KANATLAR YERİNE SIRTIMDA BUMERANG
Sizi dünyadan sildireceğim! Görürsünüz siz, göreceksiniz! diye bağırıyordu abimin eşi, Sinem, koridorda.
Neden, Sinem? Sana tüm parayı verdim, başka ne istiyorsun? annem şaşkın, Sinemin tehditlerine anlam veremiyor.
Nerede yazıyor ki para verdiniz? Şahit? İmzalı kağıt? Sen ve Yaşar bana ve abime, Volkana, evin yarısı kadar para borçlusunuz! Sinem, kapının önünde dikilmiş, gitmeye niyetli değil.
Hadi, Sinem, bu kadar yeter. Şahittim, para senin eline geçti. Bunu beğendin mi? Volkana da selam söyle; biraz dizginlesin seni. Bir daha kapımı çalma, deyip araya girdim. Annem savunmasızdı, bir şey yapmalıydım.
Pişman olacaksınız, iş işten geçince! Hoca bulurum, büyü yaptırırım size! diye bağırıp gitti Sinem.
Babamı kaybettikten sonra, annem köydeki evi satıp benim Üsküdardaki üç odalı daireme taşındı. Ben zaten dul kalmıştım, beş yaşındaki oğlum Emiri tek başıma büyütüyordum. Annemi seve seve yanıma aldım.
Yasemin, karşı çıkmazsan Volkana evin satışından gelen paranın yarısını vereyim. O da benim oğlum. Sinem sürekli dır dır ediyor, adam bir işe yaramıyor, eve katkı yok, annem gözlerime bakarak rica etti.
Aman, ne olacak, tabii ver! Adil olan bu, dedim içtenlikle.
Sinem ve Volkan’ı evime davet ettik, parayı elle teslim ettik. İki yıl sonra yine Sinem kapıda, tekrar tekrar para istiyor, tehditler savuruyor, lanetler okuyordu.
Onu kovdum, kapıyı kapattım, Sinem’i unutmaya çalıştım. Yıllarca ne abimle ne Sinemle görüşmedik. Aramıza adeta kara bir kedi girmişti. O günden sonra başımıza gelenler sel gibi oldu; sanki uğursuzluk her yanımızı sardı. Derler ya, Kederden kaçarsın, tam karşı kıyıda bekler seni.
Annem hastalandı, ben anlam veremediğim bir rahatsızlığa yakalandım, Emirin kolunda bacaklarında sulu egzama çıktı. Evde hep bir şeyler bozuluyor, düşüyor, kırılıyordu. Dairede sürekli ilaç kokusu hakim. Duvar saati geceleri durup duruyordu. Polis memuruyken, hizmet yılımla erken emekli olmak zorunda kaldım; çalışmak istiyordum ama şansıma izin verilmedi. Anneme bakmam, oğlumu iyileştirmek için çırpınmam gerekiyordu. Bir şekilde para elimize geldiği gibi uçup gidiyordu.
Hatırlıyorum; evi adeta menekşe cennetine çevirmiştim. Her yerde menekşe saksıları vardı. Yetiştiriyor, çoğaltıyor, pazarda satıyordum. Minik çiçekler bizi borçlardan kurtardı: menekşe talep görüyordu.
Aileden yılda bir akraba gelirdi. Bir hafta kalır, yanlarında eskimiş ama temiz kıyafetler, et, makarna, pirinç, un getirirlerdi Sevincimiz tarif edilemezdi. Onlar döner, hayatımız tekrar eski döngüsüne girerdi.
Parasızlık, hastalıklar, bitkinlik.
Umutsuzluğa kapılmamak için apartman önüne küçük bir çiçeklik yaptım. Baharda birkaç çiçek tohumu ektim: aslan ağzı, akşam sefası, kadife çiçeği hepsi çıktı. Onlar, bana içimdeki neşe oldu.
Bir gün, apartman sakini Hüseyin yanımdan geçti, çiçekliğime bakıp:
Kolay gelsin komşu! Size biraz para vereyim, daha çok çiçek dikin, herkes kıskansın, dedi.
Ben çekinerek omuz silktim. Hüseyin parayı sabahlığımın cebine koydu:
Hadi, güzel bahçıvanımız! Çekinmeden harcayın, siz güzellik yaratıyorsunuz.
