne olduysa oldu; yaş ilerledikçe akıl azalır, mı dersin, erkek kırkından sonra sapıtır, mı dersin…
Meğer ki Orhanda hâlâ yenilmemiş şeytanlar varmış. Eski ailesini tümden dağıtıp kendi yeteneğini göstermek için de bambaşka bir yöntem seçmişti.
Olayın üstünden beş yıl geçti…




