Penceremin önünde duruyorum, elimde bir kadeh rakı, parmaklarım kadehi öyle sıkı kavramış ki, eklemlerim bembeyaz olmuş. Duvardaki antika saat tik tak, tik tak, tehditkâr bir şekilde akıp gidiyor; her tik sanki bir asır sürüyor.
Çok geç. Hem de fazlasıyla.
Ve sonra o farları gördüm.
Gölgeler içinde kaybolmuş siyah bir Mercedes yavaşça apartmanın önünde durdu. Nefesim, ciğerlerimde buz kesildi. Direksiyonda bir adam vardı; uzun boylu, kendinden emin, bana tamamen yabancı.
Ardından, sağ kapı ağır ağır aralandı.
Ve karım, Nazlı, arabadan indi.
Boğazımda bir düğüm hissettim. Yüzünde içten, sıcak bir gülümseme vardı; çok uzun zamandır ona hiç yakışmamış türden. Şoföre eğilip bir şeyler söyledi, adam kahkaha attı, gülüşü camlara çarptı.
Birkaç an sonra, Nazlı kapıyı kapattı ve apartmanın kapısına yöneldi; siyah Mercedes ise karanlıkta kayboldu.
Damarlarımda kanım fokurduyordu.
Ne zamandır devam ediyor bu? Kaç gece masumca yatarken, o başka birinin arabasından dönüyordu?
Dairemizin kapısı sessizce açıldı. Nazlı içeri girdi, umursamazca çantasını masaya fırlattı.
Kimdi o? Sesim tuhaf bir alçaklıkta, buz gibi.
Birden durdu, şaşkın bakışlarıyla bana döndü. Ne?
Arabadan inen adam. Kimdi?
İç çekti; sesinde sabırsız bir bıkkınlık. Allah aşkına, Baran. O, Zeynepin eşi. Beni eve bıraktı sadece. Neyin var senin?
Onu duymuyordum artık.
Kulaklarımda yalnızca kanın uğultusu, kafamda zehirli düşünceler.
O anda elim havaya kalktı.
Avucumun suratıyla çarpışmasının sesi, odadaki tüm sessizliği ikiye böldü.
Nazlı geriye bir adım attı, eliyle yanaklarını tuttu. Burnunun kenarında incecik bir kan sızıntısı.
Derin bir sessizlik, odanın her köşesine yayıldı.
Gözleri kocaman oldu; içinde hiç tanımadığım bir şeye rastladım: Korku.
İçim acıdı.
Bir eşiği geçmiştim.
Artık dönüşü olmayan bir çizgi.
Ne bağırdı, ne ağladı, ne de bir kelime söyledi. Sadece sandalyeden paltosunu aldı ve çıktı, çarptı kapıyı.
Sabahında boşanma belgelerini elime tutuşturdular.
Her şeyi kaybettim oğlumu da.
Baran, yıllarca kıskançlığını sineye çektim, dedi, en son konuşmamızda, sesi buz gibi, duygusuz. Ama şiddeti asla kabul etmeyeceğim.
Affetmesi için yalvardım. Bir delilikti, dedim. Asla öyle biri değilim. Bir daha olmayacak.
Ama hiçbir önemi kalmamıştı.
Ve sonra son darbe mahkemede, oğlumla bana da şiddet uyguladığımı söyledi.
Koca bir yalan.
Pis, ucuz bir yalan. Oğluma asla elimi kaldırmadım, bağırmadım.
Ama bana kim inanacaktı? Karısını döven bir adama mı güveneceklerdi?
Hakimin yüzünde en ufak bir tereddüt yoktu.
Nazlı’ya tam velayet verildi.
Bense? Haftada sadece birkaç saat. Nötr bir merkezde, haftada bir buluşma izni.
Ev yok. Oğlumun uykusu öncesi okuduğum masallar yok. Sabah ona kahvaltı hazırladığım günler yok.
Altı ay boyunca, sadece o buluşma saatleri için yaşadım.
Onun bana koştuğu, boynuma atladığı, çocukça hikayeler anlattığı o kısacık anlar
Ve her defasında, gitmesine izin vermek, ardından bakmak Tek başıma kalmak.
Bir zaman sonra, oğlum bir cümleyle dünyamı alt üst etti.
Beş yaşındaki oğlumdan gelen gerçek
Büyüyordu. Hafif hafif her şeyi anlamaya başlamıştı. Sorular soruyordu.
Bir gün, küçük arabalarıyla oynarken, masum bir merakla söyledi:
Baba, dün gece annem yoktu. Bir abla geldi benimle kaldı.
Donup kaldım.
Bir abla mı? Kimdi o? Sakin olmaya çalıştım.
Bilmiyorum. Annem akşamları gidince hep o geliyor.
Kalbim bir atım kaçırdı.
Peki annen nereye gidiyor?
Omuz silkti. Söylemiyor.
Ellerim titriyordu.
Soruşturmaya, kendi gerçeğimi aramaya başladım.
Ve öğrendiğimde bütün dünyam yeniden karardı.
Nazlı bir bakıcı tutmuştu.
Ben çocuğumla geçirdiğim her saniye için dua ederken, o oğlumu bir yabancıya bırakıyordu.
Hemen telefonu aldım, aradım.
Neden kendi oğlumuza yabancı birini bırakıyorsun, ben buradayken?
Sesi buz gibi, umursamazdı. Çünkü bu daha kolay.
Kolay mı dedin? Ben babasıyım! Sen evde yokken, onun yanında ben olmalıyım!
Derin bir iç çekiş. Baran, her planımda onu sana götüremem. Bu durum seninle alakalı değil.
Avuçlarımda telefonu ezmek üzereydim neredeyse.
Ne yapabilirdim ki? Tekrar dava mı açmalıydım? İkinci kez kaybedecek olsam?
Tek bir yanlış
Tek bir anlık zaaf
Her şeyimi kaybettim.
Ama oğlumu
Oğlumu asla kaybetmeyeceğim.
Onun için mücadele edeceğim.
Çünkü o, elimde kalan tek şey.




