İki yıl önce babamdan kalan evi satmaya karar vermiştim; benim için o, köyün ucunda çatısı çatlamış, bahçesi yabani otlarla dolmuş eski bir yapıdan ibaretti.

İki yıl önce babamdan kalan köy evini satmaya karar vermiştim. Benim için o sadece köyün ucunda, çatısı çatlamış, bahçesi yabani otlarla kaplanmış eski bir bina gibiydi. Gözümde yalnızca masraf ve uğraş demekti. Zaten Bursada yaşıyordum, ufak bir dairem vardı, iki çocuğum ise maaşımdan daha hızlı büyüyordu. Para asla yetmiyordu. Banka kredisi sürekli peşimdeydi, üzerime yük gibi çökmüş kullanılmayan bir gayrimenkul olduğunu bilmek de iyice sinirimi bozuyordu.

Ev bana, annemle babam birer yıl arayla vefat ettikten sonra kaldı. O zamanlar satmayı hiç düşünmüyordum. O acı çok tazeydi. Sonra zamanla o acı yorgunluğa, yorgunluk ise hesaba kitaba dönüştü. Bakış açım bile değişti; her şeye rakamlarla bakmaya başladım.

Bir gün kafama koydum, köye gittim ki bir emlakçıyla buluşup işi bitireyim. Kapıyı açtığımda bahçedeki sessizlik resmen beni tokatladı. Asmanın dalları kurumuştu, eski bank çürümüş. Her şey terk edilmiş, ilgisizdi, aynen içimde hissettiğim gibi.

Evin içine girince, toz ve hatıraların kokusu sanki beni yıllar öncesine götürdü. Bu mutfakta annem Ramazan pide hamuru yoğururdu. Şu odada babam haberleri izleyip her seferinde siyasete kızardı. Ben çocukken bahçede koşturup, dünyanın çitin arkasında bittiğini sanırdım.

Koltukta otururken, kendimdeki değişimi öyle derinden hissettim ki Hayatım boyunca paraya tapmayacağım diye söz vermiştim kendime. Fakat tam da öyle biri olmuştum; değeri bile hatıralarla ölçüyordum artık.

O akşam köy meydanında köy şenliği vardı. Meydandan müzik sesleri geliyordu. Evde karanlıkta kendi başıma oturmayayım diye çıkıp oraya gittim. Yıllardır görmediğim insanları gördüm. Çoğu beni hemen tanıdı. Annemden babamdan bahsederken hep saygıyla konuştular. İyi insanlar oldular, herkese yardım ettiler, arkalarında güzel izler bıraktılar dediler.

Bu cümleler, bana şimdiye kadar aldığım tüm eleştirilerden daha çok dokundu. Ben şehirde yaşamaktan şikâyet ederken, onlar hep sade ama onurlu bir hayat yaşamışlar. Ellerindekini paylaşmaktan hiç çekinmemişler. Bu ev sadece tuğla ve kiremit değilmiş aslında; onların emeğinin nişanıymış.

Ertesi sabah çatıya çıkıp kendime iş buldum. Ne yapacağımı çok da bilerek değil, ilk defa aylardan sonra, içimden gerçekten bir şey yapmak geldiği için. Bahçeyi temizledim, gereksiz ne varsa attım, elimden ne geliyorsa tamir ettim. Hava kararana kadar uğraştım, bir şeylerin içimde yerli yerine oturduğunu hissettim.

Bir hafta sonra çocuklar da geldi. İlk başta mızmızlandılar, internet yok, sıkıcı diyorlardı. Derken bahçede koşmaya, toprak yolda bisiklet sürmeye, köyün çocuklarıyla oynamaya başladılar. Akşamları hep beraber dışarıda oturup yıldızlara baktık; şehirde asla böyle göremiyoruz zaten.

O zaman anladım ki, ben neredeyse evin kendisini değil, çocuklara köklerini satacaktım. Her şeyin başladığı yerle aralarındaki bağı sırf krediden kurtulup azıcık daha rahat edeyim diye koparacaktım. Hem de geçici bir huzur uğruna.

Satmadım evi. Kolay olmadı tabii, fazladan çalışmam gerekti, bazı konforlardan feragat ettim. Ama her yaz bir ayımızı orada geçiriyoruz. Şimdi bahçe pırıl pırıl. Asma gene gölge veriyor. Evde yine kahkaha var.

Anladım ki insan bazen en büyük hatayı, hemen para getirmedi diye bir şeyden vazgeçerken yapıyormuş. Hayat sadece hesap kitap, taksitlerden ibaret değil. Parayla ölçülemeyen şeyler de var; hatıralar, kökler, buraya aitim duygusu

İnsan bazen yaşamak için koşuştururken, neden yaşadığını unutuyor. Ben de neredeyse unutuyordum. Çok şükür, zamanında kendime geldim.

Rate article
Lifequest
İki yıl önce babamdan kalan evi satmaya karar vermiştim; benim için o, köyün ucunda çatısı çatlamış, bahçesi yabani otlarla dolmuş eski bir yapıdan ibaretti.