Küçük Kızın Kaybolan Umudu: Tamara, Yılbaşı Arifesinde Kızına ve Kedisine Tutunmaya Çalışırken, Sürp…

Düğme mi? Ben ona Çam dedim. Bugün sabahtan beri buralarda dolanıyordu. Belli ki kaybolmuştu. Sonra benim ayaklarımın dibine kıvrılıp yattı. Ben de hemen arabaya koydum onu, üşümesin zavallı, diyerek gülümsedi adam.

Suna, insanda bu kadar şanssızlık olur mu? Kaç kere söyledim, şu Metin sana uygun değil diye! diyerek azar çekti Sunaya annesi.

Suna başını eğmiş, öylece duruyordu. Daha otuz yedi yaşında olmasına rağmen, kendini sanki okula kötü bir notla dönmüş küçük bir kız gibi hissediyordu.

Ayrıca Sunanın içi acı ve hüsranla doluyduhem kendi yarım kalan hayatı için, hem de minik kızı için. Çünkü yılbaşı gelip çatmış, bir aile bütünlüğünden geriye sadece ikisi kalmıştı.

O akşam Metin hiçbir şey olmamış gibi: Ben gidiyorum buradan, dedi lakaytça. Suna anlamadı önce, neyi kastediyordu?

Nereye gidiyorsun ki? diye sordu refleksle, önüne sıcak mercimek çorbası koyarken.

Suna, sen inatla hayata başka bakıyorsun. Cidden Bunca yıl nasıl dayandım sana? diye gözlerini devirdi Metin.

Suna hiçbir şey soramadan adam anlatmaya devam etti:

Yapamıyorum artık! Üstelik şu boğazı patlatan köpeğin de cabası. Kızın sürekli hasta. Romantizm sıfır, Suna. Kendine bir bak, ne hale gelmişsin? diye öfkeyle patladı.

Suna korkulu gözlerle büfeden yansımasını görmeye çalıştı, fakat gözyaşları buna izin vermedi. Olduğu yerde kımıldamadan, mutfağın ortasında kaldı.

Metin ağlamaya dayanamazdı. Üzüntüyle çorbasına baktı, sandalyeden kalkıp eşyalarını toplamaya gitti…

Minik köpek Düğme, bir terslik olduğunu fark edince, Sunanın bacaklarına dolanıp ona teselli olmaya çalıştı.

Hiç değilse artık bu ulumayı duymayacağım, rahat ederim, dedi Metin, elinde çantasıyla kapıdan çıkarken.

Metin, ama Ekin ne olacak? dedi Suna kısık sesle. O sırada, uyuyan beş yaşındaki kızının duyduklarında yaşayacağı üzüntüyü düşündü.

Uydur bir şeyler, sonuçta annesi sensin, dedi adam, Düğmenin inlemeleri eşliğinde evi terk etti…

Suna o gece boyunca mutfakta oturup Düğmeyi kucağına aldı. Düğme, ılık diliyle Sunayı yanağından yalarak onu avutmaya çalışıyordu. Bir şeylerin çok kötü olduğunun farkındaydı.

Suna günlerce annesine bir şey diyemedi. Annesi sürekli arayıp nasılsınız diye soruyordu. Suna her seferinde aceleyle iyiyiz deyip telefonu kapatıyordu.

Bir gün annesi gelip de: İş bulabildin mi kızım, bak bu Metin seni bırakıp giderse aç kalırsınız, deyince, Suna artık tutamadı kendini ve ağlayarak her şeyi anlattı. Metinin günler önce gittiğini söyledi.

Yaşlı kadın şaşırdı, hiç beklemiyordu bunu.

Zaten niyeti baştan belliydi. Beş yıl oldu, çocuk doğdu, hâlâ nikâh yok! diye kızdı Sunanın annesi.

Yine de hem kızına hem torununa içi yanıyordu.

Eee şimdi ne yapacaksın? dedi.

