Eşimin Akrabaları Haftalarca Misafir Kaldı, Ben Yemek Masrafı İçin Fatura Çıkartana Kadar

Peki, o sert peynir nerede? Hani salata için özel olarak aldığım? diye sordum, yarı boş turşu kavanozunu ve yalnız kalmış kefir paketini rafta yer değiştirirken.

Eşim Serkan, mutfak masasında oturuyor ve omuzlarını yukarı çekip kafasını içine sokmaya çalışıyordu, suçlu bir şekilde bakışlarını yağmurlu pencereye çevirdi. Dışarıda gri sonbahar yağmuru camda inatla tıkırdıyordu.

E, Sibel çocuklara sandviç yapmış Dışarıda oynadıktan sonra acıkmışlar, diye kısık sesle mırıldandı. Sesi ne kadar düşük çıkarırsa, sanki o kadar az göze batacağını umuyordu. Zeynep, abartıyorsun, bir parça peynir için. Yenisi alınır.

Zeynep yavaşça buzdolabının kapağını kapattı. Soğuk hava ayaklarıma vurmuyordu artık, ama içimde yine fırtınalar kopuyordu. Derin bir nefes alıp ona döndüm, son üç haftadır sık sık uyguladığım, ona kadar sayma ritüelimi yine denedim ama son zamanlarda pek işe yaramıyordu.

Serkan, o peynir parçası için bin beş yüz lira verdim dedim duygusuz, düz bir tonla. Proje teslimini kutlamak için özel bir akşam yemeği yapmak istiyordum. Şimdi ise dolap yine boş. Dün olduğu gibi, günlerdir marketten aldıklarım yok olup gidiyor. Geçen gün aldığımdan, pastırma yok oldu. Onun öncesinde de paket somon kayboldu. İkimiz harıl harıl çalışıyoruz artık, sen bunun farkında mısın?

Serkan yüzünü buruşturdu, sanki diş ağrısı çekiyordu. Rahatsız oldu, utandı ama aile bağlılığı kendisine çocukluğundan beri öğretilen şeydi, mantığını bir türlü bastırıyordu.

Misafir onlar, Zeynep. Sen de biliyorsun, evlerinde tadilat var. İnşaat tozu, kir Nereye gidecekler? Az sabret, yakında taşınacaklar.

Bu yakında sözü evimizde yirmi ikinci gününü doldurmuştu. Başlangıçta basit bir telefonla olmuştu: Baldızım Sibel aradı, ustaların kendi dairesinde büyük bir arıza çıkardığını, borunun patladığını, bu yüzden evde kalmalarının imkânsız olduğunu anlattı. Bir üç dört gün, hepimiz sakinleşene kadar misafir edin dedi. Ben de yumuşak kalpli biri olarak kabul ettim, sonuçta aile hep yardımlaşmalıydı.

Ama üç gün, bir hafta, sonra iki haftaya dönüştü; şimdi ise sonbaharın ikinci ayı geçmişti ve bu misafirlik bitmeyecek gibiydi. Serkanla benim üç odalı evimiz, daha önce huzur ve rahatlık dolu bir yuva iken, şimdi tam bir kaosa dönüştü. Sibel ve eşi Tolga salonu ele geçirdiler, iki oğulları, dokuz ve on yaşında, şişme yatakta yatıyor ama evin her köşesinde serbestçe dolaşıyorlardı.

Akşamlar artık bir sınavdı. İşten eve döndüğümde sıcak bir duş hayaliyle ve sessizlik özlemiyle geliyordum, ama eve adım attığımda çarşı gibi bir kalabalık karşılıyordu. Televizyon son ses açık, çünkü Tolga haberleri sanki oradaymış gibi izlemeyi sever. Banyo her daim dolu, yeğenler bir saate yakın duşta kalıp, şişe şişe pahalı duş jellerini harcıyor ve yerde göletler bırakıyor; ben de her sefer ayağımla bu suya basıyordum.

Ama en büyük sorun yemek oldu. Ben de, Serkan da iyi kazanıyorduk. Yeme içmede kaliteye önem veren bir aileyiz; güzel et, taze sebze, organik süt ürünleri Tatilde ve kalan kredi borcumuza para ayırıyorduk ve neredeyse ödemeyi bitirmiştik. Ama misafirlerden sonra bütçe patladı.

Sibel, yemek yemeyi seven, geniş yapılı bir kadın, mutfaktan bilinçli olarak uzak duruyordu.

