Beğenmiyor musunuz, kendi ailemi kurmak istememi? Sizden kaçtım, kendi hayatımı kurmaya başladım, gene geldiniz, her şey başa döndü!
Elif, abartma artık! Ben biliyorum ki köyde yaşamak senin gibi şehirli birine kolay olmaz, ama yanında olacağım! diye ikna etmeye çalıştı kız arkadaşı Mustafa. Her şeyi düşünerek geldim bu yola. Yeter ki yanımda ol!
Kararsızdım.
Ne diye tuttum köylüyü sevmek! Hem de ne sevmek! Dizlerim titreyecek kadar.
Yirmi sekiz yaşındaydım; iyi bir kariyerim vardı. Otuz yaşındaki Mustafanın ise kalabalık bir ailesi ve şehirden çok da uzak olmayan kendi köy evi.
Tanışmamız bile tesadüftü; İstanbuldaki lunaparkta olmuştu. Mustafa annesi alışverişteyken canı sıkılıp orayı dolaşıma gelmiş, ben ise arkadaşlarımın zoruyla gitmiştim.
Telefonlarımızı verip görüşmeye başladık. Mustafa hep farklı bir şeyler yapmaya çalışıyor, şehre geliyor, ince düşünceli ve duyarlı davranıyordu. Bir süre sonra bu ilgisine kayıtsız kalamadım.
Ayrıca diğer tanıdığım adamlardan çok daha içten, samimi ve iyiydi.
Sonra bir gün bana evlenme teklif etti, ben de kabul ettim.
Ne diyorsun kızım? Denemekte fayda var. Mustafa köylü, çalışkan ve iyi çocuk. dedi annem. Olmazsa, döner yine İstanbula gelirsin.
Kaybedecek bir şeyim yoktu. Neyse ki artık işimi uzaktan da yapabiliyordum. Hem yaşım da on sekiz değildi. Üstelik köy havası iyidir derler! Yalnızca…
Mustafa, ben oraya ne olarak gidiyorum tam? diye sordum.
Nişanlım olarak. Bir sene sonra da düğün yaparız, balayına çıkarız. O zamana kadar her şeyin masraflarını hallederim, parayı düşünmeyelim. dedi birden çekingen bir şekilde.
Farkındayım, senin alışık olduğun hayat daha rahat.
Sözde her şey yolundaydı, ama içimde bir huzursuzluk vardı. Nedenini tam anlayamasam da, her şeyi boş verip denemeye karar verdim!
Bir haftalık izin alıp, çok emek verdiğim küçük iki odalı dairemin kapısını kilitleyip içinde valizimle arabaya atladım. Mustafa köyde beni bekliyordu.
Köydeki ilk akşam hoşuma gitmişti.
Yaz sıcağında bahçeyi beraber suladık, keyifle akşam yemeğimizi hazırladık. Ne iş varsa el birliğiyle hemen bitirdik.
Sevgilim, ailem geliyor bu akşam! dedi Mustafa, işten her zamankinden erken dönerek.
Neden? diye afalladım.
Hem tanışmak hem de yardım etmek için. Kardeşim ve yengem de gelecek. Mustafa heyecanla odada dolaşıyordu.
Çok kalacaklar mı? diye korkak bir şekilde sordum.
Umarım hayır! dedi Mustafa, gözlerimin içine bakarak. Merak etme, hallederiz.
İşin aslı, o andan sonra iyice gerildim.
Üzülme canım. Bunu bir sınav gibi gör. Geçemezsen, döneceğin yer belli. dedi annem telefonda esprili bir şekilde. İçinden geldiği gibi davran, onlar sana alışsın. Ya da alışmasınlar, o Mustafa’nın derdi.
Kendimi neye bu kadar kaptırdım ki? Daha eş bile değilim! diye düşündüm. Sonuçta kimse beni yemeyecekti!
Hemen sofrayı hazırlayıp tam işi bitirdiğim sırada, arabalarının eve yanaştığını duydum.
Geldiler! dedi Mustafa.
Birlikte dışarı çıktık.
Hoş geldin gelin kız! dedi ününü duyduğum Mustafanın annesi Emine Hanım, iri yapılı, kısa siyah saçlı, belirgin kirpikli bir kadın. Oğluna içten bir sarılış yaptı.
Aynı şekilde iri, göbeği hafif çıkan babası Necati Bey oğlunu selamladı, bana da kısa bir baş selamı verdi.
Mustafanın abisi Volkan ise şakacı ve sevecendi. Ama yengesi, genç, sarışın, yanakları al al olmuş Esra, bana şöyle ağız ucuyla bakıp kocasına dönerek,
Ne bakıyorsun öyle? Haydi eşyalara yardım et! deyip eşyaları almaya gitti.
