Tüm Yaz Boyunca Torunlara Bakmayı Reddettim, Kızım Beni Huzureviyle Tehdit Etti: Bir Türk Anne ve Kı…

Anne, senin aklın nereye gidiyor? Ne tatili? Ne Afyon kaplıcaları? Bizim Antalya biletlerimiz yanıyor, haftaya uçuyoruz! Senin yüzünden büyük zarara giriyoruz, farkında mısın?

Sevginin sesi neredeyse çığlığa dönmüştü. Evin küçücük mutfağında bir o yana bir bu yana gidip geliyor, masa köşesine takılıp canı acıdığı halde aldırış etmiyordu. Nermin Hanım ise köhne taburesine oturmuş, parmaklarını kenetleyip öyle sıkmıştı ki, eklemleri bembeyaz görünüyordu. Bir zamanlar nefesini kesen telaşıyla oynayan küçük kızını, karşısındaki bu bakımlı, öfkeli kadında hiç tanıyamıyordu artık.

Sevgi, ne olur bağırma. Tansiyonum var, bana iyi gelmiyor, dedi Nermin Hanım yorgunca. Şubat ayından beri söylüyorum size, bu yaz kendime vakit ayıracağım, dizlerim mahvoldu, doktora gittim, fizik tedavi şart dedi. Tatil paramı emekli maaşımdan biriktirdim aylarca. Neden iptal edecekmişim ki?

Çünkü biz aileyiz! diye patladı Sevgi, annesinin tam karşısında durup ojeli ellerini beline koyarak. Büyükanneler torunlarıyla ilgilensin diye var! Ne demek sen tatilde keyif çatacaksın, biz Fikretle yıllardır tek gün izin yapmadan çalışıyoruz! Lüks otel bulduk, çocuklarla gitmek çok pahalı, biraz da rahat etmek istiyoruz. Sen de alırsın çocukları yazlığa, konu kapandı, bu mesele tartışılmaz.

Nermin Hanım derin bir iç çekti. O tartışılmaz lafını son on yıldır defalarca duymuştu. Önce Anne, Kereme sen bakarsın, işe başlamam lazım, kredi ödüyoruz diye rica ediliyordu, sonra Anne, Efe doğdu, büyüğü de küçüğü de sana emanet, sen alışıksın nasılsa… O da her şeyi bırakır, koşar, hastalıkta yatar kalkar, iki çocuğu oraya buraya taşır, sürekli kendi dertlerini ertelerdi. Artık Kerem on iki, Efe dokuz yaşında; iki afacan, bir haftaya yazlığı başına yıkarlar. Yemekleri kazanla pişirmek, sürekli göz kulak olmak lazım, artık gücü kalmamıştı. Ancak çileği toplayıp bankta azıcık oturabiliyordu.

Sevgi, gerçekten yapamam, gözleri kızına dikilmiş, kararlı bir sesle konuştu. Yorulurum, başa çıkamam. Çocukların enerjisine yetişemem. Başlarına bir şey gelirse asla affetmem kendimi. Üstelik tatil parası ödendi, otobüs biletleri de elimde. Üç Haziranda gidiyorum.

Sevgi sustu. Annesine öyle bir yabancılık ve hesaplı bir soğuklukla bakıyordu ki, Nermin Hanımın tüyleri diken diken oldu. Mutfağı, sadece buzdolabının uğultusu dolduruyordu.

Yani sağlığın torunlarından daha mı önemli? diye sordu Sevgi, kelimeleri ezerek. Kendini ailenin önüne koyuyorsun, öyle mi?

Sadece ilk kez, altmış beş yıl sonra kendime öncelik verdim, Sevgi. Suç mu bu?

Çok güzel. Sevgi aniden sakinleşti ama bu sakinlik, bağırmasından daha korkutucuydu. Tabureye geçti, ayak bacak üstüne atıp eteğini düzeltti. Gelelim sana… Üç odalı evde tek başına oturuyorsun. Biz Fikretle iki çocukla kenarda köşe iki odalı evdeyiz, kredi öderken canımız çıkıyor. Sen burada sultan gibi oturup, şart mı koşuyorsun?

