Bütün yaz torunlarıma bakmayı reddettim, çocuklarım bana huzureviyle tehdit etti

Günlük Haziran, İstanbul

Anne, bu kadar nazlanmanın anlamı ne? Sanki senden kamyon yükü boşaltmanı istiyoruz! Sadece torunlarla ilgilenmeni Üç ay dediğin nedir ki, göz açıp kapayana kadar geçer. Hem hava temiz, bahçemiz var, kendi domatesin, salatalığın. Şehirde çocuklar bunalıyor, asfalt sıcaktan eriyor. Senin bahçende huzur var. Üstelik tüm biletleri aldık, oteli ayarladık. Şimdi iptal mi edeceğiz?

Ben sessizce çayımı karıştırıyorum. Artık soğumuş çayın içindeki yapraklar bir araya gelip fırtınalı bulutlar gibi şekiller oluşturuyor. O bulutlar mutfağımda, beş dakika önce mis gibi kurabiye kokan ve huzurlu olan atmosfere yavaş yavaş çöktü.

Karşımda oturan tek oğlum, Kerem var. Otuz beş yaşında, saçlarında beyazlıklar başlamış, bileğinde akıllı saat ve yüzünde, yeni oyun konsolunu alamamış bir çocuk edası. Yanında oturan gelinim, Sedef, dudaklarını büzüp, telefonunda sosyal medyayı karıştırıyor; bu sohbet ona dişçide koltuğa oturmak kadar rahatsız, ama ihtiyaç hissettiği için katlanıyor.

Kerem, dedim sessiz ama kararlı bir tonda ve kaşığı tabağa bıraktım. Kaşık, porselene vurunca mutfaktaki sessizliğe abartılı bir ses katıldı. Ben nazlanmıyorum. Bu yıl torunları tüm yaz boyunca almam. Yorgunum. Bahar aylarında tansiyonum hep yükseldi, doktor dinlenmemi ve tedavi olmamı önerdi. Haziranda Bursadaki bir kaplıca için rezervasyon yaptım. Sonrasında sadece kendim için yaşamak istiyorum. Güllerle uğraşacağım, kitap okuyacağım, bolca uyuyacağım.

Sedef telefonu bırakıp bana öfke dolu bir bakış fırlattı.

Kendin için mi? Şaka mı bu, Hanife Hanım? Torunlar mutluluk kaynağıdır. İnsanlar torunlarına bakabilmek için dua eder! Siz “Güller”. Çocukların gelişimi için lazım olan şey sevgi ve ilgi. Tatilden bir hafta önce bunu söylüyorsunuz! Biz Antalyaya gidiyoruz, evlilik yıldönümümüz, üç yıldır baş başa tatil yapmadık!

Sedef, sizi martta uyarmıştım, dedim içimdeki kırgınlığı bastırmaya çalışırken. O zaman dinlediniz, gülümsediniz. Şimdi ilk kez duyuyormuş gibi şaşırıyorsunuz.

Anne, kim ne söylüyor, Kerem elini salladı. Biz, o anlık bir ruh hali sandık. Bahçede yalnız oturmakla, çocuklarla olmak arasında ne fark var ki? Artık büyüdüler, Emir sekiz, Toprak altı yaşında. Kendi işlerini yapıyorlar.

Acı bir gülümseme bende belirdi. “Kendi işlerini hallediyorlar” dedikleri geçen yaz serayı futbol oynarken darmadağın edip, telefonumu su deposuna batırıp, komşunun tavuklarını öyle korkuttular ki yumurtlamayı bıraktılar Üstelik gözümü üstlerinden hiç ayırmamıştım. Akşamları yorgunluktan ilaç içip güçlükle uyuyor, bağımsız çocuklar gece yarısı kapıma bisküvi, masal ya da su istiyordu.

Fark çok, oğlum. Onları çok seviyorum. Ama sağlığım artık yirmi dört saat bakıcı olmama izin vermiyor. Arada hafta sonları alırım. Ama üç ay boyunca olmaz. Bu tam bir eziyet. Ben altmış iki yaşındayım.

Özellikle! Sedef birden giriş yaptı. Altmış iki! O yaşta insan biraz huzura bakar, aile ile ilgilenir, kaplıcalara gitmek değil Kendinizi düşünüyorsunuz. Biz size güvenmiştik. Dahası, geçen doğum gününüzde size en iyi düdüklü tencereyi aldık, size bakıyoruz. Karşılığında ne aldık? Sırtımızdan vuruldunuz.

