Sadece Komşu Değiliz

Sadece Komşu Değildik

Yıllar önce, Egenin bir köyünde, yollar yazın yemyeşil, sonbaharda altın sarısı yapraklara bürünürdü. Yan yana iki aile yaşardı. Hep dayanışma içindeydiler, birbirlerine kol kanat gererlerdi. Zamanla çocukları büyüye büyüye İstanbula göçtüler.

Derken Bahadırın eşi Hatice ansızın vefat etti. Sabah daha güneş doğmamıştı, Bahadır kapı komşuları, Mehmet ve Gülserenin camına var gücüyle vurdu.

Ne oldu, diye panikle kapıya çıktı Mehmet, ardından omzuna şal almış Gülseren de eşiği atladı.

Haticem… göçtü gitti, diye Bahadır yere çöküp hıçkırmaya başladı. Sonbahardı, havada rutubet ve serinlik vardı

Hatice ne oldu? diyerek Bahadırı tutmaya çalıştı Mehmet. Ambulans çağırmalı…

Gerek yok, artık çok geç, dedi Bahadır kederle.

Komşuları, Bahadırı oğluyla gelini şehre gelene kadar hiç yalnız bırakmadı. Gülseren, ara ara sakinleştirici ilaçlar getirdi. Haticeyi gömdükten sonra da Bahadırı yalnız bırakmamaya çalıştılar, yemeklerine davet ettiler. Mehmet akşamları onunla tavla oynardı.

Aylar geçti. Bahadır yavaşça alıştı o alacakaranlık sessizliğe, tek başına işlerini yapmaya, yemek pişirmeye, çamaşır asmaya… Oğlu bazen ziyaretine gelirdi.

Bir Ağustos akşamı, Bahadır yine Mehmetin avlusunda oturuyordu. Alçak sesle konuşuyor, ağır ağır taşları kaydırıyorlardı satranç tahtasında. Birden Mehmet yana devrildi. Bahadır hemen uzanıp yakaladı.

Mehmet, hayırdır, diye seslendi, ama Mehmet titremeden duruyordu. Gülseren! diye seslendi. Tam o sırada, elinde taze salatalıklı koskoca bir kase taşıyan Gülseren köşe başından çıktı.

Manzarayı görünce kasesi elinden düştü. Mehmeti kucakladı. Mehmet o anda gözlerini kapadı, doktor sonra kalp krizi dedi.

Olmaz böyle şey, ağlıyordu Gülseren, hiç şikayetlenmemişti ki kalbinde sorun var diye…

Bu defa Bahadır yardım etti komşusuna. Uzaklardan gelen çocukları babalarını defnettiler. Çocuklar gidince Gülseren o evin sessizliğini, gerçek yalnızlığı derinden hissetti. Gündüz yine iyiydi, ara ara Bahadır uğrayıp yardım ederdi, ama geceleri zor geçiyordu, kafasında düşünceler depreşiyordu…

Zamanla Gülseren toparlandı, arada çocuklar ve torunlar uğrardı. Her ikisi de emekliydi, birbirlerine yardıma devam ettiler. Bahadır yıllarca lisede tarih öğretmeniydi, Gülseren kasabanın kütüphanecisiydi.

Hayat su misali aktı geçti. Sonbahar yine gelmişti. Bahadır her sabah avlusuna çıkar, eline süpürgeyi alır, düşen sararmış akçaağaç yapraklarını toplardı. Sonra Gülserenin bahçesine geçer, onun kaldırımını süpürürdü. Ama rüzgar hemen yeniden sarı yaprakları savururdu. O yine de biriktiğini gördükçe içeri dalıp süpürürdü. Gülserenin bahçesinde pek yaprak olmazdı zaten.

Gülseren pencerenin ardından ona bakar ve gülümserdi.

Bahadır, yeter artık be! diye pencereyi açıp seslenirdi. Herkes biliyor, köyde birtek sen sonbaharla savaş halindesin!