Annemden bana kaldı bu ev, hangisi kolay mal oldu sanıyorsun? Ayrıca baştaki peşinatı da, babandan kalan arabayı satarak verdim size, unuttun mu?

Devede kulak onlar! elini salladı Sevgi öfkeyle. Çok dikkatli dinle şimdi! Eğer sen bu yaz kaplıcaya gidip bizi bu durumda ortada bırakırsan… O zaman ben de oğlum bak sen yaşlı, hastasın, torunlarına bakamıyorsun derim. Tek başına oturmak tehlikeli, gazı açık bırakırsın, suyu unutursun…

Sen bana ne demeye çalışıyorsun? Nermin Hanımın kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu.

Düz söyleyeyim: Bugün çok güzel yaşlı bakım evleri var, devlet de var, özel de. Doktor var, yemek var, düzen var, torun da yok, sıkıntı da. Evi ya kiraya veririz, ya satarız: borçlarımızı da öderiz, belki biz de taşınırız. Zaten sana tek başına bu kadar evi ne yapacaksın, zaten sonra bize kalacak, ne bekleyelim ki?

Gözlerinin önünde kararmalar başladı Nermin Hanımın. Kızının, kendisi yoklukta büyüttüğü, canını ortaya koyduğu kızının, şimdi böyle tehditler savurmasına inanamıyordu.

Sen… Sen beni huzurevine mi yollayacaksın? Hem de sağken, bana danışmadan?

Huzurevi değil, bakım merkezi, Sevginin sesi buz gibiydi. Eğer anneannelik vazifeni yapamıyorsan resmi olarak bakıma muhtaçsın demektir. Hiç dert etme, rapor işini de çözeriz, tanıdık var… Erken unutkanlık deriz, yaşın da müsait.

Çık… Nermin Hanım fısıldadı.

Ne?

Çık dışarı! Nermi Hanım birden ayağa kalktı. Son gücünü topladı. Çık ve çocuklarını da getirme buraya! Akıllıyım, evimin tek sahibiyim!

Sevgi bakışını tiksintiyle mutfağa dolaştırdı.

Bağır, bağır, tansiyonun iyice fırlar, ambulans gelirse raporları da çabuk toplarız. Yarın akşama kadar süren var anne. Ya oğlanları alırsın, konu kapanır. Ya da resmi işlemleri başlatırım. Ben pes etmem, bilirsin inatçılığı senden aldım.

Kapı çarptı, Nermin Hanım yığıldı taburesine. Ellerinin titremesini durduramıyor, gözyaşı yanaklarından süzülüp boynunu yakıyordu. Nerede kaybetmişti bu kızı? Nasıl canavara dönüşmüştü onun yavrusu?

O gece gözüne uyku girmedi. Huzurevi; resmi duvarlar, ilaç ve dezenfektan kokusu, yabancı bakıcılar, parmaklıklı pencereler gözünün önünde. Sevgi inatçıydı, torpili boldu. Fikret de her zaman Sevgi ne isterse yapan bir adamdı.

Sabaha karşı, perdenin aralığından süzülen ilk ışıkla, öfke sardı içini. Sıcak, net bir öfke. Bu yaşa kadar hep başkası için yaşadı: gençliğinde kocası için, sonra kızı için, torunlar, herkes… Hep kırmamaya, hep alttan almaya çalıştı. Sonunda nereye geldi? İyi niyeti zayıflık zannedilmişti.

Sabah kalktı, ilaçlarını içti, en güzel takımını giyip, evrak dosyasını da alarak çıktı evden. Çarşıya, markete değil; doğrudan bir avukatlık ofisine doğru yürüdü.