Ay, Zeynepciğim, bu tadilatlar beni çok yoruyor, sinirlerim bozuluyor, derdi koltukta üzüm tabağıyla uzanırken. Sen yemek yapacağın için zaten sana zahmet olmaz, çorbaya iki kepçe fazla koysan ne olur?

Ama o iki kepçe akşamdan akşama beş litre çorba kazanına dönüşüyordu; Tolga ise şöför olarak çalışıp vardiya düzeninde her izin günü adeta bir tabur kadar fazla yemek yiyordu. Çocuklar ise büyüyor, ne bulsa silip süpürüyor, hiç sormadan dolapta ne varsa tüketiyor.

Ceketimi çıkardım, sandalyenin arkasına astım ve yorgun bir şekilde şakaklarımı ovaladım.

Serkan, bugün banka uygulamasına baktım, dedim gözünün içine bakarak. Üç haftada normalde iki ayda harcadığımız parayı harcamışız. Şaka değil. Hiçbir şey almıyorlar. Hatta ekmek bile.

Onların da masrafı var tabii, tadilat pahalı Serkan yine lafı dolandırmaya başladı ama artık pek inanmadan. Tolga diyordu, malzeme fiyatları uçmuş.

Bizim de masrafımız var, dedim. Ben dört yetişkin ve iki çocuğu tek başıma beslemeyi üstlenmemiştim. Sibel hiç market torbası getirdi mi bu eve? Çaya kurabiye bile aldı mı?

Bu sırada Sibel mutfağa geldi, terlikleriyle sürüne sürüne Üstünde benim sabahlığım; çünkü ona sıcaktı, benim ince ipek sabahlığım daha hoşmuş. Sinirlenip ses çıkarmadım, sabahlığın yakasında reçel lekesi görünce dişlerimi sıktım.

Oo, Zeynep geldi! diye neşeyle bağırdı Sibel, çaydanlığa yönelirken. Seni bekledik, açlıktan ölüyorduk. Tolga soruyor, akşam ne varmış? O, köfte kokusu aldığını söylüyor kıyma dolapta çözülüyordu galiba.

Sibele uzun ve kararlı bir bakış attım. İçimde bir yer kopmuştu; o sabır anahtarı tamamen kırılmıştı.

Köfte olmayacak, dedim sakin bir şekilde.

Olmayacak mı? Sibel elindeki fincanla dondu. O zaman ne var? Aç mı kalacağız? Çocukların düzeni bozulur.

Kıymayı tekrar buzluğa kaldırdım. Akşam yemeğinde sade bulgur pilavı var.

Sade mi? Sibelin gözleri büyüdü. Eti, sosu yok mu? Tolga öyle bir şey yemez, adamın eti lazım!

O zaman Tolga markete gidip et alabilir, kendisi pişirir, yer dedim. Hafifçe gülümsedim ama gözlerim gülmüyordu. A101in adresini biliyor, zaten yan dairede.

Sibel yüzünü ekşitti, fincanı masaya vurdu ve dudaklarını büzdü.

Zeynep, bu ne hal böyle? İş yorgunluğunu anlıyorum ama niye akrabaya patlıyorsun? Biz yabancı mıyız? Serkan, bir şey söyler misin?

Serkan ise iki ateş arasında kalıp, linolyuma gömülmek istiyordu sanki.

Zeynep, abartma Belki mantı haşlasak? Buzlukta bir paket vardı

Vardı, dedim. Dünde. Yeğenlerin yarışma yaparak, kim daha fazla yer, diye bitirdiler.

Akşam gergin ve sessiz geçti. Sade bulguru pişirdim, tereyağı ve tuz koydum. Tolga tabakla oynamış, hapishane yemeği diye homurdanıp salona gitmiş. Sibel, bulguru çocuklara bol şekerli (tabii benim şekerimden) yedirmiş, yarın gerçek bir yemek yaparsın umarım! diyerek çıktı.

O gece uyumadım. Karanlıkta Serkanın yanında, Tolganın salonda horlamasını ve çocukların oda oda nefes alışlarını dinledim. Düşündüm: iyilik acı bir ders, kendi sınırını korumak şart; şimdi harekete geçmesem, bu insanlar burada hep kalacak. Tadilat bir bahaneydi Tolga üç haftadır kendi evine bir defa gidip bakmamıştı. Misafirlik değil, bedava ev, bedava yemek; tam hizmet.

