Yetmiş Yaşımda Kendimi İlk Kez Düşünmeye Başladım: Genç Yaşta Evlendim, Hayatımı Çocuklara ve Eve Ad…

Yetmiş yaşındayım… Anne oldum ama kendimi düşünmeyi hiç öğrenemeden. Genç yaşta evlendim; daha ilk hamileliğimle birlikte, hayatım başkalarının etrafında kuruldu. Ev dışında hiç çalışmadım. İstemediğimden değil, zaten başka seçeneğim yoktu. Birinin evde olması gerekiyordu. Eşim sabah erkenden çıkar, geç saate kadar eve gelmezdi. Ev bana kalırdı. Çocuklar bana aitti. Yorgunluk da bana…

Uykusuz geceler hâlâ aklımda. Bir çocuk ateşler içinde, diğeri kusuyor, öteki ağlıyor… Ben ise yalnızım. Kimse hâlimi sormazdı. Sabah yine kalkar, kahvaltı hazırlar, devam ederdim. Hiç “yapamıyorum” demedim. Hiç kimseden yardım istemedim. İyi anne böyle olur diye düşünürdüm.

Çocuklar büyüdüğünde, bir şeyler öğrenmek, belki kısa bir kursa gitmek istedim. Eşim, “Ne gerek var? Zaten senin işin bitti.” dedi. Ben de inandım. Geri planda destek olmaya devam ettim. Çocuklardan biri bir dönem okulu aksattı, eşim sinirlenmesin diye aralarını ben yaptım. Diğeri genç yaşta hamile kaldı, doktorlara ben götürdüm, torunumu ben baktım, kızım işlerimi toparlasın diye… Hep bir yerlere yetişen yine ben oldum; her şey dağıldığında toparlayan da ben.

Sonra torunlar geldi, ev yine doldu taştı. Çantalar, oyuncaklar, koşuşturma, gülüşmeler, ağlamalar… Yıllarca anaokulu, yemekhane, hasta bakıcı oldum evde. Hiçbir zaman karşılık beklemedim. Hiç şikâyet de etmedim. Yorgunluktan tükendiğimde, “Anneciğim, onlara en iyi sen bakıyorsun.” derlerdi. Sanırım beni ayakta tutan da buydu.

Bir vakit eşim hastalandı. Son anına kadar ben baktım ona. Ardından bahaneler başladı: “Bu hafta gelemem.” “Önümüzdeki hafta görüşürüz.” “Sana sonra dönerim…” Şimdi ise haftalar geçiyor, kimse uğramıyor. Abartmıyorum, gerçekten haftalarca yalnız kalıyorum. Doğum günümde bir mesaj geliyor WhatsApptan, hepsi o. Bazen masaya iki tabak koyuyorum farkında olmadan. Sonra yemek hazır olunca anlıyorum, çağıracak kimse yok.

Bir gün banyoda kayıp düştüm. Çok kötü değildi ama korktum. Yerde oturup, birileri telefonu açar mı diye bekledim. Kimse cevap vermedi. Yine kendim kalktım. Sonra kimseye bir şey demedim, üzülmesinler diye. Sessiz kalmayı öğrendim artık.

Çocuklarım beni sevdiklerini söyler, biliyorum, doğrudur. Ama varlığını hissettirmeyen sevgi de yara açıyor. Hızlı hızlı konuşurlar, hep aceleleri vardır. Bir şey anlatmaya başlayınca, “Anne bırak, sonra uzun uzun konuşuruz.” derler. O “sonra” hiçbir zaman gelmiyor.

En zoru yalnızlık değil. En zoru, bir zamanlar vazgeçilmezken, şimdi gereksizleştiğini hissetmek. Her şeyin temeli bendim; şimdi ise ancak takvime sıkıştırılan bir görev oluverdim. Kimse bana kabalık etmiyor. Sadece artık ihtiyaç duymuyorlar bana.

Ne dersiniz, bana ne önerirsiniz?

Rate article
Lifequest
Yetmiş Yaşımda Kendimi İlk Kez Düşünmeye Başladım: Genç Yaşta Evlendim, Hayatımı Çocuklara ve Eve Ad…