Otuz yaşıma bastığımda, sonunda iki odalı bir daire alabildim. Şimdi orada tek başıma yaşıyorum ve ne yazık ki hâlâ hayatımı paylaşacak bir eş bulabilmiş değilim. Sizce, özel hayatımdaki bu zorlukların asıl nedeni ne? Bana göre, nedeni tam olarak bu daire. Bugünlerde bir kadının hem bağımsız hem de kadınsı kalabilmesi gerçekten çok zor. Tüm adayları iki gruba ayırıyorum:
1. “Kendi evin mi var? Harika, hemen taşınalım, artık sıkıntı yaşamam gerekmiyor.” Yani, adam hayatında hiçbir şeyle uğraşmak istemiyor. Zaten bir evi olan bir kadınla olmanın büyük bir avantaj olduğunu düşünüyor, aile kurmaya ve çocuk sahibi olmaya hazır, ama tek şartla: Hayatında hiçbir büyük değişiklik olmayacak. Bu tip bir adam, kariyer yapmaya veya daha çok para kazanmaya zahmet etmez. Barınma sorununun zaten çözüldüğüne inanıyor, arabası olması gerektiğinde benimkinin yeterli olacağını düşünüyor ve daha fazlasına ulaşmak için bir sebep görmüyor.
Böyle erkeklerle konuşurken, sanki koca değil de oğlum olacakmış gibi hissediyorum. Bu tip bir adamı beslemen, şımartman, her şeyini hazır etmen gerekir, ardından da yanında tutmaya uğraşırsın. Ben böyle bir mutluluğa ihtiyaç duymuyorum; inanın, kendime bir kedi alıp hobilerime zaman ayırmayı tercih ederim.
2. “Ev sahibi misin? Düğünü boşver, üç kuruşa gerek yok, annemlerle yaşamayı tercih ederim ya da köye gidelim, senin evini satar, yenisini beraber alırız.” Özellikle şu son öneri beni güldürüyor. Yıllarca birikim yapıp ev aldım, şimdi onu satmamı ve yine yıllarca krediyle boğuşmamı istiyor. Bari, potansiyel kocam krediyi kendi ödese, ama yok; ben iyi kazanıyorum ya, ödemeyi üstlenmem normal, o da elinden geldiğince destek olur Ee, peki ya ben doğum iznine çıkarsam? Herhalde kredi bitince çocuk yapmamı kabul edecek ama o zamana kadar zaten kırkımı geçmiş olacağım. Yeter ki kocamın huzuru kaçmasın, kendi sorunlarımla onu yormayayım Anlayacağınız, bütün yük yine bende.
Bazen düşünüyorum da, Ankaradaki bir yetimhaneden üç yaşında bir çocuk evlat edinmek, hayattan korkmayan bir adam bulmaktan daha kolay. Anlaşılan, evlenirsem bile her işimi kendim görmek, kendi ayaklarım üstünde durmak zorunda kalacağım, hatta kendimi sevmem gerekecek. Peki, böyle olunca bir adamın hayatımda ne anlamı kalıyor?
Artık kendi evimin ve hayatımın gerçek patronuyum. Güzelce yeniledim evimi, hobilerim ve kendim için bolca alanım var. Arada bir, yanımda sıcak bir aile, gönülden seveceğim biri olmasını istiyorum ama gerçek hayatta karşılaştığım olaylar bu hayali çabucak yıkıyor. Yakın zamanda başıma gelen bir olayı paylaşmak istiyorum sizinle.
Bir süredir tanıdığım bir adama gönlümü kaptırmıştım. O da bana karşı boş değildi. Evimde film izlerken canımız pizza çekti. O andan sonra, bari bu seferlik pizzayı o ödesin istedim. Tabii ki kabul etti: Asansörde kuryeyi karşıladı, pizzayı ödedi ama ödediği para, o anda ona uzattığım paraydı. Hem sohbetimiz, hem de o sıcacık hislerim o noktada bitti.
Belki suç tamamen bende. Arkadaşlarım baştan parayı teklif etmemem gerektiğini söylediler. Ben de açıkçası, bakalım alacak mı, teşekkür edip geri mi çevirecek diye merak ettim. Sonuçta, benim için o para önemli değildi. Zaten, mesele hiç parayla ilgili değildi…