Bahadır başını kaldırıp gülümserdi:

Herkes yapraklar kendiliğinden kaybolur diye beklerse, dünya karmaşaya döner. Yok öyle, birinin toplaması lazım. Ben de uğraşıyorum işte.

Sonbahar yaprakları güzel, bir bak ne kadar parlıyorlar, diye atılırdı Gülseren.

Evet, parlıyor ama çok da kaygan oluyorlar, insan düşer, diye mırıldanır, işine devam ederdi Bahadır.

Bahadır kapıdan geçip Gülserenin evine doğru yürüdü, basamakların önünde kapı açıldı. Gülseren elinde iki kupa ile çıktı.

Sağ ol, gel otur, çay demledim, yanında bal da koydum, deyip masaya bıraktı fincanları, banka oturdu. Bahadır da karşısına yerleşti.

Bugün neden balla? Biz genelde limonlu içerdik, diye sordu Bahadır çaydan bir yudum alırken.

Bugün hava soğuk, içeriden ısınmak gerekir, diye gülümsedi Gülseren.

Fazla şekerli… Bizim yaşta şekerden korkmalı, diye homurdandı Bahadır.

İç işte! diye Gülseren şakacıktan çıkıştı. Ayda bir böyle tatlı içiyoruz, bir şey olmaz.

Pekâlâ, dedi Bahadır.

Dün torunum Arda aradı. Sordu:

Babaanne, yalnız ne yapıyorsun orada, gel şehirde birlikte yaşayın bizimle.

Ona şöyle dedim:

Yalnız değilim ki, burada bir dostum var, deyip Bahadıra göz kırptı.

Bahadır çayını yudumladı, gülüşünü gizledi.

Doğru dedin, ama dost pek yavan bir laf…

Nasıl demeliydim?

Belki de sonbahar yapraklarını süpüren yoldaşım, diyerek güldü Bahadır, Gülseren de dayanamadı kahkaha attı.

Bir sabah Bahadır, yaprakları toplamış, ama Gülseren pencereye hiç çıkmamıştı. Endişelendi. Basamakları çıktı, kapıyı tıklattı. Bir süre sonra kapı açıldı, Gülseren duvara yaslanmış, üstünde ekose bir battaniyeyle çıkageldi.

Amanın… Nedir bu hal? Gel yardım edeyim, diyerek onu içeri aldı, koltukta oturttu, battaniyeye iyice sardı.

Gülseren kızarmış burnu, yorgun bakışlarıyla ona bakıyordu:

Herhalde üşüttüm…

Off, başını salladı Bahadır, şimdi bana kim çay getirecek?

Bahadır üstünü askılığa astı.

İlaçların var mı?

Orada, komodinin üstünde…

Tabletlere baktı.

Hepsi bu mu? Hemen eczaneye gidip ilaç alacağım, dedi. Hemen dönerim.

Gerek yok, bunlarla idare ederim, dedi kısık sesle Gülseren.

Gerek var, dedi Bahadır, kapıdan çıktı.

Kısa sürede bir poşet ilaç ve marketten bir piliçle döndü, Gülseren koltukta uyukluyordu.

Gözlerini açınca Bahadırın bu kadar çabuk döndüğüne şaşırdı. Bahadır mutfağa geçti.

Bir süre sonra mutfaktan tavuk suyuna çorba kokusu geldi.

Bahadır, sen yemek de mi yapıyorsun, diye gülümseyerek sordu Gülseren, halbuki Bahadırın kendi yemeğini pişirdiğini bilirdi.

Mecburiyet icabı insan her işi öğreniyor. Şimdi sıcacık çorbanı iç, diyerek kaseyi masaya koyup Gülsereni sandalyeye geçirdi.

Gülseren bir kaşık alıp gözlerini kapadı, memnuniyetle iç geçirerek:

Muhteşem olmuş, ellerine sağlık…

Bir şey değil, tez zamanda iyileş de birlikte yaprak toplayalım, yalnızlık hoşuma gitmiyor, dedi Bahadır, gülümsemesini saklayarak.

