– Nadya, ben geldim, evdeyim, karşıla beni! – Levent?! Sen bu kadar erken nasıl geldin? Dönüşüne da…

Şebnem, ben geldim, hazır mısın?

Ogün?! Sen neden bu kadar erken geldin? Hani ancak üç gün sonra dönecektin…

Otuz yaşlarında, ince yapılı bir kadın, aceleyle ipek sabahlığına sarınıp şaşkınlıkla kapıdaki adama baktı.

Bir sürpriz yapmak istedim, Şebnem. Sanırım başarılı oldum! Sevinmedin mi yoksa? Uzun boylu, geniş omuzlu adam kocaman gülümsedi, yaptığı etkinin tadını çıkararak.

Elbette çok sevindim! Hemen mutfağa geç, ben yemekleri ısıtacağım.

Mutlu bir şekilde başını sallayan Ogün, mutfağın yolunu tuttu. Karşısında onu adeta ziyafet masası bekliyordu: çilekler, çikolata, taze fırından çıkmış akşam yemeği… Sanki hepsi onun için hazırlanmış gibi.

Vay Şebnem, helal olsun sana! Bunların hepsi benim için mi? Nasıl anladın geleceğimi? Senin sezgilerin şeytanın bile aklını şaşırtır vallahi!

Tabak dolusu yemeği kendisine çekerken Ogün yemeye başladı. Eşi bir türlü gelmiyordu, ama o bunu dert etmedi: kesin kocasına güzel bir elbise seçiyordur, diye düşündü.

Ogün, ben Biz…

Valla Şebnem, nefis olmuş yemeğin! Salataya, krepine parmaklarımı yedim resmen… Eren?!

Ogün arkasında karısını, Şebnemi ve onun koluna girmiş kendi kardeşi Ereni gördü. Kadının başı önünde, utanarak yere bakıyor, Eren ise şort ve tişörtüyle burnunu ovalıyordu, uykudan yeni kalkmış gibi.

Evet Ogün, benim… Merhaba kardeşim…

Selam. Hadi bakalım, biri bana burada neler dönüyor anlatsın! Gerçi artık gerek de kalmadı

Ogün, ben aslında uzun zamandır sana söylemek istiyordum. Ben Ereni seviyorum ve onunla olmak istiyorum. Özür dilerim Şebnem başını yerden kaldırmadan hızla söyledi.

Ogün elindeki tabağı bıraktı. Tabak, yemeklerle birlikte yere düştü ve ses çıkararak yuvarlandı.

Ve siz… Şimdi…?

Evet. Şu an bile birlikteydik.

Harika, gerçekten harika Şebnem! Eren, sana da bravo! Vay be, her şey şimdi anlaşıldı. Şu hazırladığın güzel yemeğin sebebi de buymuş demek… Ve kimin için olduğunu da öğrendik!

Şebnem, gözlerini kocasına kaldırmaya cesaret edemiyordu. Yüzüne baksa içindeki tüm cesaretin kaçacağını biliyordu.

Ya Melis? Kızımıza ne olacak? Biliyor mu?

Hayır, bilmiyor…

Şimdi nerede peki?

Komşuda, çizgi film izliyor.

Sık sık mı bırakıyorsun oraya?

Yaklaşık altı aydır…

Ogün’ün soruları bitmişti; duyguları da öyle. Uzun yolculuktan yorgun düşmüştü, kavga etmeye gerek görmüyordu. Zaten yaradılışı gereği insanlara uzun süre kin besleyemez, genelde sükûnetini korurdu.

Ama gerçekten sinirlenirse de önünde kimse duramazdı, derler ya hani. Ne var ki, bu daha çok istisna olurdu.

Ancak, canından çok sevdiği iki kişinin bu durumu Ogünü adeta donakalmıştı. Duygusunu bir an kaybetti, ama sadece bir anlığına.

On dakikan var, topla eşyalarını, burada istemiyorum seni. dedi Ogün, çayından bir yudum alarak. Kardeşine bakmadı bile.

Ne görmüş ki Şebnem bunda? Tip desen aynı, benle aynı doğum lekesi bile var… İş desen yok, akıl desen daha az… Hele beraber olunca kesin kaybeder. Ama kararı onun diye düşündü Ogün, çayını yudumlamayı sürdürerek.

Gitmiyorum, onayını almadan gitmem! Eren aniden bağırdı.

Benden neyin onayını istiyorsun peki?

Boşanma onayını Şebnemi bırak Ogün, seni artık sevmiyor!

Gözümle gördüm kimi sevdiğini Şebnemin… Boşanmak mı istiyorsunuz? Tamam, olur. Hem de mahkemelik olur! Bakalım avukata ne kadar para harcayacaksınız.

Ogündiye seslendi kadın kocasının bileğine dokunarak. Lütfen huzurlu ayrılalım. Sen iyi bir adamsın, ben seni bilirim…

Ogün başını salladı.

Tamam, olsun öyleyse. Ama artık kardeşim değilsin Eren!

Bir şey daha isteyecektik

Söyle bakalım, başka ne istiyorsunuz?

Evi bana bıraksana Ogün! Şebnem nazik bir tebessümle, kocasının bileğini okşamaya devam etti.