Düdüklü tencere? Kaşlarımı kaldırdım. Hiç kullanmadığım, ocakta yemek yapmasını seven biriyim. Teşekkür ederim. Ama hediyenin kendi başına koşul olmaması gerekmez mi?

Sedef kızarıp Kereme dirseğiyle itti. Kerem kaşlarını kaldırıp burnunu kaşıdı, sonra öyle bir şey söyledi ki içim buz gibi oldu.

Anne, başlama. Sedefle konuştuk. Sen son zamanlarda tuhafsın. Unutkansın. Sinirlisin. Aileye yardım etmeyi reddediyorsun. Belki yaşına bağlı Demans başlıyor olabilir mi?

Ne? boğazımda bir düğüm hissettim.

Yani, Kerem omuzlarını kaldırdı, gözlerime bakmıyor. Yaşlılar bazen gerçeklikten kopar. Eğer torunlara bakamayacaksan, yakında kendine de bakamayacaksın. Ev büyük, gaz, su Tehlikeli. Düşündük, iyi özel huzur evleri var. Bakım, doktorlar, sohbet Hiçbir sıkıntın yok, beş öğün yemeğin var. Belki orası senin için daha iyi olur? Evi kiralarız, huzur evi masrafını öderiz. Bizim de krediye biraz yardım olur.

Mutfağa keskin bir sessizlik çöktü. Dışarıda geçen bir tramvayın sesi, duvardaki eski saat rahmetli eşimin hediyesi tıkırdayarak duyuluyordu. Oğluma bakarken tanıyamıyordum onu artık. Dizlerini yamalayan küçük çocuk, yeri geldiğinde dershaneye göndermek için kendi isteklerini ertelen genç adam neredeydi? Karşımda soğuk, hesapçı bir adam vardı; az önce annesine huzur evi tehdidi savurmuştu.

Beni yaşlılar yurduna yollamak mı istiyorsun? Ben size engel olmayayım diye mi?

Neden hemen “yollamak”? Sedef yüzünü buruşturdu. Buna “insanca yaşlılık sağlamak” deniyor. Zaten kendin diyorsun: tansiyon, yorgunluk Orada doktor yanında. Ya bir kriz geçirirsen, bir başına olursan? Biz Antalyada olacağız. O zaman kim suçlu olacak? Biz. Böyle olursa içimiz rahat olur.

Seçenek şu mu: Ya torunları alıp bahçede kendimi harcamam, ya da siz beni yetkin görmeyip devlete teslim mi ediyorsunuz? Dik duruşumda, sabaha kadar ağrıyan sırtım şimdi dimdik olmuştu.

Abartma böyle, Kerem gözlerini kaldırdı, pişmanlıkla karışık bir kararlılıkla. Yardıma ihtiyacımız var. Sen aileye yardımcı olmuyorsan O zaman üç odalı evde neden oturuyorsun? Torunlar dar geliyor, biz darız. Sen burada tek başına rahatça altın günleri yapıyorsun. Bu bir tehdit değil, anne. Hayatın mantığı.

Yavaşça kalktım, pencereye yürüdüm. Bahçede mor salkım çiçek açmış. Hayat olduğu gibi akıyordu.

Çıkın buradan, dedim, arkamı dönmeden.

Anne, bitirmedik

Çıkın dedim! aniden döndüm, sesim tokat gibi çarptı. Defolun. İkiniz de.

Kerem ve Sedef birbirine baktı. Oğlum bir şey diyemedi, dudaklarımın bembeyaz olduğunu görünce riske girmedi.

Düşün anne, dedi koridorda. Bir hafta bekliyoruz. Sonra başka yollara bakarız. Biletler boşa gidiyor.

Kapıyı kapattım. Oturup yüzümü ellerimle kapattım. Gözyaşı yoktu. Sadece arka arkaya gelen korkular ve tarifsiz bir hayal kırıklığı vardı.

O gece hiç uyuyamadım. Tavanı izleyerek oğlumun sözlerini düşündüm. “Huzur evi”, “tuhaf”, “tehlikeli”… Yasaları biliyorum. Benim iznim olmadan hiçbir yere yollayamazlar, aklım yerindeyken. Ama niyetleri Bu kadar rahat, kendi konforu için annesinin aklını yitirdiğini iddia edebilecek biri olması beni öldürdü.