Ertesi sabah herkesten önce kalktım. Kahvaltıyı hazırlamadım. Yalnız kendime kahve demledim, sessizce içtim ve işe gittim. Dolabı ise tertemiz bıraktım; gece normal yemekleri termal çantaya koyup, yan mahalledeki anneme götürmüştüm.

Gün iş telaşıyla geçti ama kafamda yeni bir plan şekillendi. Akşam eve geldiğimde elimde torba yoktu, fakat bir dosya vardı.

Evde hava bıçak gibi. Sibel girişte beni karşıladı, elleri belinde:

Zeynep, bugün dolapta bir tane yumurta bile yok! Çocuklar kuru mısır gevreği yediler; bu nasıl misafirlik?

Tolga salondan bakıp, gevşemiş tişörtünün altından göbeğini kaşıdı:

Ev sahibi, ne iş bu? Aç aç bir gün geçirdik. Marketten bir şey aldın mı bari?

Sakin bir şekilde ayakkabımı çıkardım, mutfağa yürüyüp dosyayı masaya bıraktım.

Herkes mutfağa gelsin. Konuşalım.

Hah, sonunda! Tolga ellerini ovuşturdu. Yemek listesi yapalım mı? Ben olsam bir biftek isterim, ya da mangal tavuk

Herkes masada toplanınca (çocukları tablete koyup odaya gönderdiler), dosyamı açtım.

Durum şu, dedim, işyerinde müşteriyle pazarlık yaparken kullandığım o ciddi tonla. Tam 23 gündür burada kalıyorsunuz. Hiç market alışverişi yapmadınız, faturaları ödemediniz, temizlikte bir eliniz yok.

Ah, başlama şimdi! diye göz devirdi Sibel. Her yiyeceği mi sayacaksın? Biz aileyiz!

İşte aileyiz diye üç hafta dayandım, dosyadan çıkardığım masraf tablosunu masaya koydum. Bütçeyi kontrol ettim. Burada, işaret ettim, her ayki normal masrafımız, ve şu üç haftalık harcamamız. Tam dört buçuk kat artmış.

Tolga kağıda eğildi:

Bunlar ne ki? Market fişi mi topladın? diye gülüp geçti. Zeynep, hiç beklemezdim, cimriliğin dibine vurmuşsun! Serkan, sen bu kadınla nasıl yaşıyorsun?

Serkan kızardı, ama susmayı seçti. Ben cevabı beklemeden devam ettim.

Cimrilik değil, Tolga, muhasebe. Hepsi dahil: et, balık, peynir, çocukların yoğurdu, meyvesi, sebzesi, temizlik ürünleri Elektrik ve su sayaç yalan söylemez.

Ne ima ediyorsun? Sibel kızgınca sordu.

Şunu, tablonun üstüne bir lira numarası yazılı kağıt koydum, Bedava pansiyonumuz kapandı. Son üç haftanın konaklama ve yemek masrafı burada; toplam tutar aşağıda yazılı.

Sibel kağıdı aldı, göz gezdirdi ve şokla yere düşürdü.

Deli misin? Elli bin lira mı? Yemek için?! Restoran mı burası?

Neredeyse, dedim. Sadece jambon, pahalı balık, kaliteli ürünler yediniz, ben pişirdim bu rakam epey insaflı. Servis ve temizlik ücretimi almadım, onu akrabalara indirim sayın.

Ben ödemem! Tolga masadan fırladı. Bu ne ya! Serkan, niye susuyorsun?! Karın, kardeşini yoluyor!

Serkan başını kaldırdı; Tolga’nın kızarmış yüzüne, Sibel’in öfke dolu suratına ve yorgun ama kararlı bana baktı. Dünkü banyoda Zeynepin ağladığını, kimsenin duymaması için musluğu açtığını hatırladı. Cebinin haftalarca boş olduğunu düşündü.

Ne diyeyim ki? diye fısıldadı Serkan.

Zeynep aklını kaçırmış! Sibelin sesi tizleşti. Misafirden para istenir mi?

Misafir dediğin pastayla gelir, çay içip akşam gider, Serkan birden kendinden beklenmedik bir kararlılıkla konuştu. Ya da iki gün kalır, davetle gelir. Ama siz burada bir ay kaldınız, yiyip içip üstüne beğenmiyorsunuz.

Mutfakta bir anda sessizlik oldu. Sibel serkana, sanki hayalet görmüş gibi bakıyordu.