Tamam, yoldaşım, söz veriyorum, dedi Gülseren de ciddi ciddi.

Bir hafta sonra Gülseren toparladı. Bahar yaklaşırken, ilk defa uzun süreden sonra Bahadırla birlikte evlerinin yakınındaki küçük bir parka yürüyüşe gittiler. Daima Bahadır ısrarcı olurdu.

Yapraklar ayaklarının altında hışırdar,
Evin içinde çok kaldın, hadi çık biraz hava alalım, dedi. Gülseren başını sallayıp kabul etti.

Yapraklar ayaklarının altında çıtırdıyordu. Sonbahar güneşi de hala ısıtıyordu.

Bilirsin mi Bahadır, ben sonbaharı sevmeye başladım, dedi Gülseren.

Katılıyorum, iyi bir dostla güz daha da güzel olur, dedi Bahadır.

Gülseren koluna girdi, yaprak kaplı yolda yavaşça yürüdüler. Sohbet ettiler, güldüler.

Ertesi gün Bahadır, Gülserene garip bir ricada bulundu.

Gülseren, bir mevzum var…

Neymiş, dedi kadın merakla.

Bugün kitaplığıma göz gezdirdim, kaktüs bakımıyla ilgili bir kitap bulamadım.

Kaktüs mü? Evinde kaktüs yoktu ki, hatta hiç çiçek de yok!

Bahadır göz kırptı:

Ama bu sabah aldım, işte bu saksıdaki kaktüsü sana getirdim…

Eee, benim kaktüs bakmaktan ne anladığımı sanıyorsun? Hiç kaktüs yetiştirmedim ki, deyip güldü Gülseren.

Ama sen kütüphanecisin, her bilgiyi bulursun…

Tamam tamam, saksıyı alırken dedi, ama çiçek açarsa bana dondurma alırsın!

Söz!

Bir hafta geçti, kış bastırdı, ilk kar yağdı. Bahadır yine kolunu arkasına saklayarak geldi.

Ne getirdin bakalım bu sefer, dedi Gülseren. Adam biraz utanmış gibi ayakta oyalanıyordu.

Bak Gülseren, düşündüm de her gün sana geliyorum, artık burada kalsam belki de evlensek diyorum dedi ve elindeki kırmızı gülleri uzattı. Gülseren gülümsedi, yanakları pembeleşti.

Aman Bahadır, bunu uzun zamandır düşündün mü?

Düşündüm vallahi, hep tereddüt ettim, kabul eder misin diye… Ee, ne dersin?

Niye etmeyeyim, senden alıştım. Gidince yokluğun canımı sıkıyor, dedi ve çiçekleri vazoya koydu Hem koca buketle gelmişsin, kim hayır der?

Kışı beraber geçirdiler. Bahar günlerinden bir sabah Gülseren bağırdı:

Bahadır, koş! Kaktüsün çiçek açtı! Şimdi dondurma borcun var.

Vay be, hiç ummamıştım. Bugün gidip dondurmanı alalım… Söz verdik bir kere…

Sokakta yürürken hangi dondurmayı alsak diye şakalaştılar; Bahadır neşeyle gökyüzüne bakıp gülümsedi.

Neye bu kadar seviniyorsun, diye sordu Gülseren.

Bilmem ki sanırım artık iyi bir ekip olduk, dedi Bahadır.

Gerçekten de iyi bir ekip olduk, dedi Gülseren sakin sessiz.

Onlar artık uzun zamandır sadece komşu ya da yoldaş değildi; sonbahar yaprakları, kış karı ve ilkbahar güneşi arasında birbirini bulan iki insandı. Yan yana olmak, yalnızlık nedir unutturmuştu.

Teşekkür ederim dinlediğiniz ve destek verdiğiniz için. Hayırlı günler, iyilikler dilerim.

Rate article
Lifequest
Sadece Komşu Değiliz