Geceleri karımla aynı yatakta uyuyan bizim gri kedimiz Pamuk, sırtını karıma yaslayıp, dört patisiyle beni yataktan dışarı itiyordu. Sabah olunca ise gururlu ve alaycı bir bakışla bana dik dik bakıyordu. Ne kadar sitem etsem de elden ne gelir? Evimizin gözdesi oymuş, öyle derler. Pamuk, karımın biricik sevgilisi. Karım bu halde ikimizin haline çok gülse de bana hiç komik gelmiyordu.
Bu küçük paşamıza özel balık pişirilirdi evde, karım ihtimamla kılçıklarını ayıklar, o kıtır kabuğu minik bir dağ gibi yanına dizerdi, Pamukun tabağına en taze, en sıcak balık parçalarını koyardı. Pamuk bana bakarken yüzünde sanki sırıtan bir ifade olurdu. Sanki Ev sahibi sensin ama asıl patron benim burada! der gibiydi.
Benim payıma ise, Paşa beğenmediği balık parçaları düşerdi. Bir nevi iki erkek arasında soğuk bir savaş gidiyor diyebiliriz. Bazen tabağından usulca iterdim onu, bazen koltuğun üstünden aşağı atıverirdim. Biliyordum ki bana da misilleme yapıyordu: Bazen terliklerimin içine küçük sürprizler bırakıyordu. Karım ise bunlara kıkır kıkır güler, Oh olsun, bir daha ona dokunma! der ve Pamukun başını sever. Her defasında Pamuk, bana yukarıdan bakar, ben ise iç geçirirdim. Ne yapalım, sonuçta biricik karımdı, bu kadar sevdikten sonra laf düşmezdi bana, katlanmalıydım işte.
Ama o sabah
O sabah işe gitmek için hazırlanırken, kapıdan karımın korku dolu çığlığını duydum. Hemen koştum ve orada gördüğüm sahne hâlâ gözümün önünden gitmez. Altı kilo tüylü, tırnak fırlatan minik bir canavar, karıma saldırıyordu. Ben içeri girince iyice hırçınlaştı, göğsüme atladı ve öyle bir itti ki, koridordan salona kadar yuvarlandım. Hemen yerden bir sandalye kaptım, hem kalkan gibi tuttum, hem de karımın elinden çekip yatak odasına koştum. Pamuk, ahşap ayağa çarpıp öyle bir inledi ki! Çok acı çektiği belliydi, ama peşimizi bırakmıyordu. Odada kapıyı kapattıktan sonra zar zor saldırılarından kurtulduk.
Yaralarımızı temizlemek için eczaneden kalan kolonya ve tentürdiyotla el yüz düzmeye başladık. Karım işyerini arayıp, Kedimiz delirdi, bizi paramparça yaptı, hastaneye gitmemiz gerekecek, dedi, tıpkı onun ardından ben de amirimi arayıp aynısını tekrar ettim.
O sırada birden ev sallandı. Mutfağın camları çatladı, banyonun dış camı tuzla buz oldu. Telefon elimden düştü. Kısa bir sessizlik oldu, ne Pamuku ne acıyı hatırladık; karımla fırlayıp mutfağa koştuk ve pencereden baktık.
Apartmanın önünde dev bir çukur açılmıştı. Kenarda saçılmış araç parçaları ve küçük bir kamyonet. Bizim üst kat komşusunun, tüplü çalışan kamyonuymuş; galiba gaz patlamış. Otoparkta diğer arabalar da yan yatmış, tekerlekleri havada dönüyordu. Uzakta siren sesleri yankılanıyordu.
Şaşkınlıkla birbirimize dönüp Pamuku aradık. O köşede, ön sağ patisini göğsüne çekmiş sessizce miyavlıyordu. Karım hemen koşup onu kucağına aldı, ben de anahtarı kaptım, asansörü beklemeden yedi katı üçer beşer atlayarak indik. Çünkü ne olursa olsun, bizim evin yaralısı Pamuktu.
Allahtan arabamız bina arkasındaydı. Hızla en yakın veteriner kliniğine sürdüm. İçimde tarifsiz bir suçluluk ve acı vardı. Radyoda da en acıklı şarkı, Müslüm Gürsesten Affet çalıyordu. Sanki o anın acısına tuz biber ekiyordu.
Bir saat sonra veterinerden çıkarken, karım Pamuku sanki pırlanta bir hediye gibi kucağında taşıyordu, Pamuk ise bandajlı patisini gururla etraftakilere gösteriyordu. Neler yaşandığını öğrenen klinikteki diğer insanlar yerlere fırlamış, bizim Pamuk’u seviyor, Geçmiş olsun! diyorlardı.
Evde karım, Pamukun favori tavasını yeniden hazırladıkılçığı ayıklanmış, çıtır derisi minik dağ gibi. Bana yine tavasının kalan kısmını koydu. Pamuk üç ayağıyla tabak başına gitti, bana uzun uzun baktı. Yüzünde eskisi gibi o alaycı bakış yoktu; bu kez acı vardı.
O sırada tabağımdaki balığın kılçığını temizledim ve Pamukun tabağına koydum. Dönüp anlam dolu gözlerle bana baktı, sanki Bu da mı gerçek? der gibi. Onu kucağıma alıp, Belki şanssızım diyebilirim, fakat böyle bir eşim, böyle bir kedim varken dünyanın en mutlu şanssızı benim, dedim ve Pamukun kafasını öptüm. Pamuk sessizce mırıldandı ve başını yanağıma dayadı. Yavaşça yere indirdim. Topallayarak balığını yedi, biz de karımla kol kola girip onu izledik, gülümsedik.
O günden beri Pamuk, hep yanıma kıvrılıp uyuyor. Yüzüme bakınca Allaha dua ediyorum: Ne olur bu güzellikleri bana uzun yıllar daha göster. Başka hiçbir şey istemem. Söz veriyorum. Çünkü asıl saadet budur, biliyorum.




