Ah Metinciğim, ne olur! Vallahi ne yapacağımı bilemiyorum, su fışkırıyor, birazdan aşağı katı su basacak, o suratsız komşu kadın var ya, hayatı dar edecek bana! Elllerim titriyor, vanayı bile bulamıyorum! Telefonda yükselen bu acınası ve tiz ses, masanın diğer ucundan bile işitiliyordu, üstelik hoparlör bile açık değildi.
Sibel yavaşça çatalını tabağa bıraktı. Sıcacık evin mutfağındaki sessizlikte çatalın porselene vuruşu, sanki yeni bir savaşın başladığını ilan eden gong sesi gibiydi. Karşısında oturan eşi Metin, suçlu bir çocuk gibi hem soğuyan köfteye hem de titreyen telefondaki ekrana bakıyordu.
Elif, sakin ol biraz, diye mırıldandı Metin telefonda. Hangi vanadan bahsediyorsun? Lavabonun altındaki mi, banyodaki mi? Ana vanayı kapatacaksın.
Vallahi bilmiyorum Metinciğim, gel nolur! Korkuyorum! Ya sıcak suysa? Tek başıma kaldım, ne olur gel!
Metin başını kaldırdı, eşiyle göz göze geldi. Gözlerinde Sibelin son yıllarda alıştığı, o tuhaf rica ve çaresizlik karışımı bir bakış vardı.
Sibel, sesi duydun işte, su bastıracak. Elif tam anlamıyla beceriksiz bu işlerde, çocuk gibi. Gitmem gerek.
Elbette gerek, Sibelin sesi sakindi, ama içi bir fırtına gibiydi. Bizim bugün evlilik yıl dönümümüz değil nasıl olsa. İki haftadır bugünü beklemiyoruz zaten. Ben de üç saat boyunca yemek yapmadım herhalde. Hadi git Metin, kurtar Elifi. Onsuz olmaz çünkü o.
Lütfen tartışma çıkarma Sibel, Metin aceleyle anahtarı alıp kalktı. Çocukluk arkadaşıyız, kadıncağızın başı dertte. Hemen gidip contayı değiştirip döneceğim. Yemeği de fırına koyarsın, soğumasın.
Kapı gürültüyle kapandı. Evin içerisinde sadece o güzel yemek kokuları ve buruk bir hayal kırıklığı kaldı. Sibel pencereye doğru yürüdü, eşinin arabası geceye karışırken onu izledi.
Elif… O isim yıllar sonra evliliklerinde üçüncü kişi olup çıkmıştı. Metinin çocukluk arkadaşı, okuldan dostu, bizden biri dediği Elif, boşandıktan birkaç ay sonra yeniden belirmiş ve hayatlarının ortasında baş köşeye yerleşmişti. Başta küçük şeylerdi: eşya taşımak, bilgisayarı kurmak. Metin, elinden her iş gelen, kimseyi kıramayan nevinden bir adamdı ve elbette her istekte yardıma koşuyordu.
Ama insanoğlunun iştahı büyüktür. Zamanla Elifin talepleri artık acil kurtarma gibi olmaya başladı. Bir gün yolda lastiği patlamış, bir gün raftan kitaplık yıkılmış, bir diğer gün ise giysiler dağ gibi, dolap toplanmalı. Ve bunların hepsi Sibel ile Metinin planlarının ortasında patlıyordu.
Sibel ne kıskanç ne de huysuz bir kadındı. Arkadaşlığa yeri gelince hak verirdi. Ama kadın sezgisi, bu işte musluklardan çok daha farklı niyetler döndüğünü fısıldıyordu. Elif bakımlı, cilveli, bakışlarıyla erkekleri kanatlandıran; zavallı kız rolünü ustaca oynayan, Metini de her seferinde kurtarıcı kahraman haline getiren bir kadındı.
Sibel yemeği buzdolabına kaldırdı; iştahı tamamen kaçmıştı. Metin, üç saat sonra üstü başı perişan halde geldiğinde yüzünde mutlu bir yorgunluk vardı.
Ucuz kurtuldum valla! Gerçekten su basacaktı. Sifonu patlatmış. Marketi açık bulduğuma dua ettim, conta aldım. Elif tir tir titredi, sakinleşsin diye melissa çayı içirdim.
Hiç olmazsa bir bardak çay verdi mi kurtarıcısına? Sibel sahte ilgisiz bir şekilde sordu, kitap karıştırıyormuş gibi.