Suna omuz silkti:

Bir şey bulurum. Ekinin anaokulunda yardımcı öğretmenlik yapacağım, dedi umutsuzca.

O maaşla üç gün anca geçinirsiniz, üstüne köpek masrafı. dedi annesi, zaten hayvanları hiç sevmeyen kadın. Hele Sunanın sokaktan aldığı Düğmeye hiç tahammül edemezdi.

Daha laf söyleyecek oldu ama Suna zor tuttu gözyaşlarını, susmak zorunda kaldı.

Tamam, ağlama artık. Yardım ederim ben. Ekinle ben de ilgilenirim gerekirse, diyerek Sunayı teskin etmeye çalıştı…

Bir hafta daha geçti.

Suna iş buldu, kızı Ekin ile beraber anaokuluna gidip gelmeye başladı. Ekin çok mutluydu.

Anneciğim, Düğmeyi de okula alsak ya, sana yardım eder, tabakları yıkar, uyku saati bizi korur! dedi gülerek Ekin.

Suna gülüp kızını öptü. Fakat hemen ardından, Ekinin yine tekrar eden sorusu içini burktu:

Anne, babam yakında döner mi sence? Yılbaşına yetişir mi?

Suna gerçeği söylemeye cesaret edemedi. Acele iş gezisine gitti diye bir masal uydurdu. Metini aradı, görüşmek istedi. Fakat, adam hep önemli işlerim var dedi:

Suna, bırak artık karışmayı. Kızıma de ki: babam bir süper ajanmış, çok gizli bir göreve gitmiş, uzun süre dönmeyecek. Öyle işte, dedi telefonda. Sohbetin sonunda yılbaşı için uygun bir kravat aradığını sordu.

Nereye kayboldu ki? Yılbaşında neyle giyineyim şimdi? deyip telefonu kapattı.

Suna öylece uzun süre oturdu. Bu yıl yılbaşını nasıl geçireceklerini, Ekine ne söyleyeceğini bilmiyordu.

Bir gün hiç beklemedikleri bir şey oldu. Anneanne, Ekini doktora götürmek için dışarı çıktı. Kız çabuk iyileşiyordu ki, köşe başından aniden Metin çıktı karşılarına.

Baba, babacığım! Döndün mü? diye boynuna atıldı Ekin. Metin irkildi. Sonra zoraki gülümsedi:

Böyle oldu artık annenle birlikte yaşamayacağız dedi kısık sesle. Hemen ardı sıra gitti, hiçbir açıklama yapmadan.

Belki yine gelirim, olur mu? dedi giderken.

Ekinin yüzü ifadesizleşti, fısıltıyla söyledi:

Hiç gelmesen de olur.

O akşam kızcağızın ateşi çıktı, iki gün sonra doktor çağırmak zorunda kaldılar.

Ekin kimseyle konuşmuyordu. İyileşmek de istemez gibiydi.

Stresten olmuştur, dedi doktor hikâyeyi duyunca.

Suna kendini suçladı:

Keşke en başta Ekine anlatsaydım her şeyi, akıllı kız, anlardı, dedi annesine. Kadıncağız susup başını salladı…

Ve iki gün sonra yeni bir felaket oldu. Anneanne, Düğmeyi dolaştırmak için aceleyle tasmasız dışarı çıkardı. O an Düğme birden inat etti.

Kadın azarlayınca, Düğme bir anda koşup gözden kayboldu.

Demek bana kafa tutuyorsun? Üşürsün, geri gelirsin nasıl olsa! deyip apartmana yürüdü anneanne.

Alelacele, Ekine ilacını vermeye gitti.

Fakat Ekin, Düğmenin kaybolduğunu duyunca yemeyi tamamen bıraktı. Suna ne söz verirse versin, Ancak Düğme bulunursa yerim, dedi Ekin, yüzünü duvara çevirdi.

Bu senin yüzünden Suna. Fazla yüz verdin, şımarttın. Kız iyice yoldan çıktı! diye homurdandı annesi.

