Ayşe 64 Yaşına Bastı… 33 Yaşındaki Oğlunun Masraflarını Hâlâ Karşılayarak – Çünkü Oğlu Bir Türlü Ken…

Geçen gün, günlüğümde tarihe not düşmek istedim. Annem Nermin Hanım altmış dört yaşına bastı hâlâ otuz üç yaşındaki oğluna, yani bana, bakmaya devam ederek. Koca bir ömrü, bir türlü kendi kanatlarıyla uçmayı başaramayan oğlunun masraflarını karşılayarak geçti.

Annemin iki hayali vardı:
Çocuklarının sağlıklı büyümesi
Ve günün birinde, en azından biraz olsun dinlenebilmek.

Lüks değil.
Gezi tozmak değil.
Konfor desen hiç değil.
Sadece biraz huzur, biraz soluklanmak istemişti.

Ama kader bambaşka bir yol çizdi.

Büyük oğlu, yani ben, Murat; üniversiteyi bitirdim. Ama sonrasında kalıcı bir iş bulamadım. Dört farklı yerde çalıştım; hepsi kısa süreli, hepsi düşük maaşlı işlerdi. Ne sigortam oldu ne de insanca bir mesai saatim.

Kendime bir oda kiralayamazdım; param yetmedi. Para biriktirmeye çalıştım, ancak başaramadım. Kendimi toparlamaya uğraştım, ama hayat sunduğu gerçeklerden bir adım geri atmadı, bana şans tanımadı.

Sonunda, valizim ve birkaç gömleğimle tekrar annemin kapısını çaldım.
Yanımda getirdiğim, kimselere söyleyemediğim bir kayıpla

Annem beni, yalnız annelerin anlayacağı bir şefkatle karşıladı:
Sıcak bir çorbayla, yapılmış tertemiz bir yatakla ve kucağında,
“Üzülme oğlum her şey düzelir,” dediği o cümleyle.

Aylar geçti.
Yıllar aktı.
Benim için o kapı hiç kapanmadı.

Sonra annemin altmış dördüncü yaş günü geldi çattı.
Mütevazı bir pasta.
Üç mum.
Sessizce edilen, kalpte saklanan bir dilek.

Pastadan dilim keserken, annem fısıltı gibi bir şey söyledi ki yüreğimi dağladı:

“Keşke bir gün yorulmadan, çalışmadan yaşasam Ölmeden bir yıl önce bile olsa yeter.”

Başımı eğdim.
Utancımdan değil.
Acımdan.

O an yıllardır göz ardı ettiğim bir gerçeği içimde kabul ettim:

Benim isteksizliğimden ya da miskinliğimden değildi bu durum.
Bu ülkenin şartları, üniversite mezunu bir yetişkini bile gençlik zorunda bırakıyordu.

Maaşlar yetersiz.
Kira fiyatları el yakıyor.
İmkânlar sınırlı.
Enflasyon insafsızca herkesin cebine dadandı.

Annem sorumsuz bir oğlu idare etmiyordu aslında.
Sistemin hayallerini elinden aldığı bir evlada destek oluyordu.

Ve ben birinin sırtından geçinmiyordum.
Tüm bir nesil gibi fazlasıyla çalışıp, hak ettiğinin çok azını alıyordum.

O akşam, annem kendi doğum gününde bulaşıkları yıkarken içimden sessiz bir yemin ettim:

“Anne, söz veriyorum; ömrünün sonunu benim ihtiyaçlarımı karşılayarak yaşamanı istemiyorum. Bir yolunu bulacağım. Vakti ne olursa olsun, canım yanarsa yansın, yine de deneyeceğim, pes etmeden bin kere başlasam da…”

Çünkü hayatta bazı gerçekler insanın kalbini ikiye böler:

Birçok anne-baba, büyümüş evlatlarını ayakta tutmaya devam ediyor
İstedikleri için değil;
hayat artık hayallerden daha pahalı olduğu için.

Ve birçok genç evlat eve dönüyor
Bedavadan yaşamak için değil;
dışarının soğuk yüzünden, sokakta kalmamak için.

SON SÖZLER

Evden ayrılmamış evlada yargı ile bakma.
Verdiği desteği hiç eksiltmeyen ana-babayı hor görme.
Sorun aile değil,
zorun gerçekleriyle baş başa kalmakta.

Bunu yazarken, bir yandan da kendime şunu tekrar ettim:
Her insan, sırtındaki yükü tek başına taşımaya çalışırken gerçek sebebi hatırlamalı Bazen mesele tembellik ya da kolaycılık değil, ülkenin şartlarıdır.

Rate article
Lifequest
Ayşe 64 Yaşına Bastı… 33 Yaşındaki Oğlunun Masraflarını Hâlâ Karşılayarak – Çünkü Oğlu Bir Türlü Ken…