Verdi, bir de elmalı tart yapmış. Sana selam söyledi, akşamını böldüğü için özür diledi.
Demek ki Elif o kadar panikleyip vanayı bulamazken, bir yandan tart fırına atacak kadar rahattı… içinden geçirdi Sibel. Yine de bir kelime etmedi. Kavga etmenin anlamı yok, Metin hemen yüzüne bakıp haksız kıskançlık ve soğuklukla suçlardı. Daha ustaca hareket etmeliydi. Sibel kararını verdi: Elif bir daha acil yardıma ihtiyaç duyarsa, o da Metin’le birlikte gidip Elifi kurtaracaktı.
Çok geçmeden o an geldi. Cumartesi sabahı, bahçeye gitmek üzereydiler. Hava nefisti, gökyüzü pırıl pırıldı; bagajda etler marine olmuş bekliyor, Sibel hayalinde evlerinin verandasında eşiyle şarap içiyordu.
Metinin telefonu, o özel Elif melodisiyle çaldı.
Efendim Elif, ne dedin? Kıvılcım mı çıkıyor? Güçlü mü? Yanık kokusu mu? Sakın hiçbir şeye dokunma, sigortayı indir! Tamam, şimdi geliyorum.
Metin çağrıyı bitirdi, kapının yanında fide kutularıyla bekleyen eşine baktı.
Sibel, bir acil durum var…
Priz mi bozulmuş? Sibel sözünü kesti.
Daha kötü. Sigorta kutusu kıvılcımlanıyor. Yanık kokusu varmış. Korkuyor. Cumartesi günü elektrikçi bulamazsın, özeller de fırsatçı oluyor zaten.
Hımm, dedi Sibel ve yumuşak bir şekilde fideyi yere koydu. Demek ki bahçeye gidiş iptal.
Yok yok, iptal değil! Önce ona uğrarız, ben bakarım, gerekirse tamirci çağırırız, belki bir saatlik iş.
Güzel, Sibel başını salladı. Ben de geliyorum.
Metin afalladı.
Neden? Sen elektrikten anlamazsın, burada beklesen daha iyi.
Hayır Metin. Biz birlikte gidecektik. Şimdi de birlikte uğrayacağız. Ben de Elifle uzun zamandır görüşemedim, selam da vermek isterim.
Karşı koyamadı. Arabaya bindiler. Yol boyunca Metin gergindi, Sibel ise muazzam bir sakinlik içindeydi fakat içinde bir yer burulmuştu.
Elif, ipeksi sabahlığı, kusursuz makyajı ve kapının önünde bekleyen bir konuk edasıyla karşıladı ikisini. Sibelin arabadan indiğini görünce yüzünde kısa bir hayal kırıklığı belirip hemen yok oldu, yerini sevimli bir gülümseme aldı.
Sibellee! Ne güzel sürpriz! Ah, bu halde Korkudan kendime gelemedim! Buyurun buyurun, Metinciğim, elektriğe bakacaksın, lütfen…
Gerçekten de antrede hafif bir yanık kokusu vardı ama ciddi değildi. Metin, alet kutusunu çıkarıp sigorta kutusuna yöneldi.
Sibelcim, gel mutfağa, kahve yapayım, bırak Metin uğraşsın, biz kadın kadına… Elif hemen Sibeli oradan uzaklaştırmak istedi.
Yok, burada durayım, belki Metinin yardımına ihtiyacı olur, dedi Sibel kararlı bir tonda. Fener tutmak, pense uzatmak gerekirse…
Fenere ne gerek var ki! Elif sevimli bir kahkaha attı. Metinciğim gözleri kapalı bile tamire yeter! Değil mi?
Metin kafasını kabloların arasından kaldırmadan bir şeyler mırıldandı.
Elif, neden apartman yönetimini aramadın? Onların acil ekibi günün her saati gelir, hem riskli bir durum bu, dedi Sibel ve sorgulayan bakışlarla kadına saplandı.
Ay yok, onların çalışanları çok kaba! Pis gelirler, etrafı kirletirler, ters davranırlar. Metin ise benim gönlüme göre. Onun elleriyle huzur duyuyorum.
Hay maşallah, dedi Sibel hafif vurguyla, Bu eller bu hafta kebap şişi tutacaktı. Bahçeye gidiyorduk.
Ay, özür dilerim Sibel, yine her şeyi mahvettim! Ne biçim kadınım ben, tek başımayken her şey dağılır, işte yalnızlık çok zor…
Metin on beş dakikada işini bitirdi.