Genç avukat kadının derdini dinledi, gözlerini kırıştırdı sonra sakinleştirdi onu:

Nermin Hanım, rahat olun. Aklı başında birini, kendi rızası olmadan bakım evine göndermek öyle kolay değil. Mahkeme kararı gerekir, uzman raporları, uzun süreç… Akli dengede olduğunuz ve evinizin hak sahibi olduğunuz sürece kimse sizi zorla bir yere alamaz. Psikiyatri raporu almanız yetecek. Varsa kızınıza yazılı vasiyetiniz, yeniden gözden geçirmenizi tavsiye ederim; ya geçici durdurun, ya değiştirin.

Nermin Hanım, ofisten çıkınca bir torba yük omzundan kalkmış gibi hissetti. Özel muayenehaneye uğradı, psikiyatrist gözetiminde testler yaptı; sonunda akli dengesi yerindedir yazan imzalı kağıdı aldı. Bankada birikimlerinin bir kısmını başka bir hesaba aktardı, kızının bilmediği bir yere.

Öğlen eve döndü. Telefonu susmak bilmiyordu ama cevapsız bıraktı. Eski, sağlam bavulunu çıkardı. İçine yazlık elbiseler, rahat ayakkabılar, kitaplar özenle yerleştirildi.

Akşam kapı ısrarla çalındı. Nermin Hanım göz deliğinden baktı: Sevgi, tek başına.

Zinciri bırakmadan araladı kapıyı.

Anne, neden açmıyorsun telefonunu, merak ettik! Sevgi sinirli, ama dün akşamki gibi saldırgan değildi. Galiba yöntem değiştirmişti. Hadi aç şu kapıyı, konuşmamız lazım. Çocukların eşyasını getirmiştim, sabah bırakırım onları.

Onları bırakmayacaksın Sevgi, dedi Nermin Hanım usulca. Yarın gidiyorum.

Nereye gidiyorsun? Anlaştık sanıyordum! Geçen söylediklerimi unuttun mu? Bakım merkezi…

Hatırlıyorum hem de çok iyi. O yüzden bugün avukata ve psikiyatriste gittim. Bak, burada yazıyor.

Aralıktan Sevgiye rapor kopyasını gösterdi.

Psikolojik olarak sağlıklıdır, demans yoktur… Sevgi’nin yüzü düştü. Sen cidden gidip rapor mu aldın? Anne, ciddi misin?

Ciddiyim. Ayrıca bir de avukata danıştım: Yalan beyan ve hürriyeti kısıtlama suçu diye bir madde varmış, bil istedim. Notere de uğradım, bir vakfa bağış sözleşmesi hazırladılar. Şayet biri hakkımda iftira atıp beni elden çıkarmaya çalışırsa, üç odalı merkezi evi onlara devrederim; hem de ölünceye kadar bakım garantisiyle.

Sevgi bembeyaz kesildi. Annesi neye niyetlenirse ciddi olduğunu hep bilirdi.

Anne sen ne diyorsun? Biz senin ailendik Şimdi evine yabancıları mı bırakacaksın?

Kızı annesini sırf deniz tatiline gitsin diye huzurevine yollamak isterse, annesi de evini başka bir yere bırakır. Kural bu. Yarın sabah Afyona gideceğim. Anahtarları komşumuz Emine Teyzeye verdim, o çiçekleri sular. Sana ve çocuklarına anahtar yok, hem de evi bugün yeni kilitlettim.

Kilidi mi değiştirdin? Anne bu paranoya!

Bu tedbir, kızım. Yoksa dönerim, bakarım eşyalarım çöpe gitmiş, siz yerleşmişsiniz. Torunlarımı seviyorum, ama ben köle, hizmetçi falan değilim. Tatile gitmek istiyorsanız, bakıcı tutun, yaz kampına gönderin, kredi çekin O sizin derdiniz, ben yıllarca fazlasını yaptım.

Kapıyı kapatmaya yöneldi, Sevgi ayağını kapının arasına sürttü.

Anne, bekle! Sinirden söyledim ben dün. İş stresim var, bıktım, otel iptal edince cezası büyük. Kabul et, bir kerecik çocukları al, sana pahalı telefon, tablet veririm, söz hiç yaramazlık yapmazlar!

