Köyde doğmuş ve büyümüş olan Ferhat, nazik ve saygılı biriydi. On sekiz yaşına bastığında, ailesinin tüm ısrarlarına rağmen İstanbula taşınıp bir meslek edinmek istedi. Ona göre şehirde hayat daha parlaktı, ama annesi bunun aksine düşünerek Ferhatı köyde tutmak için uğraştı. Oğlunun gideceğini kabullenemeyen annesi, babasının erken vefatından sonra Ferhatı tek başına büyütmüştü.
Ferhat, eğitimine şehirde devam etti ve usta bir otomobil tamircisi oldu. Kazandığı Türk Lirasını çoğunlukla köydeki annesine gönderiyordu, ona destek olmanın huzurunu yaşarken. Bir gün, Serap adında bir kızla evlendi; ancak evlilikleri beş yıl sonra parasızlığın pençesinde yıpranıp ayrılıkla sonuçlandı. Yine de Ferhat, akraba ve dostları tarafından hep sevgiyle karşılandı.
Ama şehirdeki yaşam Ferhatın ruhuna tuhaf bir şekilde dokundu. Bir gün Boğazı izlerken, parayla çözülmeyen sorunların ne kadar az olduğunu ve her şeyin paraya endeksli olduğunu fark etti. Sanki tüm şehir rüyasında parayla konuşuyordu, insani değeri gölgede bırakıyordu. Daha sade, köklü bir hayat özlemine kapıldı, sevinç ve anlam aradı.
Telefonda annesiyle konuşurken, kadın ona Gel köye, burada iş de var, komşular da. Hatta bizim Fatma ile tanış, belki gönül işleriniz olur, dedi. Ferhat, Fatmaya karşı duyguları olduğunu sezinlese de, ikinci evliliğinde yine şehirli bir kadınla mutsuzluk yaşadı; para derdi içinde, kadın onu terk etti.
Tam kırk yaşındayken Ferhat bir sabah rüyasında köy yollarının ay ışığıyla şeritlere ayrıldığını gördü ve kararını verip geri döndü. Köydeki kereste fabrikasında işe başladı; yeni işinde ve köyün sıcaklığında beklenmedik bir huzur buldu. Yavaş yavaş, Ferhat birlikte yaşamaya devam eden insanların değeri paradan daha büyüktür özdeyişinin anlamını kavradı. Fatma ile yolları yeniden kesişti, evlendiler. Ardından, bir sabah Fatma ona bir fincan çay ve bir bebek verdi hayalet gibi bir mutlulukla doldu ev.
En önemlisi, Ferhatın köye dönüşü annesinin yüzünde güneş gibi bir sevinç açtırdı. Bir sabah Ferhat, köy meydanında yaşlı bir komşunun İnsanın olduğu yerde gerçekten bereket olur sözünü duyunca, rüyasının içinde gerçek bir doyum ve kimlik buldu. Artık köyde, bir topluluğun sıcaklığında, Ferhat kendini tuhaf bir düşte gerçek bir anlamın pençesinde buldu; herkes birbirine sarılmış, gölgeler bile dostça yan yana duruyordu.




