Yavrum, sen çocuk fabrikası mısın? Kaç çocuk daha doğuracaksın bakalım? eşimin annesi iğneleyerek sorguya çekti beni bugün telefonda. Sana da merhaba, Gülten Hanım. Lütfen bu kadar alaycı olma. Emre söyledi yeni bir bebek beklediğimizi, bu seni üzdü mü? dedim nezaketle. Tabi ki üzdü! Üçüncü torundan sonra sana dedim artık yeter diye. Ama beni dinlemiyorsun! Geçen yılbaşında da sana büyük bir prezervatif paketi verdim, kullanırsın diye… Hala uslanmamışsın işte! diye söylenmeye başladı yine.
Bir anda aklıma geçen yılbaşında Gülten Hanımın bana verdiği o koca prezervatif paketi geldi. O gün büyük oğlumun da doğum günüydü. O günden beri zaten üstü kapalı bir şekilde Yeter artık demeye çalışıyordu. Sizi duyduk, ama ne yapalım, kaderde varsa… dedim gayet sakince. Şaka mı yapıyorsun sen? O zaman çocuklarınla kendin ilgilen, ben artık hiçbirine bakmam… derken cümlesi bitti, hatta cümlesini tamamlamadan telefon bir anda kapandı.
Telefonu yataktaki yastığın üstüne attım, hafifçe gülümsedim, elimi de daha yeni yeni yuvarlanmaya başlayan karnıma koydum. Dördüncü bebeğimize kavuşacağımız için heyecanlıydık, fakat Gülten Hanımın öfkesi hiç dinmiyordu. Eşim Emrenin annesi neden bu kadar geriliyor, anlayamıyordum.
Kaynana dediğim kadın torunlarını hiçbir zaman büyütmemiş, zaten para konusunda da en ufak bir desteğini görmemiştik. Ayda en fazla bir defa uğrar, o da bayramda seyranda bir kutu çikolata getirse ne ala. Ben kızsam da içime atarım, eşime de pek çaktırmam. Sonuçta çocuklarım rahatça giyiyor, doyuyorlar; benim için en önemlisi bu.
Emre zaten güzel bir maaşla çalışıyor, ben de evden minik işler yapıp deli gibi olmasa da köşeye para koyabiliyorum. Küçük işim biraz para kazandırınca, çocuklara baksın diye yardımcı tuttum. Oynamaya, gezmeye çıkarmaya o gidiyor, ben de işime bakıyorum her gün.
Bizim ailede huzur ve sıcaklık varken, Gülten Hanımın bu siniri her şeyi bozuyor. Zaten ta başından beri gelinine ısınmayan biriydi. Üst üste torunlar geldikçe iyice hırçınlaşmıştı.
Üçüncü kız torunumuzda işi azıttı, bebeği aldırmam için baskı yaptı bana. Ama zaman geçti, gönlü bu küçük kıza ısındı. Tam ortam yumuşadı derken, dördüncü hamileliğimi öğrendi. Planımızda yoktu ama nasip oldu, çocuk bizim için Allahın bir hediyesi.
Ama kaynanamın tavrı hiç değişmedi. İçimden bir his, onun esas derdinin oğlunun parasını artık kendine harcayamayacak olması olduğunu söylüyor. Emre annesini maddi olarak her fırsatta destekler. Eve para yollar, dişlerini yaptırdı, geçen yıl Antalyaya götürdü tatil için, evini boyattı, elinden geleni yaptı. Şimdi dördüncü çocuk doğunca masraflar artacak, Gülten Hanımın işleri belki sıkıntıya girecek diye telaşlı. Dükkanını kapatmasını bile bekliyor olabilir.
Ben, Emrenin annesine yardım etmesine hiç karşı değilim, ama çocuklarımızın rızkı eksilmesin de isterim. Şimdilik sıkıntı yok, oğlumun yaptığı iyilikleri de destekliyorum tabii.
Ama Gülten Hanım gerçekten de torun sayısı yüzünden para derdine düştüyse, ileride daha da sinirlenecek bence. Sürekli dırdır etmesi beni bile hastanelik edecek neredeyse.
Tabii, onun bu “çocuk yapma” tehditleri bizi kararımızdan döndüremez; biz dördüncü evladımızı isteyerek büyütmeye kararlıyız. Sadece düşündüğüm şey şu: Bir kayınvalide, gelinine ya da oğluna kaç çocuk yapmaları gerektiğini söyleme hakkına sahip mi acaba?
Bugün yine anladım ki, aile olmak sadece kan bağıyla olmuyor. Kendi ailemin huzurunu ve mutluluğunu kimsenin sözüyle bozamam. Benim için önemli olan, çocuklarımın gülen yüzü ve huzurlu bir ev. Bunları korumak için kararlı olmalıyım, başkalarının laflarına kulak asmadan yoluma devam etmeliyim.