Herkesi sofraya davet ettim, ortamdaki gerginlik dağılır umuduyla. Hem yemek konusunda hayli iddialıydım.
Ooo, çok güzel sofra hazırlamışsın, eline sağlık. dedi Emine Hanım.
Necati Bey onaylar gibi gürültülü bir ses çıkardı.
Bu ne, tavuk mu olmuş? Kim böyle pişiriyor bunu? dedi Esra, beğenmeyip bileğini çatlatırcasına çatalladı. Palavralar, uyduruk yemeklerle mecbur aç kalıyoruz!
Haksızlık etme, güzel olmuş! Volkan eşine kızgın bakınca,
Senin karnın doysun da, başka bir şey fark etmez! diye terslendi Esra, gösterişli bir şekilde çatalı bıraktı.
Mustafa bana üzgün gözlerle baktı.
Esracığım, lütfen terbiyeli ol, bu kadar da kıskanılmaz! Elif uğraştı, ayıp! dedi ona sahip çıkarak.
Hem de ne isim, bizim köydeki ineğin adı da Elif. dedi Esra iğneleyerek.
Ben sessizce gülümsedim.
Neden gülüyorsun? fısıldadı Mustafa.
Arkadaşımın kobayına senin adını vermişler de, ona güldüm, fısıldadım. Fakat herkes duymuştu.
Emine Hanım pek memnun görünmedi. Erkekler gülmemek için kendini zor tuttu. Esra ise bir anda sinirlendi.
Sen kendini ne sanıyorsun? Ne cüretle bana öyle laf söylersin? dedi nefretle.
Senin tarzın diye düşündüm. Hep öyle konuşuyorsun ya, deyip omuz silktim.
Volkan, ağabeyinin nişanlısını takdirle süzdü.
Ben Volkanın eşi, resmi nikahlı karısıyım! Sen nesin? Birlikte yaşıyorsun! diye bağırdı Esra. Emine Hanım da onayladı.
En azından misafirliğe gelip ev sahibine kabalık yapmam. dedim.
Ama ben sana misafirliğe gelmedim! dedi Esra alaycı bir gülümsemeyle.
Ben de seni çağırmadım, dedi Mustafa, gayet sinirli. Peki, ne kadar kalacaksınız?
Masa bir anda sessizleşti. Herkes Mustafaya baktı.
Senin gelin hanıma köyü öğretip gideceğiz, dedi annesi.
Anne, gerek yok, biz gayet iyi idare ediyorduk, bundan sonra da ederiz.
Tabii, oturmuş bir tembel bulmuşsun kendine, mutluluk sandın, bakalım ne kadar sürecek? dedi Esra.
Bizim ailede tek tembel varsa, o da Elif değil. dedi Mustafa. Neyse, sağ olun yemek için, şimdi dinlenebilirsiniz.
Mustafa elini bana uzattı, şaşkınlayan bakışlar arasında birlikte masayı toplamaya başladık.
O esnada şunu düşündüm: Arkanda sağlam bir destek olması güzeldi, insan kendini rahat ve güvende hissediyor. Ama kimseye kendimi ezdirtmezdim. Ne de olsa dönecek kapım vardı.
Cumartesi sabahı ise pek baş döndürücü başladı.
Uyuyor muyuz daha? Burada öğlene kadar uyunmaz! diyerek Emine Hanım odayı bastı. Kalk, kahvaltıyı da hazırlayacaksın!
Telefona baktım.
Saat sekiz.
Emine Hanım, dolapta her şey var, dedim yorganı üzerime çekip. Üzerimi giyineyim mi?
Aman da hanımefendiye bak! dedi ellerini sallayarak, Dolaptakini hazırlamak lazım tabii, kalk bakayım çabuk.
Emine Hanım sinirle kapıyı çarparak çıktı. Üstümü giyip kendime çeki düzen verdim ve aşağı mutfağa indim.
Aşkım, uyanmışsın, iyi olmuş, dedi Mustafa, omletle uğraşırken.
Tabii, ben uyandırmasam, hâlâ yatıyordu, diye laf attı annesi.
Dişlerimi kızgınlıkla sıktım.
Anne, neden odamıza giriyorsun, hani konuşmuştuk? dedi şaşkınlıkla Mustafa.
Evin içinde bir tembel var, hem de iş bilmez! espriyle karışık takıldı Esra.
Sana soran olmadı! diye diklendim.
Ne var bunda? Köyde hayat erkendir, süt sağmaya altıda başlamalısınız. dedi Esra alayla.
Biz inek almayı düşünmüyoruz, dedi Mustafa.
Niye, kendi sütümüz, yoğurdumuz, tabii ki sen sağı bilmezsin, nerede sende o kabiliyet! gülerek Esra takıldı.