Kablo gevşemiş, hafif yanık olmuş. Temizledim, vidaladım; ama değiştirmek gerek aslında, modelini not ettim. Elif, istersen bir elektrikçi çağırırsın.
Ama Metinciğim, sen değiştiremez misin? Gerekirse parasını da veririm, Elif hemen yanına yanaştı.
Metin değiştiremez, Sibel araya girdi, Şimdi bahçeye geç kalıyoruz. Haftaya tiyatro biletimiz var. Elektrikçiyi çağırırsın, Metin modelini yazdı, işini gör.
Elif, Sibele soğuyan gözlerle baktı ama hiç bozuntuya vermedi, yine Metine döndü:
Hiç olmazsa bir kahve için, ekler aldım, sizin favoriniz!
Teşekkürler, tokuz, dedi Sibel, Metinin koluna girdiği gibi arabaya yönlendirdi. Yolumuz var.
Apartmandan çıktıklarında Metin derin bir nefes aldı, ama savunmaya geçti:
Sibel, biraz sert olmadın mı? Elif çok içten
Çok içten seni kullanıyor, Metin. Halatına sarınışı, gözlerini süzüşü Gerçekten görmüyor musun? Yardım bahanesiyle seni yanına çağırıyor.
Ne münasebet! Çocukluktan beri dostum, kardeşi gibi sayarım.
Kardeşi gibi ama işler çözülsün, kendisi yalnız hissetmesin diye seni oyalayan bir kardeş. Çok kullanışlı yani.
Bahçeye böyle gittiler ama Sibel artık bunun son bulmayacağını hissediyordu. Elif kolayca bırakmazdı; ilgiyi üstüne çekmekten, başkasının kocasına küçük emirler yağdırmaktan hoşlanıyordu.
Çözüm iki hafta sonra kendiliğinden geldi. Metin iş seyahatindeydi, cuma akşamı dönecekti. Sibel akşam yemeğini hazırlıyor, kavuşacakları anı hayal ediyordu. Saat altıda aradı Metin.
Sibel, az gecikeceğim. Şehre yeni girdim ama Elif aradı, başı dertte.
Bu sefer ne olmuş? Sibelin sesi buz gibiydi, Balkona meteor mu düşmüş?
Yok, perde kornişini almış yeni, ağır ve ferforje. Kendi asmaya çalışmış Düşürmüş ayağına, parmak şişmiş, yürüyemiyormuş. Korniş de yerdeymiş, hem yardım istiyor hem de eczaneden ilaç rica ediyor. Ben hızlıca uğrayayım dedim.
Sibel derin nefes aldı.
Metin, bak sakince söylüyorum. Sen eve gel. Ben giderim.
Sen mi? Neden?
Çünkü ben kadınım, hangi krem iyi anlarım, bir de sargı yaparım. Sen yolda yordun kendini zaten. Ben on dakika sonra oradayım. Yemeği sıcak tut.
Ee iyi. Ama kavga çıkarma, acısı var zaten.
Sibel telefonu kapadı ve harekete geçti. Elifin yarasını sarmak değil, bu çözümsüz yardım oyununu sona erdirmek istiyordu.
Hemen internete girdi, puanları yüksek, sert görünümlü bir ustayı Bir Saatlik Usta servisinden çağırdı. Bir de eczaneden ağrı kremiyle bandaj siparişi verip Elifin adresine yolladı.
Arabaya atlayıp Elifin apartmanına vardı. Kapıda ilaç kuryesiyle karşılaştı, paketi alıp yukarı çıktı. Kapı açıktı. Elifin belli ki Metini bekleyecek rahatlığıyla açık bırakmıştı.
Sibel sessizce içeri girdi.
Salon loş, masada şarap şişesi ve iki kadeh hazır bekliyor, Elif aynı ipek sabahlığıyla koltukta ayak uzatmış dinleniyordu. Korniş dikkatlice yere yatırılmıştı, düşmüş gibi değil.
Sibelin ayak sesini duyan Elif iç çekti:
Metinciğim, geldin mi? Krem var mı yanında?
Sibel ışığı yaktı, loşluk bir anda gün gibi açıldı.
Elif şaşkınlıkla doğruldu.
Sibel? Ne işin var senin burada? Metin nerede?
Metin evde yemeğini yiyor, diye sakince cevap verdi Sibel. Sana kremi ve yardımı ben getirdim.