Keşke laflarına değil de Düğmeye baksaydın anne, diye Suna hırsla karşılık verdi ilk defa.

Aaa! Ben sizin için uğraşıyorum, dedi annesi, bozulmuş bir şekilde evi terk etti…

Suna yine tek başına, saatlerce evin etrafında dolandı o akşam.

Ekinin ateşi hâlâ vardı, o yatağında uyurken, Suna umutla Düğmenin gelir mi diye bekledi. Umutsuzca eve döndü, yorgun ve uykusuz, gözleri dolu bir halde uyuyakaldı…

Sabah Ekin erkenden uyandı:

Anne, ne rüya gördüm! Bir çam ağacımız oldu, süsledik, sonra Düğmeyi bulduk! dedi heyecanla.

Suna buruk gülümsedi. Masada minik bir yapay çam duruyordu. Yılbaşı geliyordu, ellerinden geldiğince hazırlanmışlardı.

Fakat Ekin, illa ki büyük, canlı bir yılbaşı ağacı isterim diye ağladı.

Ancak o zaman Düğmeyi bulacağız. Rüyamda böyleydi, dedi.

Suna içini çekti. Canlı ağaç almak ne aklında vardı, ne de ona yetecek parası vardı. Annesini aradı ama kadın, Bir köpeği kendi annen kadar seviyorsun, düşün biraz! diye tersledi.

Suna, bu yılbaşı da annesinden ümit yoktu. Neyse ki önlerinde hafta sonu vardı.

Ekin hâlâ kötüydü, kalkmak istemiyordu. Akşam olunca her şeyi hazırladılar ama Ekin yine ağladı:

Çam ağacı yok, Düğme de dönmedi, tıpkı babam gibi…

Suna kızının başını okşayarak ağlamamaya çalıştı. Sonra alt komşuları Hanife Teyzeden rica edip Ekini ona emanet etti ve sokağa fırladı…

Soğuk hava yüzünü yakıyor, lapa lapa kar yağıyor, insanlar gülerek dolanıyordu. Ama Suna kimseyi fark etmiyor, çaresizce Düğmeyi arıyordu.

Nereye kaçtın minik dostum? diye fısıldadı, bildiği tüm köşeleri tekrar tekrar dolaşırken.

Birden, küçük bir çam ağacı tezgahına rastladı. Palto giymiş sert bakışlı bir adam, son ağaçların başında bekliyordu.

Çam ağacı ister misiniz? Son birkaç tane, bak, indirim de yaparım, diye hızlıca konuştu adam.

“Ailesi onu bekliyordur, eşi sofrayı hazırlamış, çocukları pencereden bakıyordur” geçti Sunanın aklından.

O sırada, genç, mutlu bir çift gelip bir ağaç aldı.

Ee, siz de almıyor musunuz? Bak, sonuncusu kaldı. Eve kadar ücretsiz taşıyabilirim, dedi adam.

Suna çaresizce gözlerine baktı. Yanında hiç para yoktu. Evde kalan da bu ağaca yetmezdi.

Yüzü kızardı. O sırada arabanın kasasında kırık çam dalları gördü.

Ya, acaba atacağınız bu dalları alabilir miyim? Belki işime yarar, dedi kısık sesle.

Adam acıyarak o kırık dallara baktı.

Tabii ki alabilirsin. Gel, yardım edeyim, dedi ve bir demet dal uzattı.

Suna teşekkür ederken, kendini tutamayıp anlatmaya başladı:

Kızım hasta yatıyor, çam ağacı istiyor, köpeğimiz de kayboldu her şey üst üste geldi, hiç yılbaşı gibi değil

Adam sustu, dikkatle dinledi. Çünkü onun da eşi az önce ayrılmıştı, ihaneti unutamıyordu. O da bu yılbaşı kimseyi bulamayacağını düşünüyordu.

Derken başka bir adam gelip:

Fiyat nedir şu ağacın? diye sordu.

Satıldı. Karşıdaki komşumda belki vardır, dedi tezgâhtar.