Hayır Sevgi. Kararım kesin. Lütfen ayağını çek, dinlenmem lazım, yarın yola çıkacağım.

Sevginin yüzünde öfke, kırgınlık ve… biraz korku vardı. Miras korkusuydu bu, Nermin Hanım anladı.

Git nereye istersen! dedi Sevgi sonunda, ayağını çekerek. Dönünce bizden yardım bekleme; hastalanırsan arama sakın!

Gerektiğinde avukatı ararım, siz hiç dert etmeyin. Hoşça kal, iyi tatiller size de.

Kapı kapandı. Nermin Hanım tüm kilitleri, sürgüleri dikkatlice kapadı. Kalbi güm güm atıyor, elleri hala titriyordu ama içinde hafiflediğini hissetti. Başarmıştı. Hayatının kontrolünü korumuştu.

Sabah, taksiyle otobüs terminaline gitti. Şık giysileri, şapkası ve yuvarlanan valiziyle apartmandan çıktı. Kapının önünde Fikretin arabası park etmişti; Fikret, camdan bakıp sigara içiyor, kayıtsız bir tavırla başını çevirdi. Galiba Sevgi, ailece onu boykota çağırmıştı.

Otobüs yol boyunca Nermin Hanımı kuzeyden güneye taşırken, pencerede uzayıp giden tarlalara, zeytinliklere, köylere bakıp her kilometrede içini bir huzur kapladı. Yan koltukta oturan kadına isim sordu: Sabahat Hanım, o da kaplıcaya gidiyormuş.

Ben çocuklarıma hep dedim: Torun ancak hafta sonu, sağlığım elverirse… dedi Sabahat Hanım, izmir tulumunu ekmeğe sürerken. Önce kızdılar, şimdi alıştılar. Saygı da duymayı öğrendiler. Bizim de insan gibi yaşamaya hakkımız var.

Ben de yeni anladım, gülümsedi Nermin Hanım. Ama biraz radikal olmak gerekiyormuş.

Afyondaki üç hafta bir göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Masaj, tedavi, yürüyüşler, tertemiz dağ havası… Nermin Hanımın yanakları al al oldu, sırtı dikleşti, diz ağrısı neredeyse kalmadı. Yeni arkadaşlar edindi, hatta yakışıklı bir emekli albayla tiyatroya gitti. Tekrar kadın olduğunu, bir işlev olmadığını fark etti.

Telefonunu nadiren açtı. Sevgiden önce öfkeli, sonra üzgün, zamanla ilgisiz birkaç mesaj geldi. Tatil yandı, Kerem hasta oldu, Ne zaman dönüyorsun?… Nermin Hanım hep kısa cevap verdi: Geçmiş olsun, 25inde dönerim.

Eve dönerken içini hafif bir heyecan sardı. Kapı önünde nöbet mi var, kavga mı olacak? Neyse ki evrakları çantasında.

Kendi evine girdiğinde, ortalık biraz tozlu ama yataklar toplanmış, saksılar sulanmıştı. Emine Teyze not bırakmış: Sevgi geldi, anahtar istedi, boru patlamış dedi. Vermedim. Tesisatçıyla girdim. Her şey yolunda. Güçlü kal Nermin.

Gülümsedi Nermin Hanım. Komşusu da sağlam duruyordu.

Akşam saatlerinde Sevgi geldi. Sessizce kapıyı çaldı, kavga etmedi. Nermin Hanım zinciri çıkarmadan açtı kapıyı.

Selam, dedi Sevgi, geldin mi?

Geldim. Çay içer misin?

Sevgi mutfağa geçip, kavgadan önceki aynı sandalyeye oturdu.

Tatil nasıl geçti? dedi Nermin Hanım suyu koyarken.

Fena değil. Çocuklarla pahalı oldu biraz. Başka bir otelde kaldık. Fikret hala sinirli, ek kredi aldık.

Neyse, denizi görmüş çocuklar, onlar için iyi oldu.