Sen de bilmiyorsun ama fena yaşamıyorsun, dedi Mustafa gülerek.
Mustafa, Elif geldikten sonra iyice huysuz oldun, diye savundu Esrayı Emine Hanım.
Mustafa, eve dönüyorum. Bu sirkin bittiğinde beni ararsın, artık daha fazla dayanamadım.
Sen geldin geleli oğlum değişti! Ara ki bulasın, ailesine zaman ayırmıyor! Ailemizi dağıtıyorsun! diye ortalığı yıktı Emine Hanım.
Yeter! dedi Mustafa gür bir sesle. Herkes sustu.
Ne yani, kendi ailemi kurmak istememe mi kızıyorsunuz? Sizden kaçıp kendi hayatımı kurmaya başladım, gene geldiniz, aynı şeyler!
Oğlum, bu kadın kafanı bulandırdı! Vaktini, pulunu ona harcıyorsun! Senin derdin para, Elif içinmiş! diye devam etti annesi. Omuzunda yük, taşıyorsun!
Anne? Elif kendi parasını kazanıyor, ben düğün için para biriktiriyorum. Mustafa elimi tuttu. Mutlu olmanı istiyorsan, lütfen evine dön. Bize sadece davetle gelirsiniz! Esra da buna dâhil.
Aile şaşkın bir şekilde eşyalarını topladı.
Oğlum, ya ben, ya o! dedi annesi.
Ama Esrayı kabul ettiniz gelin diye, dedi Mustafa üzgün.
Onu mu örnek veriyorsun! diye çıkıştı Esra.
Baba ve abi her şey olup biteni ilgiyle izledi.
Ne olacak bakalım? dedi Emine Hanım sabırsızlıkla.
Ben mutluluğu seçiyorum! dedi Mustafa meydan okurcasına.
O zaman artık oğlum yok! annesi valizini babasına bırakıp gitti. Arkasından Esra da.
Ne olursa olsun yanındayız, dedi babası gülümseyerek. Oğlunun ne demek istediğini anladı. Anneni ben hallederim!
Abi Volkan sarıldı.
Mutluluğuna sahip çık! Bizim de ailede bazı şeyleri değiştirmemiz gerek!
Ve akrabalar ayrıldı.
Elif olarak kendimi hem mahcup hem de gururlu hissettim. Mustafanın ciddiyetine olan inancım arttı.
Yine beraber her işi paylaştık, ben de Mustafayı desteklemeye çalıştım. Onun için sürecin ne kadar zor olduğunu anlıyordum.
Öte yandan, Mustafanın ailesinde ise işler eğlenceli bir hal almıştı.
Anne, Esra! Size bir inek aldık! dedi Volkan kadınlara takılarak.
Ne diyorsun oğlum, delirdin mi? dedi Emine Hanım şüpheyle.
Hayır, sabahları Esra sağıp çayıra götürecek. dedi Volkan ciddi bir şekilde.
Volkan, bu şaka değil! dedi Esra sinirli.
Zaten Zeynepe öyle demiştiniz, şimdi sıra sizde! dedi Necati Bey. Sabah yediye kadar kahvaltı hazır, hem öyle sandviç değil, sıcak köy kahvaltısı istiyoruz!
Ve köyün kadınlarına köy hayatı eğitimi başladı!
Epeyce keyifli olmuş!
Elife öğrettikleri her şeyi, kendilerine de yaptırdılar.
Emine Hanım, Elife haddinden fazla yüklendiğini anlamıştı, çünkü şimdi tembellik yapan onlardan aynı çalışkanlığı bekliyorlardı.
Ama ne eğitim, ne düzen, elde yoktu.
Zaman yoktu!
Emine Hanım oğluyla barıştı, ama gelinlerinkine pek uğramaya cesaret edemedi. Kim bilir Elif daha neler becerebiliyordu.
Mustafa sonunda yüzükle geldi.
Düğünde herkes çok eğlendi.
Emine Hanım ile Esra, gelini pek sevmiş sayılmazdı ama konuşmamayı seçtiler. Temkinli olmanın faydasını gördüler.
Ben yani Elif ise çok mutluydum! Her şeyi birlikte yapıyor, birbirimize destek oluyorduk ve artık beklenmedik misafirlerden korkmuyorduk!
O günlerin sonunda şunu anladım: Kendi hayatımı kurmaya cesaret ettiğim, sevdiğim için pes etmediğim için, arkamda duran bir eş ve bana huzur veren bir yuvam olduğu için ne kadar şanslı olduğumu anladım. Bir aile kurmak, herkesin mutluluğunu değil, kendi huzurunu da korumak demekmiş.




