Ah, şu anneler… Evlenip çocukları üzmekle suçlana geliyorlar!
Hafta sonları, her zamanki gibi, Şebnem annesine giderdi. Annesi 78 yaşında, uzun zamandır yalnız yaşıyor. Şebnem iki gün boyunca evi temizler, çamaşırları yıkar. Makinesi yok, evde su da yok. Yazları bir de bahçeyle uğraşmak var.
– Keşke bana taşınsan, burada işler daha kolay olur, dinlenmeye fırsatın yok, – derdi annesi.
– Anne, işim var, kızım, torunlarım… – diye içini çekerek cevap verirdi Şebnem.
– Mahir geri döndü. Evin camlarındaki tahta kapakları söktü. Epeyce, beş yıl kadar, ev boştu Vasfiye öldükten sonra. Diyor ki, dünyayı dolaştım, artık burada yaşlanmak istiyorum. Senin hakkında sordu, gelir, görüşür herhalde, – dedi annesi bir gün.
Mahir, Mahiroğlu… Şebnemin lise aşkıydı. Şebnem onu seviyordu, ama Mahir ona hiç yüz vermemişti. Liseden mezun olacakları yıl Şebnem gözü karardı, kovada suyu kuyuda bıraktı ve Mahirden yardım istedi yoksa annesi fena kızacak.
Mahir eline bir çubuk alıp gitti. Yarım saat buzlu kuyuda uğraştı, ama kovayı çıkardı.
– İnancın tutar mı dersin? – diyerek gülüp veda etti.
Kova çıkarılan, kısmeti olur, derdi köydeki kızlar hep.
Mahir haklı çıktı. İnanç tutmadı.
Mahir şehirde üniversiteyi bitirdi, çok yer değiştirdi, Türkiyeyi ezberledi neredeyse. Evlenip boşandı… ve nihayet geri döndü.
Şebnem, liseden sonra şehirdeki ekonomiyi okudu, köyüne yakın. Hâlâ muhasebecilik yapıyor. Evlenmişti, bir tane kızı Asuman’ı oldu. Sekiz yıl önce Şebnem dul kaldı.
Mahir akşam geldi. Tabii ki değişmiş, yaşlanıp saçları iyice beyazlamıştı.
– Hâlâ güzelsin, – dedi ve Şebnemi kucakladı.
– Yalan söylemeyi de öğrenmişsin. Biz elliyi çoktan geçtik, ben de yaşlandım, – diye gülerek cevabını verdi Şebnem.
Sonra bahçede oturup ev yapımı alıç likörüyle karşılıklı içtiler ve dertleştiler.
Mahir, iki evlilik yaptığını, ikisiyle de kavgasız ayrıldığını anlattı. Her birine birer ev ve o zamana kadar alınan tüm eşyaları bırakmış.
İlk eşinden bir oğlu var, oğlu annesiyle Almanyaya yerleşmiş. Eşi, Anadoludaki Alman göçmenlerindendi. İkinci eşi genç biriyle aşk yaşadığı için boşanmak istemiş, Mahir de engel olmamış. O evlilikten çocuğu olmamış.
Mahir, Kuzeyde ve ağır işte çalıştığı için emekli. Şimdilerde köyden adamlarla ekip kurup ev, yazlık, bahçe ve tamir işleriyle ilgilenmek istiyor. Talep var, az bir sermayesi de mevcut.
– Hep kendimden bahsediyorum, sen nasılsın? Duydum ki yalnız kalmışsın, – dedi Mahir.
Ve Şebnem, beklemediği şekilde, her şeyi anlattı. Belki alıç likörü, belki de içtenlik gerekiyordu o gün.
– Yalnız değilim, Mahir. Büyük bir ailem var. Ben bu ailede sanki hizmetçi gibiyim, – diye başladı anlatmaya.
– Kızım okuldan sonra okumak istemedi, hemen evlenip damadı eve getirdi. Evimiz üç odalı, herkes sığıyor. Asuman torunumu doğurdu. Bir şekilde bütün ev işleri bana kaldı. Kızımın depresyonu, küçük çocuğu var.
Eşim (çok iyi biriydi) bana destek olurdu, hiç şikayet etmezdi; bir sabah uyanmadı, hayatımı alt üst etti! Yas tutmaya fırsatım bile olmadı.
Çalışıyor, tüm evi ve harcamaları üstleniyorum. Damadın kazancı az, maaşımı aileye veriyorum. Umuyordum ki ilk torunum büyüyünce, kızı anaokuluna bırakır çalışır, bana da kolay olur, ama… Torunum dört yaşında iken kızım ikinci torunu Nilgünü doğurdu.
Büyük kız okula gidiyor artık. Küçük beş yaşında. Kızım hâlâ evde. Ben sabah damadı ve çocukları doyurur, Asumanı okula hazırlarım. Nilgün annesiyle evde kalır. Ama… annesi öğlene kadar uyur. Nilgün sessiz, televizyon izler ya da kendi oynar. Dingin bir çocuk; annesi ise uyumakla meşgul.