Sevgi uzun uzun elindeki kupaya baktı.

Anne… Sen o vakfa gittin mi gerçekten?

Gittim.

Sözleşme imzaladın mı?

Henüz değil. Ama belgeleri hazır tuttum. Size bağlı hepsi.

Önünde yaşlar belirdi Sevginin.

Anne, ağzımdan çıkanı kulağım duymadı o gün. Çok yoruldum, bıktım, karakterimi bilirsin. Sana tehdit etmekten başka yol bulamadım, pişmanım.

Yanlış yol seçtin kızım. Ailede şantaj güveni öldürür. Bundan sonra sana sırtımı dönemem. Suyunu içerken bile korkarım.

Yapma! Sevgi gözyaşlarını akıttı. Affet beni, özür dilerim. Her zaman yardımcı olmana alıştım, senin de dayanma hakkın var. İnan, korktum.

Nermin Hanım kızının yanına gidip omzuna dokundu, sesinde sadece yorgunluk vardı.

Ben ayak diremedim, Sevgi. Sadece, ben de insanım, bana da biraz alan lazım diye anlattım. Torunlarına yardım etmek isterim elbet. Ama sağlığım elverdiği zaman ve rızamla. Önceden arayın, halimi hatrımı sorun. Ben müsaitsem buyur edin, değilsem siz de kendi yolunuzu bulun.

Peki anne… Dediğin gibi olsun.

Anahtar da yok artık, misafir gibi geleceksiniz, zile basacaksınız. İçim daha rahat olacak böyle.

Sevgi başıyla onayladı, burnunu silerken.

Peki, bu vasiyet işi ne olacak?

Henüz değiştirmedim. Her şey eskisi gibi. Yalnız, acele edilecek bir durum yok. Daha uzun bir ömür planlıyorum. Doktorlar genç kalp dediler.

Birlikte çay içtiler, sohbet zor ilerledi, eski sıcaklık yoktu, ama kavga da sona ermişti. Soğuk bir barıştı aralarındaki. Hafta sonu için torunları getireceğini söyledi Sevgi (sadece birkaç saat, kek yiyecekler, hemen alacağım).

Nermin Hanım kapıyı kapatıp kilitleyince camdan dışarı baktı. Akşamın ilk ışıkları yanarken, kendini fırtınayı atlatmış bir kaptan gibi hissetti. Belki biraz yalnız, ama güvende ve onurlu.

Hafta sonu torunları geldi. Bir ayda uzamış, göz göze bakıyordu.

Babaanne, denizanası gördük! diye bağırdı Efe, Baba güneşte yandı!

Bütün gün kek yediler, denizden hikâyeler anlattılar. Sevgi usulca oturdu, ortalığı eleştirmedi, emir vermedi. İki saat sonra toparlanıp çıktılar.

Teşekkürler anneciğim, ödev var çocukların, onları halletmemiz lazım.

Yolunuz açık olsun.

Tok bir huzurla koltuğuna geçti Nermin Hanım. Lambasını yakıp, yolculukta başladığı kitabı açtı. Yalnız mıydı? Belki biraz Fakat bu, kimseye eğilmeden yaşanan, dik ve huzurlu bir yalnızlıktı. Şunu öğrendi: Sevgi görmek için ille de sürekli fedakâr olmak şart değil. Saygı görmek içinse bazen diş göstermek lazım; o diş istersen bir avuç belge ve hak bilinci olsun.

Sonbaharda havuza ve belediyenin Aktif Yaşam kulübüne yazıldı. Meğer hayat altmış beşten sonra başlıyormuş, insan kendi hayatının senaryosunu yazmaya cesaret ederse.

Hikâyemi okuduğunuz için teşekkürler! Siz de ailenizde sınırlarınızı korumak zorunda kaldınız mı, yoruma yazın lütfen.

Rate article
Lifequest
Tüm Yaz Boyunca Torunlara Bakmayı Reddettim, Kızım Beni Huzureviyle Tehdit Etti: Bir Türk Anne ve Kı…