Bizi mi gönderiyorsunuz? diye hıçkırıkla sordu.

Hayır, ben araya girdim. Ama koşullar değişecek. Kalacaksanız bundan sonra her şey yarı yarıya: alışveriş, faturalar. Yemek sırası: bir gün ben yapıcam, bir gün Sibel. Ve bu masraf tablosunu hafta sonuna kadar kapatacaksınız.

Aman siz de! Tolga sandalyeyi tekmeledi. Hazırlan Sibel. Böyle akraba istemem. Kolbasanız batsın!

Nereye gideceğiz? Evde tadilat var! ağladı Sibel.

Annene gideriz! Tolga bağırdı. Dar yerde ama huzurlu olur. Ben bir daha bu eve adım atmam!

Toplanmaları bir saat sürdü, ev tarihinin en gürültülü saatiydi. Sibel kapak çarptı, Tolga söverdi, çocuklar ağladı.

Ben mutfakta çayımı içtim, karışmadım. Yardım etsem yine dönerdi her şey. Serkan sessizce bavulları koridora taşıyordu.

Nihayet kapı kapandı; Sibelin bir daha gelmeyeceğim ve bu evde nasıl yaşıyorsunuz diye bağırması kesildi, evde kutsal bir sessizlik hâkim oldu.

Serkan mutfağa geldi, karşıma oturup elleriyle yüzünü kapattı.

Allahım, utanıyorum dedi. Annem şimdi arar, kızar

Arasın, dedim. Elimi uzatıp onun elini tuttum. Serkan, yanlış bir şey yapmadık. Sadece evimizi koruduk. Sen de gördün, omuzumuza oturdular.

Doğru, dedi içini çekip. Ama onlar akrabamız.

Akraba, birbirini saymalı. Bu ise tam bir sömürge. Bugün anneni aradım, Serkan.

Serkan şaşkınlıkla baktı.

Niye?

Sağlığını sordum. Tesadüfen öğrendim ki Sibelin evinde hiç tadilat yokmuş.

Nasıl yok? Serkan şaşkın.

Öyle işte. Onlar kendi evlerini iki ay ustalara kiralamış; şehir dışından gelen işçilere. Hem para kazanıyorlar hem de Serkanın evinde bedava kalıyorlar. Annen ağzından kaçırdı, sanıyordu ki biliyoruz.

Serkanin yüzü yavaşça kireç gibi oldu; anladıkça gözleri büyüdü.

Kiraya vermişler? Yani kira alıp, bizde kalıp üstüne

Üstüne bir de sade bulgura burun kıvırdılar, dedim. Şimdi hâlâ utanıyor musun?

Serkan bir süre sustu. Sonra kalkıp dolabı açtı, boş raflara baktı, hafif bir kahkaha attı.

Yok, utanmıyorum. Zeynep, özür dilerim. Kördüm.

Kördün, dedim ben de kalkarken. Ama akıllandın. Hadi markete gidelim, peynir alalım. Bir de şarap.

Et de alalım, Serkan kararlılıkla. Sadece ikimiz için.

Bir hafta sonra Sibel aradı. Elbette bana değil, Serkana. Ben de mutfakta Serkan bulaşık yıkarken hoparlörü açtığını duydum.

Serkancığım, hani biraz fazla sert olduk, diye Sibel yağlayarak konuşuyordu. Annede yer dar geldi, çocuklar ders yapamıyor, Tolga rahat uyuyamıyor Biz düşündük, belki geri döneriz? Hatta marketten bir patates ve makarna bile alırız.

Serkan suyu kapatıp ellerini kuruttu, bana bakarken, gülümseyen başımı salladığıma emin, ciddi şekilde yanıt verdi:

Hayır, Sibel. Annede kalıyorsunuz. Bizde moral tadilatı var. Yer yok.

Telefonu kapattı ve ilk defa evin gerçek sahibi gibi hissetti. Zeynepin hazırladığı masraf hesaplarını hiç ödemediler ama evdeki huzur ve sakinlik elli bin liradan çok daha geniş bir değere sahipti. Hayat dersi de bedava değildi: Bazen aileyi korumak için, kapıyı zamanında kapatmak gerek.

Hikayemi beğendiyseniz, beğen tuşuna basmayı, kanala abone olmayı ve yorum yapmayı unutmayın!

Rate article
Lifequest
Eşimin Akrabaları Haftalarca Misafir Kaldı, Ben Yemek Masrafı İçin Fatura Çıkartana Kadar