Kocasından Böyle Bir Şey Beklemezdim: İki Kız Kardeşin Annesine Bakım Krizi ve Şaşırtan Fedakâr Koca…

Sevda, bir şeyler yapmamız lazım… derin bir iç çekişle söyledi Zeynep telefonda.

Ne oldu abla? telaşlı bir şekilde cevap verdi küçük kız kardeşi, Asuman.

Zeynepin araması Asumanı germişti.

Normalde birbirlerine kısa mesajlarla ulaşır, anca bayramlarda telefonda konuşurlardı. Ama bu sefer, Zeynep illa ki konuşmak istemişti.

Annem artık yalnız kalamaz, dedi. Sen onunla daha çok konuşsan, bilirdin zaten, hafif sitemle ekledi Zeynep.

Ooff, yine başladık! Söyle, mesele ne? Ne bilmem gerekiyor?

Zeynep yine derin bir nefes aldı. Asumanın hemen çıkışıp alınganlık yapması zaten alıştığı bir durumdu; son yıllarda başına buyruk davranmaya iyice alışmıştı.

Bak, annemiz yetmiş üç yaşında oldu. Sana sağlık durumu inişli çıkışlı diyorum, hâl yok üzerinde. Evin işini zor bela yapabiliyor, yemek zaten hazırlamıyor. Markete bile gitmeye mecali yok çoğu zaman. Sağ olsun, komşusu Şule Abla bir şeyler getiriyor ona.

Yoksa bize annem aç mı diyorsun? diye endişelendi Asuman.

Tabii ki aç değil! Her iki haftada bir gidip bütün ihtiyacını alıyorum. Yalnız, demek istediğim; annemizin artık dışarıdan bir desteğe ihtiyacı var. Ya bir gün düşer bir yeri incitirse? Onun kilosuyla bakmak çok zorlaşır.

İki kız kardeş sustu.

Emine Hanım gençliğinde de kiloluydu, yaşlandıkça kilo almıştı. Azıcık hasta olsa da nefsine söz geçiremiyor, kızları diyet dese hemen alınıyordu.

Bir de çok yalnız. Ben yanından ayrılınca neredeyse ağlayacak hâle geliyor. Herkes beni terk etti diyor devam etti Zeynep. Böyle olması dayanılır gibi değil.

Yani ne yapmamı istiyorsun, anlamadım ki?

Zeynep sessiz kaldı. Asumanla konuşmak her geçen sene daha da zorlaşıyordu.

Annemin yanına sen taşın diyorum.

İyiymiş! Neden sen taşınmıyorsun peki? Dur tahmin edeyim! Senin Arifin var, bir tanecik eşin, bir de üvey oğlun var, yirmi beş yaşında ve hâlâ yanında

Asuman, bu şimdi konu mu yani?

Konu tabii! Sen hep herkesi yönetmeye çalışıyorsun! Bana gelince hiç umursamıyorsun! Asuman neredeyse haykırıyordu.

Zeynep de sinirlendi artık:

Peki babam hastayken ve senle Fadimeye koşarken annem iki arada bir derede sürünüyor, bizim için köye koşturup gıdalarımızı taşıyordu ya! Fadimeye bakıcılık yaptı, sen de çalış, gez, toz diye! O zamanlar iyiydi ama, değil mi?

Asuman sustu bir an. Aslında ablası doğru söylüyordu. Kısa süren evliliği bitince ve eski kayınvalidesi Melahat Hanım ona ve kızına eve sığınmalarına göz yumunca, işin ekserisini annesi sırtlamıştı.

Melahat Hanım torununa pek yüz vermemişti; kocası da doğru düzgün nafaka ödemiyordu. Asuman ve kızı sağda solda geçinmeye çalışırken anne-babası her konuda yardımcı olmuştu. Şimdi de bunu ömrü boyunca başına kakacaklar mıydı yani?

Sonra torunu üniversiteye başlayınca Melahat Hanım onları açıkça evden çıkarmıştı.

Fadime o zamanlar İstanbulda bir üniversitedeydi, sevgilisi de vardı. Asuman da şansını zorlayıp İstanbula çalışmaya gitmiş; ne de olsa kırkından sonra iyi bir iş bulmak zordu ama idare ediyordu. Zaten köye dönmek hiç aklında yoktu.

