Şuna bakar mısın, Zeynep? Parmağını bir geçir şöyle, bu ne hal? Toz değil ki, adeta keçe olmuş! Yeminle patates dikersin buraya! Telvinli ve buyurgan bir kadın sesi, evdeki sessizliği sanki yaz ortası karpuzu bıçakla ortadan ikiye yarar gibi böldü.
Zeynep derin bir nefes aldı, bilgisayarını kapattı ve ağır adımlarla masadan kalktı. Saat sekizi gösteriyordu, daha yarım saat önce işten çıkıp gelmişti ve tüm gün çeyrek raporunu hazırlamaktan kafası kazan gibi uğulduyordu. Şu anda en son istediği şey temizlik dersi dinlemekti ama kayınvalidesi Naciye Hanım, öyle kolayca kulak ardı edilecek bir kadın değildi. Salonun ortasında durmuş, raftan yeni indirilmiş porselen fili elinde tutarak gelinine mağrur bir bakış atıyordu.
Naciye Hanım, cumartesi temizledim ben evi. Camları açıyoruz, yol şurada, hemen toz doluyor, diye açıklamaya çalıştı Zeynep, sonuçsuz olduğunu bile bile.
Camı herkes açıyor kızım, ev tozlu olanlar belli, cevapladı Naciye Hanım, elindeki peçeteyle parmağını silerek. Peçeteyi de çantasında hep bulundurur, hazır olurdu. Oğlun Serkan işten yorgun geliyor, bir de dağ gibi ev bekliyor onu! Adamın evi sıcak, huzurlu olmalı. Senin mutfakta ise dün sabahtan kalma iki kupa duruyor, öyle mi?
Sabah acele ettik, dedi Zeynep alçak sesle, mutfağa geçerken. Serkan kendisi kahve yaptı, yıkayabilirdi arkasından.
Naciye Hanım hemen pespese mutfağa girdi, getirdiği ev terlikleriyle laminatta sürte sürte ilerlemekteydi.
Adam bulaşık mı yıkarmış? diye fırladı Naciye Hanım. O senin görevin kızım, yuva kadının elinden geçer. Kariyer diye tutturmuşsun. Raporlar, rakamlar… Oğlum dün bana uğradı kavanoz almaya, bir gömleğini gördüm, yaka fısır fısır, kumaşı solmuş. Neymiş bu şimdi? Herkes diyecek ki Serkanın kadını yok!
Zeynep, bisküviyi dolaptan aldı. Kapıyı hırsla çarpmamaya dikkat ederek derin derin iç çekti. Beş yıllık evlilik, beş yıldır aynı nakarat. Önceleri uğraşıyordu: nişasta, temizlik, çorbası, ana yemeği. Ama baş muhasebeciliğin de bir bedeli vardı. Serkan ise şikayetçi değildi. O, cuma akşamı hazır mantı ve görünmeyen tozdan memnundu. Fakat annesi asla taviz vermezdi.
Tam o sırada kapı açıldı.
Ben geldim! dedi Serkanın neşeli sesi.
Oğlum! Naciye Hanım birden gülen yüzüne döndü, saçını düzelte düzelte holde karşıladı evladını. Sana kıymalı börek getirdim, iş yerinde aç kalma diye. Zeynep zaten çalışıyor, seni aç bırakıyor…
Serkan mutfağa girer girmez annesini öptü, karısına yanağından dokundu ve yorgun bir şekilde sandalyeye bıraktı kendini.
Off anne, börek süper ya. Çok acıktım. Zeynep, akşam yemeğimiz hazır mı?
Zeynep, elinde çaydanlıkla kaskatı kesildi.
Daha yeni geldim, Serkan. Bir makarna yaparım diyordum, kıyma çözüldü.
Naciye Hanım göğsüne elini bastırarak derin bir Ah çekti.
Yine makarna mı? Serkan, görüyor musun, yine kuru kuru. Senin midene ağır gelir. Sana her gün taze çorba lazım çorba, bak ben babana her gün çorba kaynatırdım, yetmişine kadar mide ağrısı nedir bilmezdi. Burada ise…
Sobanın üzerinde duran boş tencerelere bakarak dudaklarını büzdü.
Tamam anne, başlama yine, Serkan börekten bir parça koparırken söylendi. Şimdi yapacak zaten.
