O zamanlar, 36 yaşındaydım ve neredeyse sekiz senedir çalıştığım şirkette bana terfi teklifi gelmişti.
Bu, sıradan bir terfi değildi. Operasyonel bir görevden bölge koordinatörlüğüne yükselmem isteniyordu. Maaşım kayda değer ölçüde artacaktı, sözleşmem süresiz olacaktı, şartlar daha iyiye gidecekti. Tek değişiklik, haftada iki gün çevre bir şehirde bulunmam, orada kalıp ertesi gün eve dönmem gerekecekti. Şehir araba yoluyla yaklaşık bir saat mesafedeydi.
Akşam eve döndüğümde bu güzel haberi paylaşınca, eşim Ferhatın sevineceğinden emindim.
Ama öyle olmadı.
O gece sofrada karşımda oturdu ve bu terfinin iyi bir fikir olmadığını söyledi. Çocuklardan, evden, bir kadının böyle sürekli gezip dolaşmaması gerektiğinden, aileli bir kadının evini bırakıp başka şehirlere gitmesinin uygun olmadığından bahsetti. Defalarca, paranın en önemlisi olmadığını, evin huzurunun hepsinin üstünde olduğunu tekrarladı.
Ona taşınmayacağımı, sadece haftada iki gün uzakta olacağımı, borçlarımızı daha kolay kapatabileceğimizi anlattım. Israr etti. Kabul etmemem için diretti: Ailenin bu şartlardan zarar göreceğini söyledi.
Bu konu haftalarca tartışma kaynağı oldu. Terfi belgelerini çantamda, imzalamadan bekletiyordum. İş yerimden bana sürekli baskı geliyordu, karar vermemi istiyorlardı. Evde ise hava iyice gerginleşmişti. Konuyu açtığımda öfkeleniyor, sesini yükseltiyor, beni bencillikle suçluyordu.
En sonunda pes ettim.
İnsan Kaynaklarına gidip terfiyi ailevi nedenlerle kabul edemeyeceğimi bildirdim. Eski pozisyonuma ve maaşıma geri döndüm.
Sonraki aylarda Ferhatın tavırları değişmeye başladı. Daha geç geliyordu eve, telefonu elinden bırakmıyordu, şifrelerini değiştirdi. Sürekli işlerinin yoğunluğundan yakınıyordu. Hiçbir şeyden şüphelenmedim. Kendi istediğini yaptığım için aramızın düzeleceğini düşünmüştüm.
Üç ay sonra bir iş arkadaşım bana sosyal medya üzerinden ulaşıp, hâlâ eşimle birlikte olup olmadığımı sordu. “Evet” diye cevapladım. Ardından bana birkaç fotoğraf gönderdi.
Fotoğraflarda Ferhat, benim iş yerimden başka bir kadınla bir restoranda, samimi ve çift gibi pozlar içindeydi. Her şey ortadaydı; yanılma payı yoktu.
Aynı akşam, gerçeği yüzüne vurdum. Reddetmedi. O kadınla uzun süredir yakınlaştığını, onda kendini anlaşıldığını hissettiğini, evliliğimizin artık yürümediğini söyledi. Evi bırakmak istediğini, boşanmak istediğini belirtti.
Bir haftadan kısa sürede evi terk etti. Eşyalarını topladı, anahtarları bıraktı ve o kadının yanına taşındı. Ne bir özür ne de barışma girişimi oldu. Sessizce gitti.
Ben ise aynı evde, aynı işte ve aynı düşük maaşta, ama artık yalnız başıma kaldım.
Terfi çoktan başkasına verilmişti. Daha sonra tekrar sorduğumda, “bu fırsat geçti” dediler.
Bugün, o günlere dönüp baktığımda neyi kaybettiğim açıkça ortada: Zaten yıkılmış bir aile için gerçek bir kariyer fırsatından vazgeçmişim. Sahip çıktığını sandığım bir eşim de olmadı, ekonomik özgürlüğüm de.
Ferhat yeni hayatına başka biriyle devam etti.
Ben ise her şeye sil baştan başladım kendimce doğru olduğunu düşündüğüm bir karar uğruna, aslında çoktan kaybedilmiş bir şeyi kurtarmaya çalışarak.
O yüzden bir nasihatim var:
Asla bir erkeğin uğruna hayallerinizden vazgeçmeyin.