Melis bu mahallesini çok sevdi, okulunda arkadaşları var Evi bölersek, yeni bir ev alacak paramız yok, köye döneriz sonra…

Ogün, ellerini birleştirip çenesini dayadı. Şebnem, kocasının kararsızlığını fark edince daha da tatlı bir sesle konuştu:

Ogün, ne olur… Kızına bir iyilik yap, sen zaten çok kazanırsın, yine çalışırsın, daha çok para elde edersin. Ne olur, tek kızın var, onun için uğraşıyorum işte…

Sakin ol Şebnem, dedi Ogün. Daha iyi bir fikrim var.

Nedir?diye hemen sordu Şebnem. Araba da mı bizim olacak? Melis buna çok sevinirdi…

Melis benimle kalacak.

Ne?! Şebnem kulaklarına inanamadı. Akıl sağlığını mı kaybettin? Çocuk bakmayı bilmiyorsun ki! Sürekli seyahattesin, haftalarca, aylarca evde yoksun! Kızcağız adını bile unutmuştur…

Hemen öğreniriz, dedi Ogün, kapıya yönelerek.

Birkaç dakika sonra Ogün, elinden tuttuğu kızını getirdi. Melis, on yaşlarında, dördüncü sınıfa yeni geçmiş bir kızdı; babasının elini sıkıca tutmuş, yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

Neden getirdin kızımı? Onu da kavganıza alet mi edeceksin? sertçe sordu Şebnem.

Ama Ogün cevap vermedi, kucağına oturttu kızını ve konuşmaya başladı:

Melisciğim, hayatım, sana birkaç soru sormam gerekiyor, olur mu?

Tabi ki! dedi küçük kız, babasının ilgisine sevinerek.

Ama bana dürüst cevap vereceksin, tamam mı? Çünkü seninle yetişkin gibi konuşacağım.

Hani senin ofiste amcalarınla konuştuğun gibi mi?

Aynen öyle.

Melis başını salladı, heyecanla babasını dinliyordu.

Annen sana kötü davrandı mı? Son bir haftada seni dövdü mü?

Küçük kız başını öne eğdi, mahcup şekilde elbisesinin eteğini bükmeye başladı.

Ne saçmalıyorsun sen?! Şebnem bağırdı. Çocukla uğraşma!

Sus Şebnem. Ben kızımla konuşuyorum, dedi Ogün, kızının saçını okşayarak. Korkma, Melis. Hadi, dürüstçe anlat.

Kız gözleri dolarak başını salladı, babasına sarıldı ve sessizce mırıldandı:

Evet, üç kere vurdu. Birincisi kötü not aldım diye, sonra süt döktüm, bir de Eren amcaya bağırdım diye. O sen işteyken ona sarılıp öpüyordu.

Ağlama kızım, ağlama, dedi babası saçını severek. Yanındayım, kimse sana bir şey yapamaz artık.

Yalan söylüyor! karşılık verdi Şebnem. Hiç vurmadım ben ona!

Kızı için ev ve arabayı istiyorsun yani ha? dedi Ogün alaycı bir tebessümle. Melis, bir sorum daha var canım.

Tamam…

Eğer sana deselerdi anneyle mi, benimle mi yaşamak istersin? Kimi seçerdin?

Melis sustu. Gözlerini babasıyla annesi arasında gezdirdi. Şebnem ne yapıp edip kızını kendi tarafına çekmeye çalıştı, ellerini ona uzattı.

Peki, bana söz veriyor musun, uzun süre yine gitmeyeceksin?

Söz veriyorum! dedi Ogün, hiç düşünmeden.

O zaman seninle yaşamak istiyorum, baba.

Sen… diye bağırdı Şebnem, çocuğuna saldıracak gibi yaptı, fakat Ogün hemen kızına sarıldı, onu korudu. Eren ise arkada sessizce durdu, hiç karışmadı.

Bak işte, Şebnem, konuşmamızı bitirdik. Artık kızımı göremeyeceksin, dedi ve kızını alıp odasına gitti.

Birkaç dakika sonra Ogün kızının eşyalarını toplamasına yardım etti. İyi ki seyahatten döndüğü bavulu hazırdı. Kızını da yanına alarak, sık sık iş için kaldığı şehrin diğer ucundaki bir otele götürdü.

…Aylar sonra mahkemede, Şebnemin ve Erenin düzenli geliri, evi ve bakma imkânı olmadığı gerekçesiyle hâkim kızın babada kalmasını uygun buldu.

Zaten Melis de babasıyla kalmak istiyordu. Ogün evini ikiye böldü, kendi payını satıp kızıyla yeni bir eve geçti. Melisin annesini sadece hafta sonları görmesine izin verildi, fakat yaşam onunla oldu.

Ogün iş düzenini tamamen değiştirdi, kızına vakit ayırabilmek için artık uzun seyahatlere çıkmaz oldu. Melis ise, daha çok gülümsemeye başlamıştı; bu da tüm kazançlardan, işlerden çok daha değerliydi…

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda yazın, beğenip paylaşmayı unutmayın.

Rate article
Lifequest
– Nadya, ben geldim, evdeyim, karşıla beni! – Levent?! Sen bu kadar erken nasıl geldin? Dönüşüne da…