Sabah sert kahve içtim, en iyi takımımı giydim, rujumu sürdüm ve evden çıktım. Yolum ne eczaneye ne markete, eski dostum ve noter Nevin Hanımın ofisine doğru idi.

Nevinciğim, danışmam gerek, dedim içeri girerken. Belki bazı evrakları güncellemem de gerekecek.

Noterde iki saat oturdum, sonra rahat bir şekilde çıktım. Bir turizm acentesine uğradım. Sonrasında bir hastanede, psikiyatriye muayene olup, tamamen aklı başında ve sağlıklı olduğuma dair rapor aldım. Genç doktor biraz şaşırdı, ama hafızamı ve zihin açıklığımı övdü.

Akşam telefon susmadı. Kerem aradı, Sedef mesaj attı. “Anne aç telefonu, saçmalama”dan “Çamlıca’da çok iyi bir huzur evi bulduk, gidip bakabiliriz”e kadar mesaj yağdı. Telefonun sesini kapattım.

Valizimi hazırladım. Eskimiş olan değil, daha hiç kullanmadığım yenisini, üç yıl önce indirimden almıştım. Yazlık elbiselerimi, şapkalarımı, mayo mu özenle yerleştirdim.

Üç gün sonra, cumartesi sabahı kapım çalındı. Israrla, baskıyla. Gözden baktım. Kerem, Sedef ve iki çocuk. Torunlar şenlikli, Sedef Kerem’e bir şeyler fısıldıyor.

Kapıyı açtım. Seyahat için giyinmiştim: açık renk pantolon, bluz, boynumda ipek bir fular. Yanımda valizim.

Anneanne hazır, Emir sevinçle bağırdı. Bahçeye gidiyor muyuz?

Kerem kapıda donup kaldı, bakışlarını dolaştırıyor.

Anne, nereye? Biz çocukları getirdik. Uçağımız bugün gece. Unuttun mu?

Hiçbir şey unutmadım, Kerem. Bursaya gidiyorum. Otobüsüm iki saat sonra kalkacak. Taksi aşağıda bekliyor.

Bursa mı?! Sedef bağırdı. Ya çocuklar? Nereye bırakacağız?

O sizin çocuklarınız, Sedef. Sizin meseleniz. Size Türkçe söyledim: Ben meşgulüm.

Bilerek mi yapıyorsun? Keremin yüzü kızardı. Huzur evi dedik! Sen istiyorsun ki biz

Neyi? sözünü kestim, çantamdan psikiyatri raporunu aldım. Buyurun. Resmi belge. Tamamen sağlıklıyım. Hiçbir demans yok. Sizi mahkeme dolandırıcılık ve hakaretle suçlar. Avukatla görüştüm.

Kerem belgeyi alıp gözden geçirdi. Elleri düştü.

Anne, biz biraz korkutmak istemiştik ki kabul edesin

Güzel yöntemleriniz var, oğlum. Anneyi huzur eviyle korkutup tasarruf sağlamak.

Biletler, otel Para geri gelmeyecek! Sedef neredeyse ağlamak üzere.

Size seçim bıraktım: ya biriniz çocuklarla kalacak, ya bir bakıcı tutacaksınız. Ya da çocukları birlikte götürürsünüz.

Tatilde çocuklarla uğraşmak mı? dehşete kapıldı Sedef.

Benim için bahçede üç ay çocuk bakmak tatil mi? cevap verdim. Bakın. Bahçenin anahtarını vermem. Güller ektim, sulama sistemi kurdum. Size bıraksam, hepsini mahvedersiniz. Bahçe yaz boyunca kapalı. Komşum bakacak.

Sen bir canavarsın, Sedef hışırtıyla söyledi. Kendi kanımız, ama

Kendi kendini sayan biri, cümleyi tamamladım. Ve ayrıca vasiyetnameyi değiştirdim.

Bu cümle bomba gibi bir etki yaptı. Kerem beyazladı.

Kime?

Henüz kimseye değil. Fonu ya devlete bırakırım ya kedi derneğine. Ama belki kaplıcada biriyle evlenirim. Orada ilginç adamlar olur diyorlar.

Valizimi çekip merdivene çıktım. Oğlum ve gelinim geri çekildi. Torunlar, büyükler arasındaki bu tartışmanın ciddiyetini anlamışçasına sustular.

Anneanne, bize Bursadan magnet getirir misin? Toprak çekingen sordu.