Bu ilgiyle egzotik çiçekler, fidanlar aldım, çiçeklik göz kamaştırıyordu. Komşular hayran kaldı.
Hüseyin, her seferinde çiçekliğe uğrar, bakardı:
İyi insanların çiçekleri böyle coşar, derdi.
Hüseyin bana sık sık çikolata, şeker, dondurma getirirdi:
Yasemin Hanım, bu, emekleriniz için.
Bu ilgi hoşuma gidiyordu.
Yıllar geçti, evde işler yoluna girdi. Annem iyileşti, moral buldu. Emirin egzaması geçti. Kendimi dantelli beyaz elbiseli bir kadın gibi hissediyordum: Sevmek ve sevilmek istiyordum, yaşımı hiç umursamadan.
Emir, hasta babaannesiyle ilgilendikten sonra doktor olmaya karar verdi. Tıp fakültesini kazandı. Hastanede çalışmaya başladı, ameliyatta asistanlık yapmaya girişti. Zamanla komşular, teşhis koyması, iğne yapması için ona başvuruyordu.
Emir reanimasyon uzmanı oldu.
İkimiz birlikte evi yeniledik. Emir ikinci el bir araba aldı. Sevgilisi Nilüfere evlenme teklif etti, o da kalp doktoru. Mutlu, huzurlu bir aile olduk.
Geçen gün Sinem aradı, sesi yorgun:
Yasemin, beni ziyarete gelir misin? Hastanedeyim.
Verilen adrese gittim, serviste girip Sinemin yatağını buldum.
Nasılsın, Sinem? karşımda bitkin, gözleri boş bir kadından başka kimse yoktu.
Şöyle oldu, Yasemin Volkanla ormanda dolaşırken çimlerde bir insan kafatası bulduk. Eve getirdik, temizledik, cila yaptık, kül tablası olarak kullandık. Altı ay sonra abini trafik kazasında kaybettim. İki ay sonra oğlum garajda alkol alırken zehirlenip öldü. Ben de hastayım, zatürre oldum. O kafatası lanetlendi, felaket bizi sardı, Sinem hıçkırarak ağladı.
Hayır, Sinem, felaket büyücülere koştuğun gün başladı. Kafatası sadece bir sonuç, bunu Sineme söylemek zorundum. Çünkü aileme fazlasıyla zarar vermişti.
Haklısın, Yasemin. Pişmanım. Hem büyü yaptırdım, hem lanet okudum. Kinim içimde kara katran gibi büyüdü. Sonunda yalnız kaldım. Affet. Unutalım geçmişi. Gençken sırtımda kanatlar vardı, artık bir bumerang duruyor. Onun acısını hissediyorum, Sinem boynunu eğdi, sustu.
Bunları Emire aktardım. Emir duyarsız kalmadı:
Anne, Sinem teyzeyi benim hastaneye nakledelim. Orada daha iyi bakılır. Yabancı değil ki!
Tamam, oğlum, Sinem’i tamamen affettim. Bu kadar acıdan sonra ona ancak merhamet duyabilirdim. Hem evladı, hem eşini yitirmişti.
Hüseyin evlenme teklif etti, üst katta oturuyordu.
Yasemin Hanım, benimle yaşayın, günler daha neşeli geçer. Siz dul, ben dulum. Sohbetimiz bol olur. Ne dersiniz?
Tamam, Hüseyin, şaşkın bir mutluluk duygusu içindeydim. Bir anda hayatım ısındı, ışıkla doldu.
Annem sevincime ortak oldu:
Bak, Yasemin, kaderin hep yanındaydı. Senden hoşlandı, adım adım sana yaklaştı. Bu huzuru hak ettin.
Sinem hızla iyileşiyor, ziyaret etmek istiyor. Çağırmalı mıyım? Emir’e ve Hüseyin’e danışacağım
Bu yaşananlardan öğrenmem gereken şey, hayatın insanlara bumerang gibi geri döndüğüdür. Kötülük edersen, kötülük geri gelir; iyilik edersen, kader seni ödüllendirir. Her şeyin bir karşılığı varmış bunu ancak yaşayınca anlarsın.




