“Sen burada hiçsin, o serseri çocuğun da öyle!” – dedi kocasının kız kardeşi

Şimdi sana bir hikaye anlatacağım, aynen senle telefonda dertleşiyormuşum gibi düşün…

Şule küçücük yaşta evlendi, daha 18ine bastığı gün babası ona damat buldu. Aile zaten hali vakti yerinde, dediklerine göre mutluluk için başka neye ihtiyaç var ki? Düğün dillere destan oldu, bütün köy neredeyse halay çekti, davullar, zurnalar, masalar donatıldı. Ama gel gör ki, gelinle damat bir köşede birbirlerine yabancı gibi mahcup mahcup takılıyorlardı.

Şule, damadı aslında fena bulmamıştı ama açık konuşmak gerekirse hiç tanımıyordu. Ablası ise Şule kadar şanslı değildi; komşu köyden 40 yaşında bir adamla evlendirdiler onu. Herkes ablasının evde kalacağını konuşuyordu, ama babaları nihayet birini buldu, yanında bir de çeyiz vaat etti.

Yeni evliler, Yusufun evinde yaşamaya başladılar. Evin kendileriyle özdeşleşen köşeleri, fazla büyük olmasa da samimiydi. Ailenin reisi ise torun haberini alır almaz, evi büyüteceklerinden bahsetti bile.

Kayınvalide, Şuleye hiç kötü davranmadı. Aksine, genç gelinin alışması için yardımcı oldu, ona evin düzenine dair ne biliyorsa öğretti. Lakin elti meselesi Şule için büyük bir sınav oldu. Elif ablaları yaşça büyük olmasına rağmen, yine de anne babasıyla birlikte yaşıyordu. Babası yıllar önce onu da evlendirmiş ama damadı yıl dolmadan Elifi, bohçasıyla geri kapıdan salıvermişti. Elif huysuzdu, evin işini yapmaya hevesi yoktu, hele çocuk sahibi olmak umrunda bile değildi. Sonuç olarak, evde kendi köşesinde yalnız başına yaşamaya devam etti.

Geleneğe göre, gelinler ilk oğullarını doğurana kadar evde susup oturur, kimseye karışmazmış. O yüzden her genç gelin evine adımını attığında bir an önce hamile kalmanın yollarını arardı. Şule de bu yolu seçti. Daha karnı burnunda çocuk doğurmadan Elif ona en ağır, en pis işleri veriyordu. Oysa evde ücretli yardımlar vardı, isteyen istediği işi kolayca halledebiliyordu ama Elif’in Şuleyi ezmeye özel bir merakı vardı.

Yusuf, babalık haberini alınca dünyalar onun oldu resmen. Kayınvalidesi ve kayınpederi de gelinleriyle gurur duydular. Hemen o gün yapı malzemesi almaya bile koştular, eve yeni bir oda eklemek için tabii… Elifin tadı ise iyice kaçtı, gözünden yaşlar boşandı. O an anladı ki ömrünün geri kalanı küçük odada, anne babasına bakarak geçecek. Ne talibi çıkacak, ne de biri ona ev kuracak…

Aradan altı ay geçti. Bir sabah Şule yüksek bir gürültüyle uyandı. Kapıda Elif vardı.

Ne yatıyorsun öyle? Bütün işleri bitirdin mi? Hemen hemen, ama eşim bahçeye çıkmamı istemiyor. Hah tabii, tembellik başka dert değil! Ne istiyorsun Elif abla? Bana öyle mi konuşuyorsun sen? Devamlı dırdır etmeyi mi öğreniyorsun? Sana hatırlatayım, daha çocuk doğurmadın, öyle hemen emirler yağdıramazsın! Abla ne alakası var şimdi… Sen burada bir hiçsin, karnındaki de öyle! Anladın mı beni?

Elif çıldırmış gibiydi, eline ne geçtiyse Şuleye fırlatıyor, bağırıp çağırıyordu. Tam o sırada kayınpeder içeri girdi; kızını zorla dışarı çıkarttı. Şule ise karnını okşadı, derin bir nefes aldı. Her şey geçecek dedi kendi kendine. İnan ki, her şey güzel olacak…

Rate article
Lifequest
“Sen burada hiçsin, o serseri çocuğun da öyle!” – dedi kocasının kız kardeşi