Nasıl başlamam oğlum! Ben senin hayrın için buradayım. Kendine bak, yüzün solgun, halsiz. Kadın evi sıcak ortam yapacak ki, adamı eve çeken bir şey olsun. Sizde olan ne? Toz, bulaşık, makarna. Zeynep, ben daha düğünden önce demiştim…
Naciye Hanım! dedi Zeynep, çaydanlığı seslice kenara koyarken.
Herkes sustu. Kayınvalide şaşkınca baktı, alışık değildi gelininin yüksek tonda konuşmasına. Normalde Zeynep hep sessizce geçer giderdi.
Ne var Naciye Hanım? Doğru konuşmak yasak mı? diye homurdandı Naciye Hanım. Ben hayat yaşamışım kızım, kimse bana aile idare etmeyi öğretemez.
Zeynep mutfağa göz gezdirdi. Yorgun kocasına, kendince haklı kayınvalidesine ve eriyen kıymaya baktı. O an kafasında bir tereddüt kırıldı. Çok sakin, net bir sesle konuştu.
Haklısınız, dedi Zeynep, sesi buz gibi. Kötü ev kadınıyım. Ne gömlek nişastalarım, ne günlük çorbam var, ne de her hafta cam silerim. Ben çalışıp para kazanıyorum; hem de biriktiriyoruz ki, yeni bir araba alalım, Serkan da sizi rahatça yazlığa götürsün. Tabii, bu bahane değil.
Bak gördün mü? İnsanın kendini eleştirmesi güzeldir, mutlu oldu Naciye Hanım, alttan bir hinlik sezmeden.
Ama kendimi düzeltmeyeceğim, başını salladı Zeynep. Artık gücüm yok. Ama bir çözümüm var. Naciye Hanım, siz bu işleri benden iyi biliyorsunuz, ayrıca artık emeklisiniz Ev düzenini tamamen size bırakıyorum.
Yani?
Ev işleri. Komple. Ben sadece yatıp kalkacağım, faturama, krediye ortak olacağım ama evin düzeninden çekiliyorum. Siz de örnek bir ev kadını olarak evi çekip çeviriyorsunuz. İki durak ötedesiniz, anahtar var, kolay.
Serkan yutkunarak eşine baktı.
Zeynep, ciddi misin?
Tabii. Anne haklı. Sen daha iyisini hakediyorsun. Ben beceremiyorum. Buyurun, tam bir ay. Sonra Serkan derse ki, Böyle daha iyi, ben de gidip ev ekonomisi kursuna yazılırım, ya da işten ayrılırım.
Naciye Hanım şaşırdı ama kıdemli kadın yüreği devreye girdi ve meydan okurdu.
Gösteririm tabii! Kanıtlarım! Serkan adam gibi doyar da yüzü güler. Yalnız mutfakta bana müdahale etmeyin.
Sizin sayılır, Zeynep teatral bir biçimde ellerini açtı. Ocağa dokunmam bile. Ben dışarıda yerim.
Tamam o zaman! diye patladı Naciye Hanım. Yarın sabah buradayım, mis gibi temizlik çekip size ev göstereceğim!
O akşam herkes sessizdi. Serkan bile bir şey diyemedi yatakta. Zeynep ise karşıya dönüp Uyu hadi, yarın yeni hayat başlıyor. Mis gibi kokan yakalarla dedi.
Ertesi sabah, Zeynep işteyken, Naciye Hanım savaşa girer gibi geldi. Cam silmekle, perde yıkamakla başladı, dolabı komple boşaltıp mutfaktaki erzakları rütbesine göre sıraya dizdi.
Akşam Zeynep eve girince evi tanıyamadı. Ortalık çamaşır suyu ve kavrulmuş soğan kokuyordu. Mutfakta Naciye Hanım pembe önlüğüyle tencereleri sallıyor, Serkan masada kocaman bir tabakta dumanı üstünde mercimek çorbası, yanında köfte, patates püresi, Rus salatası ve pastırma ile tortop olmuştu.
Geldin mi işkolik, diye burun kıvırdı Naciye Hanım arkasını dönmeden. Ellerini yıka, hadi bir kezlik sana da tabak veririm. Yarım gün kemik üstünde kaynattım çorbayı.
Sağ olun, ofiste yedim ben, deyip yatak odasına çekildi Zeynep.
Burada onu bir sürpriz bekliyordu: Dolap baştan ayağa değişmişti. Çamaşırları artık kutularla değil, renk renk üst üste dizilmişti. Komodinin üstündeki kitabı yoktu, diğer eşyalar çekmeceye tıkılmıştı.
Salona döndü.
Naciye Hanım, benim kitabım nereye gitti? Komodinin üzerindeydi.
