Neden bu akşam telefon suskun, acaba kapsama alanı mı zayıf? Yoksa yanlış gün mü karıştırdılar? Böyle bir günü, kırkıncı yaşımı unutmuş olamazlar ya, Selim, sonuçta sıradan bir doğum günü değil bu, dedim ve elimdeki kadehi beyaz masa örtüsüne bırakıp, telefonumun kapkaranlık ekranına uzun uzun baktım.
Eşim Selim gözlerini tabağındaki fırında ördekten kaçırdı, sessizce çiğniyordu; sanki cevap vermemek için her lokmayı yavaşça çiğniyordu. Salonda mumlar yanıyor, arka planda eski Türk sanat müziği çalıyordu. Hava portakal ve çam kokuyordu, çünkü benim doğum günüm her zaman Aralıkın sonunda, yılbaşı öncesine denk gelirdi. Masam iki gündür hazırladığım meze ve yemeklerle dolup taşıyordu. Umudum, tıpkı her sene olduğu gibi Selimin ailesinden birilerinin kapıdan uğraması veya en azından telefon etmesiydi.
Yasemin, sen de annemi biliyorsun, diye mırıldandı Selim, çatalını bir kenara bırakarak. Tansiyonu yükselmiştir kesin ya da yazlıktaki bahçeye dalmıştır. Gerçi kış ayında toprakla ne işi olur Yani annem unutmuş olabilir, yaşı ilerledi. Zehra Abla desen, onun yoğun dönemi Malum iş güç.
Zehranın bana gelince yoğun dönemi 365 gün sürüyor ama lafı para istemeye ya da çocukları bana bırakmaya gelince nasıl oluyorsa zaman yaratabiliyor, acı bir gülümsemeyle başımı iki yana salladım.
Yerimden kalkıp pencereye yöneldim. Camın dışında iri kar taneleri dans ediyordu. Kırk yaşındaydım; insanın kendi kendini tartmaya başladığı yaş. Bugünün sonucunda vardığım nokta ise şuydu: On beş senedir uğruna her şeyimi verdiğim Selimin ailesi, beni o kadar önemsemiyordu ki, takviminden silmişti.
Üzme kendini, dedi Selim, arkamdan gelip omzuma dokunarak. Önemli olan, biz beraberiz. Sana ne güzel bir hediye aldım bak.
Gerçekten, uzun zamandır hayalini kurduğum bir spa merkezinin hediye çeki vardı elimde. Selim beni seviyordu, buna şüphem yoktu. Ama ne annesi Hanife Hanımın bitmez emirlerine, ne de kız kardeşi Zehranın bencilliğine itiraz edecek kadar dik başlı biri değildi. Daima olayların dinmesini bekler, kafasını kuma gömerdi.
Üzülmüyorum, Selim, dedim sessizce, kendi yansımama bakarak. Sadece artık kendimce bir sonuca varıyorum.
Aslında bu sonucu çoktan çıkarmıştım. Hanife Hanıma geçen sene altmış beşinci doğum günü için hazırladıklarım aklıma geldi. Bir haftalık iznimin yarısını harcadım; restoran ayarladım, indirimi ben konuşup aldım, iki katlı dev bir pasta yaptım ki, bütçesine yardımım dokunsun, geceleri de aile fotoğraflarından duygusal bir slayt montajladım.
Ne almıştım geri döndüğümde? Kuru bir Sağ ol, biraz fazla krem olsaydı daha iyi olurdu ve promosyonlu market ürünü, üzerinde etiketi bile unutulmuş ucuz bir duş jeli.
Zehraya gelince O hep yardımımı hak sayardı. Yasemin, çocukları anaokulundan alsana, maniküre yetişemeyeceğim. Yasemin, sen zekisin, tezime yardımcı olur musun?, Senin siyah elbiseyi ödünç alsam da iş yemeğine gitsem? Ve ben de hepsini yapardım. Aile böyle kurulurdu benim bildiğim; iyilik bir gün çoğalarak dönerdi.
Telefon o gece de, ertesi gün de sessiz kaldı. Ne bir tebrik mesajı, ne de klasik çiçekli WhatsApp görselleri geldi.
Bir hafta geçti, içimi kemiren sessizlikle. Bakalım, ne zaman hatırlayacaklar, diyordum. Tam yedi gün sonra aradılar.
Ekranda Zehra yazıyordu.
Selam canım doğum günü güzeli! dedi Zehra cilveli sesiyle, hiç utanmadan. Şimdi şöyle bir şey var; biz hafta sonu Bursaya kaçmak istiyoruz, bir kafa dağıtalım dedik. Sen bizim Karamı alsan? Sana alışık ya, zorlanmaz. Hem pansiyonlar ateş pahası
Donup kaldım, elim hamurda kalmıştı.