Ne yardımı? Ben Metini bekliyordum! Kornişi ancak o takar!
Kornişi artık işi bilen bir usta takar, Elif.
O sırada kapı çaldı. Sibel açtı, iri yarı bir usta elinde alet çantasıyla gelmişti.
Korniş takılacakmış, siz mi çağırdınız?
Buyurun, odada. Hangi duvara istiyorsanız Elif Hanım gösterir.
Usta odada kornişi inceledi, duvarı ölçtü biçti.
Duvar beton, sağlam dübel lazım. Merdiven nerede hanımefendi?
Elif koltukta kıpkırmızı, Sibele nefretle bakıp fısıldadı.
Bunu niye yaptın?
Ben mi? Yardım. Krem burada, usta burada. Parasını ödedim. Metin artık senin kurtarıcın değil. Bir sorun olursa servisi ara, malûm senin gibi yeteneklilere özelmiş zaten bu işler.
Elif ayağa fırladı, topallamadan adeta hatırlamadan.
Git buradan! diye bağırdı.
Elbette. Usta yirmi dakikada işi bitirir. Geçmiş olsun. Ve bence biraz dikkat et, maşallah sakat ayağınla pek hızlısın.
Sibel çıktığında göğsünde yılların yükü kalkmış gibiydi. Olanı olduğu gibi ortaya koymuş, ne Metinle kavga etmiş ne de saç baş yolmuştu.
Eve döndüğünde Metin endişeliydi.
Nasıl oldu, çok mu kötüymüş? Aradım, cevap vermiyor.
Sibel çay doldurdu, eşine baktı.
Ayağı iyi, evde hızla dolaşıyor. Kornişi usta takıyor; parasını ödedim.
Usta mı? Gerek var mıydı? Ben giderdim
Metin otur, Sibel eliyle yanındaki sandalyeyi gösterdi.
Metin itaatle oturdu.
Gerçekten, olanların farkında değil miydin? Mumlar, şarap, sabahlık, hep beni yok sayan zamanda yardım istemesi Hepsi rastlantı mıydı sence?
Metin kızardı, yere bakıp ekmeğini ufaladı.
Belki Anlamıştım, ama inanmak istemedim. Dostum gibi görüyordum, ihtiyacı olduğunda kıramadım. Yalnız kadın, ne yapsın…
Yalnızlığı bahaneydi. Sen iyi olayım derken beni yalnız bıraktın. Bugün olanı önümüze serdin. Şarap iki kadeh… O ustayı değil, seni bekliyordu.
Metin sessiz kaldı. İçinde bir utanç depreşti. Elifin hep küçük temasları, uzun bakışları, Sibeli küçültüp kendisine methiyeleri bir film gibi gözünün önüne geldi.
Affet beni, dedi kısık bir sesle. Aptal gibi davranmışım.
Biraz, diye gülümsedi Sibel. Ama iyi niyetli bir aptal. Seni seviyorum, ama bundan böyle Elifin tüm talepleri ahizeye! Bir daha bir şey bozulursa servisi arar, canı sıkılırsa başka arkadaş bulur. Bitti, anlaştık mı?
Anlaştık, dedi Metin kararlı. Teşekkür ederim Sibel. Ben o mumları, o ortamı kendi gözümle görsem iş daha da kötüye gidebilirdi.
Elif bir daha aramadı. Ne hafta sonra, ne ay sonra. Gururu varsa incinen herkesten kaçtı.
Aylar sonra Sibel tesadüfen bir alışveriş merkezinde Elifi yeni biriyle, baştan ayağa şık, torbalarla görüp göz göze geldi. Elif burnunu havaya dikip tanımazdan geldi.
Sibel ise içten gülümsedi. Artık başkasının kocasına acil iş çıkarmayan bir Elif vardı. Ve evlerinde Sibel ve Metin nihayet rahata kavuştu; o boğucu telefon çağrılarına veda ettiler.
Artık akşamları evlerinde huzurla çay içiyor, tatil planlıyor ve biliyorlardı ki bahçeye gideceğiz dediler mi, o bahçeye muhakkak varacaklardı. Çünkü bir ailede sınır çizmek, en çok da zavallı maskesiyle sızanlara karşı şarttır.
Ve yıllar sonra geriye dönüp, Sibel bu hikâyeyi tebessümle hatırladı. Çünkü dostluk dostluk, sınır ise şarttır.