Tek başına çocuk büyütmek nasıl zor, sen nereden bileceksin ki! dedi ablasına kinayeli bir sesle. Bir de sen yaşasaydın böyle, görseydin bakalım!

Bu kez Zeynep uzun süre sustu.

Aslında Zeynepin hayatı başlarda fena gitmemişti. Üniversite bitince Bursada kalmış, muhasebeci olarak işe girmişti. Sonra iyi bir koca bulmayı hayal etmişti; ama kısmet bir türlü olmamıştı, hep yanlış adamlara rastlamıştı.

Ta ki, otuz dokuzunda Arifle karşılaşana kadar. Üç yaş büyük, dul ve on yaşında bir oğlu var: Onur.

Arif bir inşaat şirketinde elektrikçi olarak çalışıyordu, elinden her iş gelirdi; ayrıca, mahallede tamirat işlerinden de ek gelir elde ederdi. Alkol almazdı, sert ve fazla konuşmazdı, aşırı titizdi.

Ama Zeynep ona delice aşık oldu. Evlendiler, on dört yıldır kocasına ve çocuğuna hayır demedi, adeta üstlerinde titredi.

Tabii kendi çocuğunu da çok istemişti ama olmamıştı; Arif ve Onur hayatının ışığı olmuştu.

Hayatlarını kaybetmek istemiyordu kesinlikle.

Annemi yanıma almak istedim, dedi Zeynep, sesini hafif alçaltarak, ama annem kesinlikle kabul etmedi. Söylemek bile istemiyor.

Ne? O kıymetli Arifin kaynanasını iki odalı evde kabul edecek yani? alayla sordu Asuman. Yoksa, her zamanki gibi ona sormadın mı? Annemin reddedeceğini zaten biliyordun, değil mi?

Hadi Asuman! Şakayı bırak, ciddi konuşalım! Zamanı değil!

Yeter, konuştuk dedi Asuman ve telefonu kapattı.

Gerçekten yeterdi.

Zeynep telefonu elinde sıktı, bir noktaya odaklandı. Ah, Asuman evine taşınsa ne güzel olurdu…

Kendisi gelip yardım eder, hem parayla hem market alışverişiyle destek olurdu. Bu kadar internetin olduğu bir köyde, iş de bulabilirdi küçük kardeşi. Ama Asumandan gelen tavır hiç de umut vermiyordu. Çocukken olduğu gibi hâlâ şımarıktı. Artık emrivaki çekmişsin, zorla dayatamazsın ki…

“Annemle konuştum. Her şeyi yolunda, yardım edecek kimseye ihtiyacı yok. Bırak artık abla, yeter!” ertesi gün gelen mesajdı küçük kardeşinden.

Zeynep cevap bile vermedi.

Ne anlatacaktı ki? Asuman ayda yılda bir kez arardı annesini, bazen de birkaç mesaj atardı. Anne ise kızını üzmek istemez, dert yanmazdı; Asuman alınıp küsebilirdi diye…

Ama Zeynep haftada bir dinlerdi annesinin bütün derdini tasasını. Uykusuz kalırdı.

Hatta Arif bile sormuştu artık, “Bir şey mi oldu?” diye.

Zeynep eşini dertleriyle üzmek istememişti ama aklı karışıyordu. Bakıcı tutsan, paraları yetmezdi ki.

Yeter artık! dedi Arif, çay bardağını masaya sertçe koyarak. Son üç aydır başka birisin, anlat, ne oldu?

Zeynep birden ağlamaya başladı. Hemen toparlanıp kısa kısa anlattı; erkek milleti gözyaşı sevmezdi, biliyordu.

Bana niye söylemedin Emine Hanımın durumu kötü diye? sertçe sordu Arif.

Seni üzmek istemedim… başını eğerek fısıldadı Zeynep.

Keşke anlatmasaydı, Arifin derdi miydi yani bu? Onun da ister istemez eşinin yükünü taşımak zorunda kalmasını istemezdi…

Anladım dedi Arif ve kalktı. Yemeğe sağlık. Yatıyorum ben.

Her zamanki gibi haber dahi izlemedi. Şimdi ne olacaktı?