Merhaba Zehra, yavaşça konuştum. Geçen haftayla ilgili söylemek istediğin bir şey yok mu?
Ne olmuştu ki geçen hafta? şaşkınlıkla sordu. Aa, doğum günü müydü ya? Of Yasemin valla dalgınlığıma geldi, kafam çok yoğundu. Küsmedin değil mi? Aramızda laf mı olur, doğum günün kutlu olsun! Her şey gönlünce olsun. Şimdi şu köpek işini halledersek
Karam, kocaman, yaramaz bir labradordu. Son gelişinde yeni ayakkabılarımı kemirmiş, koridordaki duvar kağıdını da paralamıştı.
Hayır, dedim.
Nasıl yani? Zehra şaşırmıştı.
Hayır, Karamı alamam.
Telefonun ucunda kalakaldı. Sessizlik ağırlaştı.
Ne demek alamazsın? sesi tizleşti. Yasemin nasılsın? Biz otel ayarladık, biletler alındı! Hep sen bakardın, ne oldu şimdi?
Evet, hep bakardım. Şimdi bakmayacağım. Başka planlarım var. Hayvan otelleri de yirmi dört saat açık.
Sen şimdi tebrik unuttuk diye mi bozuluyorsun? dedi, sesi iğneleyici bir hal aldı. Koca kadınsın, kırk yaşında! Bir kartpostal için çocuk gibi trip atıyorsun, hiç yakıştıramadım Yasemin. Anneme söyleyeceğim, senin bu tavırlarını!
Söyle, dedim sakince ve kapattım.
Elleri hafif titrediyse de, içime garip bir huzur doldu. Hayatımda ilk kez hayır demiştim. Dünya başıma yıkılmamıştı. Tek sorun hamurun taşmasının dışında.
O akşam Selim işten mahcup döndü. Muhtemelen annesi ve kardeşiyle istişarelerini bitirmişlerdi.
Yasemin, annem aradı Zehra ağlıyormuş, gezi yattı. Karamı alsak ne olur ki?
Selime uzunca baktım.
Selim, kırkıncı yaş günümü unuttular. Bir doğum günü değil ki, önemli bir gün. Ne bir özür, ne bir kutlama. Sadece ihtiyaç duyduklarında arıyorlar. Sence bu tek yönlü bir ilişki değil mi?
Evet, derin bir nefes aldı. Ama onlar aile
Evet Selim, aile saygı gerektirir, birini sürekli hizmetçi gibi kullanmak değil. Ben artık kolay lokma olmayacağım. Bugün değiştim.
Cevap vermedi ama Karamı almadık. Zehra mecburen hayvan oteline para bayıldı, ardından iki hafta boyunca Yasemin ismini evlerinde yasakladılar; arkamdan kinci gelin, tripçi diye konuşuldu.
Ama zaman geçti. Sıra büyük etkinliğe yani Hanife Hanımın yetmişinci yaş gününe geldi.
Bu sefer büyük hazırlık vardı. Hanife Hanım gösterişi severdi, tüm sülaleyi, eski komşuları toplamıştı. Yer ise Selimin beş yıl uğraşıp elleriyle yaptığı o meşhur yazlıktı.
Her zamanki gibi olayın organizasyonu bana kaldı. İki hafta önceden Hanife Hanım arar, dev bir liste okur, alışverişi bana bırakırdı. En pratik gelin olduğumdan, bir de arabam olduğundan hep ben taşır, pişirir, onlar ise kendilerine bakım yapardı.
Telefon ortasında çaldı.
Canım Yasemin! Hanife Hanımın sesi ballı şerbet gibiydi, sanki köpek krizini yaşatan o değil. Nasılsın, iyi misin? Bak, doğum günüm geliyor. Hazırlık lazım. Şimdi yaz bakalım: Üç kutu siyah zeytin, yarım kilo sütlü dil peyniri, beş kilo kuzu eti şiş için Beş çeşit salata, mayonezin markasını da ben söyleyeceğim
Elimde kahvemi karıştırırken ara sıra hm hmm yapıyordum. Not almıyordum.
Hanife Hanım, sözünü böldüm nazikçe. Her şeyi kim hazırlayacak?
Kim olacak canım, elbette benle sen. Sen pişirirsin, ben rehberlik ederim; malum, bacaklarım ağrıyor. Zehra da masa kurar.
Üzgünüm Hanife Hanım, sanırım o tarihlerde vaktim yok. Sadece davet için gelir, misafir gibi otururum.
Bir anda buz kesildi telefonun diğer ucu. Öyle bir sustu ki, sesi bir bıçak gibi bölündü.