Durdum. Kalbim sızladı. Çocukların hatası yoktu. Onlara eğilip sarıldım.

Getireceğim, canlarım. Bal da getireceğim. Anne ve babanızı dinleyin. Onlar için bu dönem zor olacak. Büyümek herkese zor gelir.

Doğruldum, oğluma baktım.

Siz şimdi beni bir daha hatırlarsınız umarım. Dönünce de umarım gerçekten annemi gören biri olursunuz. Kapınızı siz kapatın. Anahtarınız var.

Asansöre bindim. Kapılar kapanınca arkada öfkeli, şaşkın suratları bıraktım. Takside bir damla gözyaşı döktüm. Sadece bir damla. Önümde Bursa, kaplıca suları, parkta yürüyüşler ve en önemlisi özgürlük vardı.

O yaz müthiş geçti. Güllerle ilgilendim, parkta yürüdüm, nefis yemekler yedim, İstanbuldan gelen hoş bir kadınla ve emekli bir subayla tanıştım. Telefonu günde bir kez açtım, akşamları.

İlk başta Keremden kızgın mesajlar geldi. Sonra yakınanlar: “Anne, biletler yandı, çok para kaybettik, Sedef bana küskün.” Sonra iş odaklı: “Bakıcı bulduk, çok pahalı, para yardımı yapar mısın?” “Emekli maaşım var. Kaplıca ucuz değil. Kendiniz halledin.”

İki hafta sonra mesajlar değişti. “Anne, orada nasılsın? Tansiyonun iyi mi?” “Toprak senin resmini çizdi, özledi.”

Eve döndüğümde, birkaç yaş gençleşmiş, daha sağlıklı ve güneşten bronzlaşmış şekilde döndüm. Ev tertemizdi. Buzdolabında bir pasta vardı.

Akşam Kerem geldi. Yalnız. Yanında ne Sedef ne çocuklar vardı. Üzgün, mahcup bir hali vardı. Koridorda oyalanıp, sonra mutfağa geçti; aylar önce tehdit ettiği yere oturdu.

Anne, özür dileriz, dedi kısık sesle. Aptallık ettik. Alışmıştık, hep ‘evet’ diyorsun. Sedef Antalyayı kafaya takmış, iş yoğunluğu Sınırlarımızı kaybettik.

Ona çay koydum. En sevdiğim fincana.

Kaybettiniz, Kerem. İyi ki buldunuz. Sedef nerede?

Evde. Utanıyor. Sen gitmeyeceğini sanıyordu. Biz de öyle. Tatil yapmadık, çocuklarla evdeydik. Zor oldu, ama aslında eğlenceliydi. Yorucu tabii, gerçekten yönetilmezler bazen, ama parka gittik, bisiklete bindik. Emiri yüzmeyi öğrettim.

Gördün mü, gülümsedim. Çocuk büyütmek iş, babalık sorumluluk gerektirir.

Anne, vasiyet Gerçekten değiştirdin mi yoksa korkutmak için mi?

Bir yudum çay içtim, kurnazca göz kırptım.

O da benim küçük sırlarımda kalsın oğlum. Arada bir sırf sohbet etmek için aramanız da güzel olur, sadece çocukları bırakmak için değil.

Kerem gülümsedi, başını salladı.

Hak ettik.

İki yıl geçti. Hanife Hanım artık torunlarını tüm yaz almıyor, sadece istediğinde, temmuzda iki haftalığına kabul ediyor. Kimse huzur evi lafı etmiyor. Kerem banyoya yeni tutacaklar monteledi, iyi bir tansiyon aleti aldı. Sedef biraz mesafeli olsa da bayramda kutluyor, fide işlerinde fikrimi soruyor.

İlişkimiz bambaşka oldu. O sıcak, özverili anneye sahip olmak yerine, artık mesafe ve saygı var. Ben ise anladım ki; saygı, birinin seni kullanmasından çok daha değerli.

Çocuk sevgisi fedakarlığa dönüşüp kendi hayatınızı yıkacaksa durun ve unutmayın: Mutlu bir yaşlılığa hakkınız var, kimsenin elinden almasına izin vermeyin.

Bugünün dersi: Kendinizi sevin, hakkınızı koruyun. Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır; ama bazen hayır demek, en önemli cevaptır.

Rate article
Lifequest
Bütün yaz torunlarıma bakmayı reddettim, çocuklarım bana huzureviyle tehdit etti