Zeynep o gece sabaha kadar döndü durdu, uyuyamadı. Alarmı duymadı, geç uyandı.

Cumartesi iş yoktu; ama kahvaltıyı eşine her zaman vaktinde hazırlardı.

Ama Arif mutfakta sakince çay içiyordu, telefonunda bir şeyler okuyordu.

Uyandın mı? döndü ona doğru. Yüzü ciddi, sesi ise sakindi.

Evet, Arif. Hemen hazırlayacağım, telaşa kapıldı Zeynep.

Gel, otur, konuşmamız lazım.

Zeynep çekinerek sandalyeye oturdu, durdu.

Düşündüm, dedi Arif. Senin anneni yalnız bırakmak olmaz. Benim annem yaşlanamadı, toprağı bol olsun… Biz taşınıyoruz onların yanına. Ben orada çiftlikte iş bulurum, sana da bir iş uydururuz.

Zeynep neredeyse sandalyeden düşüyordu.

Arif! Emin misin?

Sonuna kadar. Unuttun mu, Emine Hanım benim Onuru nasıl sevmişti, bana nasıl kol-kanat germişti? İyiliği unutulur mu? Hem zaten köye taşınmak hep içimdeydi.

Tabii kayınvalidemiz de dert etmezse…

Zeynep gözleri fal taşı gibi açılmış kocasına baktı. Ariften bunu hiç beklemezdi, rüya mıydı bu?

Peki ya Onur? birden ağzından döküldü.

Onur mu? güldü Arif. Koca adam oldu. İşi de var. Biz ona evi bırakınca sevinecek tabii.

Arif! diye atıldı Zeynep, boynuna sarıldı, gözyaşını tutamadı. Kocası normalde böyle duygusallığa hiç gelmezdi.

Ama bu sefer de ona sarılmasına izin verdi, hafifçe sırtını okşadı:

Hadi, geçti. Her şey güzel olacak.

Ona inanmak istiyordu, bütün kalbiyleZeynepin gözyaşları yanaklarının üzerine sıcak sıcak aktı. İçindeki suçluluk, kızgınlık ve karmaşa, Arifin beklenmedik anlayışıyla yerini hafifleyen bir huzura bırakıyordu. Oturduğu sandalyede usulca doğruldu; yıllarca kendini, ailesini, kardeşini omuzlarında taşımış, ilk defa biri onun yükünü paylaşmak istemişti.

O an birden, Emine Hanımın görüntüsü geçti gözlerinin önünden: mutfağında, ince belli bardakta çayını karıştırıyor… Evde bütün yalnızlığına rağmen, sevgiye duyduğu ihtiyacı belli etmemeye çalışıyordu. Yıllar sonra kızının, damadının ve torununun orada olacağını bilse nasıl sevinirdi!

Arif usulca elini tuttu:

Hadi, annene müjdeyi verelim. Yarın ilk otobüsle gideriz, önce bir hazırlık yapar, bakarız duruma.

Zeynep başını salladı, kalbinde yepyeni bir cesaret filizlendi. O an, yıllarca taşıdığı yalnızlık ve çaresizliğin üstünden kalktığını fark etti. Artık sadece sorumluluk değil, içinde umut ve sevinçle kuracakları yeni bir hayat vardı.

Telefonu eline aldı, titreyen parmaklarıyla annesini aradı.

Anneciğim Sana bir sürprizim var. Çok yakında, birlikte olacağız. Hiç merak etme

Emine Hanımın önce şaşkın, sonra mutluluktan titreyen sesiyle:

Kızım Gerçek mi bu? Hep böyle hayal etmiştim

Zeynep, gözyaşları arasında Arife baktı. İçinde geçmişin yüklerini yavaşça bırakırken, şimdi bir aile olarak yeni bir başlangıca hazırdı. Belki hiçbir şey kusursuz olmayacaktı, ama en azından artık yalnız değildiler.

Ve işte, o sabah güneş biraz daha parlak doğdu; umutlu bir hayat, birlikte atılacak ilk adımla çoktan başlamıştı.

Rate article
Lifequest
Kocasından Böyle Bir Şey Beklemezdim: İki Kız Kardeşin Annesine Bakım Krizi ve Şaşırtan Fedakâr Koca…