Suna şaşkınlıkla yüzüne baktı.

Gelin, sizi eve kadar bırakayım. Ağacı da taşırım, dedi adam gülerek.

Suna utandı:

Ama param yok, demiştim

Hatırlıyorum, dedi adam sakin.

Ve işte asıl tuhaf olan, hayatta belki sadece yılbaşı gecelerine özgü bir mucize oldu. Adam arabasının kapısını açtı ve Suna, ön koltukta uyuyan Düğmeyi gördü. Üzerine yün bir kazak serilmiş, uykudaydı.

Bu nasıl olur? Düğme sizde miymiş? dedi Suna, gözleri dolu dolu.

Düğme mi? Ben ona Çam dedim. Burada sabahtan beri dolanıyordu. Hemen anlaşılıyor, kaybolmuş Sonra gelip ayaklarımın dibine yattı. Ben de arabaya aldım, üşümesin, zavallı, diye gülümsedi adam.

Adı Yusuftu. Hayvanları severdi, çocuklarla çabuk anlaşırdı.

Kısa süre sonra, Sunanın evinde çok başka bir sıcaklık oluştu; umulmadık bir neşe ve huzur. Belki yılbaşı büyüsü, belki kaderin bir oyunu

Bunu kimse bilemez. Bilinen bir şey var: Şimdi orada yepyeni, umut dolu bir aile var. Arada Düğmeye Çam denilse de, artık onların masalında her şey sürreal, tuhaf ama huzurluyduO akşam, Suna ellerinde dallarla, yanında Yusuf ve Düğmeyle eve döndü. Ekinin yüzü, Düğmeyi görür görmez aydınlandı. Ne çam ağacı dert oldu artık, ne babanın boşluğu. Hep birlikte eski bir saksıya o kırık dalları yerleştirdiler; Ekin boncuklarını astı, Düğme de ucuna kırmızı bir kurdeleyle katkı sunduve ilk gülüşler yayıldı dört duvar arasında, karanlığı yaran.

Yılbaşı gecesi, üçü bir sofranın etrafında toplandı. Dışarıda kar fırtınası dinmiyor, ama içeride, sobanın cızırtısında yepyeni bir umut filizleniyordu. Suna, Ekinin saçlarını okşarken Yusuf gülümseyerek masaya minik bir kek koydu.

Dilek tutalım mı? dedi Yusuf.

Ekin gözlerini kapadı, sesli fısıldadı.

Hiç kimse bir daha kaybolmasın Hep birlikte olalım.

Düğme havlayınca hepsi güldü. O an, Suna ilk kez kalbinin eski ağırlıktan sıyrıldığını, yerini hafif bir sevinçle doldurduğunu hissetti. Geçmişin gölgesinden çıkarak, birlikte geleceğin ışığına bakabildikleri o eşsiz anı ömür boyu saklamak isteyecekti.

Ve yeni yıl sabahı, Ekin pencereden bakarak bağırdı:

Anne, bak! Bahçeye kuşlar gelmiş, dalda da kocaman bir karmakarışık çam var!

Suna pencereden karla kaplı kuru ağaca baktı, ardından kızına ve yanlarındaki yeni ailelerine… Artık biliyordu; kimi eksiklikler yaşadıkça, hayatın yeni dallar verdiğini, bazen en sağlam kökün beklenmedik bir yerde filizlendiğini.

O günden sonra o evden ne umut eksik oldu, ne gülümseme. Her yeni yıl, Suna ile Ekinin hikâyesi, hayata sımsıkı tutunanlar için anlatılan bir masal oldu; gerçek, sıradan, ama bir o kadar da parlak Ve o minik köpek, Düğme, her yılbaşı çamı altında mutlaka yerini aldı.

Rate article
Lifequest
Küçük Kızın Kaybolan Umudu: Tamara, Yılbaşı Arifesinde Kızına ve Kedisine Tutunmaya Çalışırken, Sürp…