Vaktin yok mu? dedi, sesi titrercesine. Koca adamın annesinin doğum günü, ondan önemli ne işin var? Akıllan sen Yasemin? Kim hazırlayacak? Ben mi? Yoksa Zehra, o da elini manikürden ayıramıyor!
Kateringle veya restoranla sipariş verebilirsiniz. Şimdi çoğu yerde tertemiz hazır geliyor, servis olarak da pratik.
Restoran mı?! Fiyatlarını gördün mü? Benim emekli maaşım yetmez! Hem ev kokusu başka olur. Hadi Yasemin, bu şımarıklığı bırak, bize inat etme. Bak Cuma akşamı alışverişlerinle buradasın. Yine de sana WhatsApptan listeyi yollarım.
Ters ters telefonu kapattı.
Akşam Selim eve solgun döndü.
Annem listeyi attı, yirmi bin lirayı buluyor. Cuma gidelim, diyor. Ne yapacağız?
Sen istersen git, dedim dergiyi karıştırırken. Alışveriş de yap, istersen. Ama ben gelmeyeceğim. Hanife Hanıma söyledim.
Bu tam bir facia olacak! Misafirler aç kalınca annem beni harcar!
Selim, gözlerine baktım Unutulmuş bir masa başında doğum günümü hatırla. Masa doluydu, ama sandalyeler boştu. İki gün uğraştım, bekledim. Kimse gelmedi. Şimdi ben de aynı mesafede olacağım. Davetli olarak gelip kutlayacağım ama bir daha hizmetçi olmayacağım.
Bütün evi arşınladı, telefonda birine sitem etti, sinirden söylene söylene alışveriş yaptı, ama yemek yapmayı bilmiyordu. Zehra telefondan Ben elimi bozmak istemem, patates soymam dedi.
Cumartesi yani doğum günü sabahı.
Geç uyandım, keyfime göre banyoda vakit geçirdim, yüz maskesi yaptım, lacivert uzun elbisemi giydim. En şık halimle, saçım başım dağılmadan hazır oldum.
Selim sabah erken gitmişti, panik içinde bir şeyler organize etmeye çalışıyordu. Beş kere aradı: Yasemin lütfen erken gel, burada tam bir kaos var, annem bağırıyor, et marine edilemedi, salata yok!
Saat iki buçukta geleceğim, davetiyede yazanı aynen uygulayacağım, dedim her defasında.
İyi giyimli bir taksi çağırdım, yolda güzel bir çiçekçi bulup birbirinden güzel ama abartısız bir kasımpatı demeti aldım. Hediye için de minik bir kutu seçtim.
Yazlık kapısına vardığımda misafirlerin arabaları park etmişti. Evin içinden gelen ise kahkaha değil, çatal bıçak sesleri ve bağırışlardı.
İçeri girdim. Manzara çok şey söylüyordu. Hanife Hanım bornoz, bigudilerle, koca burnuyla mutfakta. Zehra, tüm süsüne rağmen önlüğüyle, şikayet dolu yüzüyle konserve bezelyeyi açmaya çalışıyordu ve oje sıyrılmıştı. Selim ise kurum içindeki dumanla mangalla uğraşıyor.
Konuklar ise boş masada, sade tabaklar ve içi su dolu şişelerle, hiç konuşmadan oturuyordu.
Hoş geldin! annem-in-hukuku bağırdı beni görünce. Kraliçe gelmiş! Biz perişan, o süslenmiş! Senin vicdanın yok mu, Yasemin?!
İyi günler Hanife Hanım! Nice yaşlara sağlıkla, huzurla! bir tebessümle çiçeği ve kutuyu uzattım.
Bu ne? hediyeyi küçümseyerek aldı. Hadi mutfağa geç; daha patates haşlanmadı, meze yok, millet bekliyor!
Hanife Hanım, ben bugünün konuğuyum, yüksek sesle açıkladım. Davet için geldim, yemek yapmak için değil. Zaten iki hafta önce sizi uyarmıştım, size kolay gelsin demiştim.
Sen söylediğiyle boğuldu. İnsanların önünde rezil ettin beni! Utan be kadın!
Zehra konservesini masaya fırlattı.
İyice abarttın, Yasemin! Yüzüğüm de kırıldı, sırf sen dokunmadın diye! Hemen mutfağa! Tek başımıza yetişemiyoruz!
Zehra, bu annenizin doğum günü. Bence oğlunuz/görümceniz olarak senin yardım etmen, benim değil. Siz her aile meselesinde sen yabancısın, mirasta oy hakkın yok diyorsunuz ya, bu da galiba öyle bir şey.
Konukların olduğu odaya geçip, boş bir sandalyeye oturdum.
Herkese merhaba, dedim. Hava ne güzel değil mi? Yiyecekler gecikince biraz beklemek gerek. Eminim ev sahibi bizi şaşırtacaktır.