Büyük torununu okula bırakır, işe giderim. Akşam yemek yaparım, çocuklarla ilgilenirim, çamaşır da bende.
Kızıma; “Ben yaşlandım, artık sen de birşeyler yapmalısın,” dedim ama fayda yok. O çocuklarla yoruluyor.
Damat için her şey yolunda. Kayınvalide çalışıyor, masraflar karşılanıyor, ona hiç yük yok. Üstüne bir de köyden sebze geliyor.
Damat bahçede yardımcı olurdu, ama arabası yok. Hep ima ediyor; “Araba almak için para verir misin?” Birikimim var ama çekiniyorum; her şeyi vermeye. Zaten arabaya yetmez.
Çok yoruldum. Biliyorum, kendim suçluyum. Tembel, vurdumduymaz bir kız yetiştirdim. Farkındayım ama bu döngüden nasıl çıkarım bilmiyorum, – dedi Şebnem.
– Göçmüş hikaye… üzülme, Şebnem. Bir çözüm buluruz. Hadi, güneş doğuyor, evlere döneriz, – diyerek Mahir vedalaştı.
Pazar akşamı Şebnem köyden şehirdeki eve geri dönerken Mahirin arabasında, Şebnem köyden bolca erzak götürdüğüne sevindi. Mahir bagajdaki çuvalları ve torbaları taşımasına yardım etti.
Mahir gidince, kızı meraklandı, – Bu adam kim, nereden buldun?
Şebnem eski sınıf arkadaşı olduğunu açıkladı ve sebzeleri yerleştirmeye koyuldu.
İki hafta sonra Mahir öğle vakti geldi, Şebnemin topladığı eşyaları taşımaya başladı. Damadı ve kızı uykulu uykulu odalarından çıktılar.
– Ne oluyor, ne bu işler? – dediler.
– Evden ayrılıyorum, Mahirle evleneceğim. Köyüme dönüp hayatımı onunla yaşayacağım, – dedi Şebnem.
– Yaşlılıkta kafayı mı yedin? Evlenecekmiş! Düğün yemeği var mı bari? Bu arada yemek yaptın mı sen? Az sonra çocuklar acıkacak, – diye kızgınlıkla bağırdı Asuman.
– Bundan sonra kendi kızlarını ve eşini sen doyuracaksın. On yıl sizin için yaşadım, şimdi kendime vakit ayıracağım. Güzel kızım, artık biraz da sen hareketleneceksin, – dedi Şebnem.
– İhanet ettin, torunlarınla görüşmeni yasaklıyorum, – diye bağırdı Asuman.
– Zaten şimdilik görüşmeyeceğim. Bir sürü işim olacak. Üstelik onları bu zamana kadar senden çok gördüm, – diyerek Şebnem evi terk etti.
Arabada gözleri doldu.
– Önceden ayrılacağımı söyleseydim daha iyi olurdu, – dedi Mahire.
– Aynı sözleri duyardın, hem de daha ayrıntılı. Sözünü esirgemeyeceklerdi. Bazen bir anda kopmak gerek. O kadar alışmışlar ki, farklı şekilde kurtulamazdın, – dedi Mahir.
Şebnem Mahirin evinde düzen kurdu. Mahir ona sıcak tuvalet yaptı, duş kabini yerleştirdi. Suyu damacanayla doldurup büyük bir depoya koyuyorlar, fosseptik de ayda iki kez boşaltılıyor ama bunlar küçük sorun.
Şebnem köydeki okulda ambarcı olarak işe başladı. Maaşı az fakat huzurlu. Mahir ekibiyle ev tadilatı, inşaat işlerine devam ediyor. Kışın bile sipariş var. Huzurlu ve uyumlu bir yaşamları var.
Bir ay sonra damadı, kızlarını hafta sonu köye getirdi. Asuman, babaanneye, Annemle babam sürekli kavga ediyor. Babam sadece çorba yapabiliyor, başka bir şey bilmiyor. Annem ise henüz nerede çalışacağına karar veremedi, dedi.
Pazar günü damat küçük torunu köyde bırakmak istedi ama Şebnem kabul etmedi, – Ben çalışıyorum, Mahir de. Çocuklar anne babalarıyla yaşamalı. Misafir olabilirler, ama sürekli olarak size aitler. Onları siz doğurdunuz, bana değil, – dedi.
Kızı ve damadı çok kırıldı, ama bir hafta sonra torunlar tekrar babaanneye geldiler.
– Sadece hafta sonu için, – dedi ve damat da özlediği yemekler için kayınvalidesinde kaldı.
İşte böyle bir hikaye…
Kimisi anneye acımasız der, kimisi “adaletli” diye düşünür.
Herkesin bakış açısı farklıdır.
Önemli olan, insanın kendi için de yaşamayı bilmesi, kendi değerini unutmaması ve bazen hayır diyerek gerçek huzura ulaşmasıdır.