Onu dolaba kaldırdım, gereksiz eşyaydı, dedi Naciye Hanım mutfaktan elini kurulayarak. Evin köşeleri bomboş olacak ki tozu kolay alayım. Ayrıca dolabın rezalet, içi karışık. İçini biraz düzenledim. Her kadının dolabı eczane gibi olmalı.
Zeynep dişlerini sıktı. Bu kadar kişisel müdahale fazlaydı ama Bu bir deney, dayan diye kendine telkin verdi.
Teşekkürler ilginiz için, dedi ve üzerini değiştirmeye gitti.
İlk hafta yemeğe doyulmayan bir dönem oldu. Serkan ballandıra ballandıra her akşam sofra başında yenip içildi. Naciye Hanım gündüz gelip alışverişi yaptı, yemekleri pişirdi, evi topladı, oğlunu karşıladı, uzun uzun sohbet etti, dokuzdan önce çıkmadı.
Zeynep ise ya odamda ya kitapla kaldı. Akşam üç saatim birden bana kaldı, markete gitmek yok, bulaşık yıkamak yok (makineyi de kullanmazdı, elle yıkardı). Yüzmeye yazıldı, kitaplara daldı, parka yürüyüşe çıktı.
İkinci haftanın ortasında Serkanın keyfi kaçmaya başladı.
Zeynep, fısıldadı bir gece, annem daha ne kadar böyle her şeyi üstlenir?
Bir ay, canım. Dün gibi konuşmuştuk. Beğenmedin mi ama? Tertemiz yakalar, kas yapıyor çorbalar.
Lezzetli de… annemin kendisi fazla! Eve geliyorum, iki kelime sessiz kalacağım ama başımda, devamlı anlatsın. Annem hasta olmuş, komşu şöyle dedi, fiyatlar fırlamış. Sürekli ilgi bekliyor. Ye oğlum, Neden yemedin?, Sırtını ovayım. Çocukmuşum gibi hissediyorum.
Evin huzuru da böyle oluyor işte, dedi Zeynep alayla. Bari yemeğinin bir tadını çıkar!
Ayrıca… giysilerimi de yer değiştirmiş. Dün uğurlu çoraplarımı aradım bulamadım. Annem lekeli bulmuş atmış. Zeynep, o çoraplarım!
Annene söyle, hani senin için uğraşıyor ya.
Dedim, hemen küstü. Ben belimi büküyorum, sen nankörsün diyor.
Üçüncü haftada ise Naciye Hanım pes etti. Yaşı ve ekstra yük ağır gelmişti. Üç odalı evi sil süpür, marketten torba taşı (zira halde sebze tazedir), iki türlü yemek pişir derken 65 yaşında, hayal kadar kolay iş olmadığı anlaşıldı.
Bir akşam Zeynep eve döndüğünde Naciye Hanımı salonda, başında ıslak havlu, divana serilmiş buldu. Evde bir kolonya ve validol kokusu vardı. Serkan da yanında mahçup mahçup oturuyordu.
Ne oldu? diye sordu Zeynep.
Tansiyonu fırladı, dedi Serkan. Annem paça yapmak istedi, saatlerce mutfakta uğraştı. Sonra yerleri elle sildi. Şimdi beli tutuk, nabzı fena.
Ah Zeynep, inledi Naciye Hanım gözünü bile açmadan. Sırt, boyun kalmadı. Yorgunum.
Zeynep ecza dolabından tansiyon aleti uzattı, ölçtü. Tansiyon yüksek ama tehlikeli değil; belli, aşırı yorulmuş.
Birkaç gün evinizde dinlenseniz iyi olur, Naciye Hanım, dedi Zeynep, manşonu çıkarırken. Değer mi gerçekten?
Peki ya Serkan aç mı kalacak? Naciye Hanım yatağından toparlanmaya çalıştı. Oğlum aç kalmasın! Sen… sen bakmazsın.
Bakmam, dedi Zeynep. Bizim anlaşmamız böyle.
Anne, bırak ya! rica etti Serkan. Pizza söyleriz! Ya da ben makarna kaynatırım! Kendini perişan ettin!
Pizza… dedi küçümseyen bir sesle Naciye Hanım, ama karşı çıkacak hali yoktu. Hadi bugünlük öyle olsun. Ama yarın tekrar gelirim. Hamur mayada bekliyor.
Ama ertesi gün gelmedi. Sabah aradı, Yataktan kalkamıyorum, belim tutuldu, dedi.