O sırada Selim kapıdan içeri girdi, kurum içi yüzüyle.
Şişler yandı, dedi. Zehrayla konuşa konuşa arada kömür olmuş. Kontrolü kaybettim.
Salonda sessizlik yayıldı. Onlarca davetli, ev sahiplerine bakıyordu. Hanife Hanım sandalyeye çöktü, kalbini tuttu. Ama bu sefer rol kesmiyordu; durumun ciddiyetini anlamıştı.
Sebep sensin, dedi bana parmak sallayarak. Tüm rezaleti bilerek yaptın. Bilerek yemek hazırlamadın ve lekelendim. Mis gibiydin, yılan gibiymişsin Yasemin. Sana güvenmemek lazımmış.
Hanife Hanım, ayağa kalkıp açıklama yaptım Kimseyi utandırmak değildi niyetim. Sadece sizinkine karşılık verdim. Kırkıncı yaş günümü unuttunuz. Adım gibi biliyordunuz ama yok saydınız. Beni sadece bir hizmetçi, robot gibi gördünüz. Ben de size insan olduğumu, hatırlatmak istedim. Buyurun hediyeyi açın.
Titreyen elleriyle kutuyu açtı. Basit bir kedi takvimiydi.
Bu ne? fısıldadı.
Sıradan bir takvim, dedim. Ailede doğum tarihlerini kırmızıyla işaretledim. Özellikle benimki de var belki gelecek sene unutmazsınız diye. Hafıza önemli bir şey. Bu benim karşılığım. Siz bana promosyon duş jeli, ben de size takvim. Adaletli bence.
Konuklardan biri fısıldadı. Amca Cemil kahkaha attı.
Haklısın Hanife! Yıllardır Yaseminin bitmeyen emeğiyle övünüyorsun. Demek o kırkı unutmuşsun. Yakışmaz!
Sus! diye çıkıştı Hanife Hanım.
Gün bitmişti, sofrada salam, konserve bezelye ve birkaç kuru ekmek; sıcak yemek yoktu. Herkes yüzü düşük, suyla votka içiyor, kulaklarını eğiyordu.
Bir saat sonra, taksi çağırdım.
Ben gidiyorum, dedim Selime. Burada bana iyi davranılmıyor. Mevsime de uymadı ortam.
Beni bitirdin Yasemin, dedi Selim, kapıya kadar gelerek. Annem bunu unutmaz.
Hiç değilse artık emeğimin değeri ortaya çıktı, Selim, dedim. Varlığımı umursamadığınızda sizi şimdi böyle yalnız bıraktım. İstersen pidenizi söyle, ben eve gidip sıcak bir pizza yerim.
Ayrıldım.
Hanife Hanımın evinde bir ay boyunca Yaseminin adı telaffuz edilmedi. Zehra bencil gelin olarak adımı diline doladı.
Ama garip bir şey oldu. Selim artık annesinin dırdırını meşrulaştırmadı. O gün, annesini asil matriark değil, çaresiz ve bağımlı gören gözlerle, kendi evinde huzurun Yasemin sayesinde olduğunu fark etti.
Bir ay sonra Selim evde boyum kadar gül aldı. Bayram yoktu, çarşambaydı.
Senin için, dedi. Mayısta annemlere bahçeye gitmiyoruz, birlikte kaplıcaya. Rezervasyon yaptırdım.
Başımı kaldırıp gülümsedim.
Ya kartoflar?
Patatesi pazardan alırız, dedi kararlı. Sevgi ve saygıyı, emeğimizi bedavaya vermeyelim. Sen haklıydın Yasemin. Saygı karşılıklıdır.
Kayınvalide ve görümce uzun süre bozuldu. Fakat 8 Martta Zehradan şu mesaj geldi: Günaydın Yasemin, kadınlar günün kutlu olsun! Yanında bir lale emojisiyle.
Küçük bir zaferdi bu. Zehra en iyi arkadaşım olmadı, kayınvalidemden samimi sevgi görmedim. Ama şunu anladılar: Benden faydalanma dönemi bitti. O kapının anahtarı artık sadece karşılıklı saygı ve özel günleri unutmama ile açılacak.
Kedi takvimi ise Selimin söylediğine göre Hanife Hanımın mutfağındaki en görünür yerde asılıymış. Üstelik Yaseminin doğum günü kalın kırmızıyla çizilmiş halde, garantiye alındı.
Hayat işte, ne günler geçirmişiz, şimdi dönüp bakınca Hayır demek: özgürlüktür diye not ediyorum kendi kendime. Kime ne kadar verirsen ver, değer görmüyorsan, sınır çizmenin tam zamanıdır. Hayatımın kırkından sonrası, bana kendini sevmeyi, hakkımı aramayı ve hayır diyebilmeyi öğretti.