Serkan neşeyle derin bir ohh! çekti. O akşam Zeyneple sushi söylediler, bir şişe şarap açıp huzurun tadını çıkardılar.
Zeynep, bitirelim bu deneyi, dedi Serkan sosun içine roll batırırken. Vallahi yeter artık. Annemi çok seviyorum ama ancak uzaktan. Her hafta gelsin isterim ama böyle değil. Makarna da olur, çorapsız yaka da olur, ama kimse çamaşırımı karıştırmasın.
Peki, ya sıcak yuva? Kral yakalar?
Onlar da canı cehenneme! Gider ütülenmeyen gömlek alırım. Hakikaten haklıymışsın. Çılgınca bir emek. Nasıl yetiştirdin her şeye, bilmiyorum.
Zeynep güldü. İşte duymak istediği kelime buydu.
Birkaç gün sonra biraz toparlanan Naciye Hanım, tekrar uğradı eve. Kapıdan girerken mutfakta pizza kutularını, mutfakta bir çayı gören kayınvalide, bu sefer susmayı tercih etti. Derin bir of çekip masaya oturdu.
Zeynep, dedi içeri girince gelini. Şimdi ben yattım, düşündüm. Zor işmiş.
Nesi zor? diyerek Zeynep çay doldurdu.
Her şeyi… Evin metrekareleri çok, yerleri sil babam sil. Serkan tam bir dağınık. Hiç fark etmemişim. Gitsin, çorabı atar, kırıntı döker. Peşinde saatlerce topluyorum, dediğime de kızıyor.
O erkek ya, annesi de huzur arar, diye kendi sözünü hatırlattı Zeynep.
Huzuru muzu tamam da, bir de vicdan gerekir! Ben ona üç saat lahana sarması sardım, sert olmuş diye burun kıvırdı. Dedim, Gel kendin sar! O da Anne başlama! dedi bana. Hadi buyur.
Zeynep kendini zor tuttu gülmemek için. Mükemmel oğul imgesi evdeki gerçeklikle dağılıvermişti.
Naciye Hanım, Zeynep elini tuttu. Siz harika bir ev hanımısınız. Ben öyle olamam zaten, olmaya da niyetim yok. Ama bizim düzenimiz farklı. Biz iki çalışanız, yoruluyoruz. Bazen dağınık oluyoruz, bazen dondurulmuş mantı yiyoruz. Ama mutluyuz. Bir gün ev yapımı çorba istersek, size misafirliğe geliriz, olur mu?
Uzun uzun ellerine bakan Naciye Hanım, kalınlaşan ellerine bakıp iç geçirdi.
Olur, dedi. Yalnız önceden haber verin. Benim de dizi var, çiçeklerim var, ben de dinlenmek isterim. Ha, Serkanın gömleklerini de ütüledim. Bundan sonra kendi ütüler, ya da ütüsüz giyer, umurumda değil. Sağlık daha önemli.
Kalkıp üstünü başını düzeltti.
Ha, kitabını da tekrar komodinin üstüne koydum, ne okuyorsan oku. Ben karışmıyorum.
Serkan geldiğinde evde sükûnet vardı. Ne çamaşır suyu, ne kızarmış soğan Sade bir ferahlık, biraz da Zeynepin parfümü. Ocakta sosis kaynamış, masada bir kutu bezelye.
Annem gitti mi? diye sordu Serkan umutla.
Gitti. Görevi devrediyorum, dedi. Deney bitmiştir, sağlık nedeniyle.
Serkan, Zeynepe sarıldı, saçına burnunu gömdü.
Sağ ol, fısıldadı.
Ne için? Sosis için mi?
Beni anladığın, bana huzurlu hayatı tekrar verdiğin için. Seni seviyorum. Hem de böyleymişsin diye.
Ben kötü değilim, diye güldü Zeynep, sadece yeniyim. Hem bu sosisler birinci kalite, unutma.
O günden sonra Naciye Hanım laf vermekten geri durmadı tabii. Ama tozlu rafa elini sürdüğünde sadece şöyle bir iç çekiyordu. Lafı uzatınca Zeynep hemen Bir hafta yanımda kalmaya ne dersiniz? Tam da seyahate çıkacağım… derdi. O anda kayınvalide birden Aaa, süt taşacak mutfakta, kedim aç, dizim başlıyor diyerek topuklardı.
Evde huzur sağlanmıştı. Toz mu? Kimseye dokunmuyor. Yeter ki insanlar birbirini huzursuz etmesin.




