Teyze, bana darılmayın… Ama bu kadar köpeğe nasıl para buluyorsunuz? Zor olduğunu düşünüyorum… …

Teyzeciğim, bana darılmayın ama bu kediciklere, köpeklere nasıl para buluyorsunuz? Sanırım sizin için çok zor oluyordur

Kliniğin içi sıcaktı, beyaz florasan ışığın altında hafif bir antiseptik kokusu dolaşıyordu. Hep teşhisten önce insanı boğan o sessizlik hakimdi odaya. Ben, veteriner Selim, eldivenlerimi yavaşça çıkardım ve masadaki yavru köpeğe baktım. Titriyordu. Patisi kötüce, belli ki eldeki bir bez parçasıyla aceleyle sarılmıştı ve iri, ıslak gözlerinde dünyaya sanki ilk kez gerçek anlamda acıyla bakıyor gibiydi.

Masanın yanında ayakta duran o kadın işte Zeynep Hanım. Küçücük, minyon bir teyzeydi. Havalara rağmen kalın, eski bir kış montundan vazgeçmemiş. Başına köy kadınlarının usulca bağladığı gibi bir yazma takmıştı; elleri birbirine kenetlenip avuç içlerinde, neredeyse nefes aldığından özür diler gibi duruyordu.

Burası ona yabancı değildi. Son zamanlarda neredeyse her akşam uğrar olmuştu. Bazen arabadan yaralı sokak köpeğiyle Bazen uyuz olmuş kedicikle Bazen de eski bir yaranın kokusunu dışarı vuran bir başka canla. Kimisi açlıktan derisini kemirmiş olurdu.

Her seferinde şaşırırdım: Parasını öderdi. Ne böbürlenerek, ne büyük büyük hareketlerle Usulca, kenarı köşesi yıpranmış bir cüzdandan yavaşça çıkarırdı Türk Lirasını. Sanki rahatsız ediyormuş gibi başı önünde tutardı.

O akşam muayene bittikten sonra tutamadım kendimi. Derin bir nefes aldım, Teyzeciğim, alınmayın bana da Bu kadar köpeğe, kediye parayı nereden buluyorsunuz? Zor olmuyor mu sizin için? diye sordum.

Zeynep Hanımın gözleri sık sık kırptı. Başını eğdi, küçük bir yorgun tebessüm kondurdu yüzüne. Zor evladım ama onlarınki kadar zor değil, dedi sessizce.

Donup kaldım. Başındaki yazmayı hafifçe alnından çekti sanki söylediği şey bir anlık ateş gibi geliyor. Sonra yavaş, aralıklı bir sesle söze başladı. Her bir harfi içinden koparıp getiriyordu adeta.

Benim emekli maaşım az. Elektriğimi, ilacımı odunumu ancak ödüyorum. Ama, bak evladım, anlıyor musun?

Başımı salladım.

Akşam apartmandan çıkınca onları görüyorum. Sokakta. Bakıyorlar bana sanki son umutları benmişim gibi. İçim yanıyor. Sanki dilleri olsa da bana anlatacaklar.

Cevap veremedim, boğazım düğümlendi.

Peki, nasıl yetiyorsunuz? Sık sık geliyorsunuz Masrafları da az değil, diye mırıldandım.

Montunu sımsıkı çekti üstüne, sanki dünyadan korunmaya çalışır gibi.

Her zaman yetemiyorum Kendi ihtiyacımdan kısmaya alıştım. Parmağını kaldırıp saymaya başladı, o kadar doğal ki, insanın vicdan dersi gibi.

Et almıyorum. Patates, kuru fasulye ne varsa onu yerim. Giysi almam, bu mont kaç senelik ama hâlâ sıcak tutuyor. Bazen de ilacımı eksik alıyorum ama, aramızda kalsın evladım.

Birden göz göze geldik. Teyzeciğim, bu olmaz Yapmayın

Elini hafifçe kaldırdı, susturdu beni.

Biliyorum evladım. Ama inan, onlarınki daha kötü. Benim acım onlarınkiyle bir değil.

İlk defa gözlerinde başka bir şey gördüm o an. Sadece yorgunluk değil Eski bir üzüntü vardı o gözlerde. Yıllar yılı taşınmış, insanın hücrelerine işlemiş bir hüzün.

Benim de bir oğlum vardı, dedi kısık bir sesle. Yetiştirdim elimden geldiğince. Ama erkenden ayrıldı benden.

Tüylerim diken diken oldu. O zamandan beri ev bomboş. Çok sessiz. İlk bulduğum o ıslak, titreyen sokak köpeğini aldım kucağıma. Sanki ev biraz canlandı. Boşluğumu doldurmadı belki ama sabah uyanmak için bir sebep verdi bana.

Masadaki yavruya, sonra tekrar Zeynep Hanıma baktım. Anlamıştım. O buraya sadece hayvan getirmiyordu. Akşamdan akşama, bir parça ruhunu da getirip bırakıyordu. Kurtarabildiği her can, biraz da kendinin kaybolmamasının bahanesiydi.

Biliyor musunuz, ne korkutuyor beni en çok? dedi utana sıkıla. Yoksulluk değil İnsanların umursamazlığı. İkinci sınıf bir çöp gibi geçip gidiyorlar yanlarından. Ben de öyle geçersem ben de bir çöp olurum diye korkuyorum.

Durup ellerini sıktı biraz daha. O yüzden ben az yerim, ama iyi bir şey yaptığımı bileyim.

Ağır bir sessizlik oturdu kliniğe. Gözlerim yanmaya başladı, kolay ağlayan bir adam değildim ama o akşam içimde bir şey kırıldı sanki. Kayıt kağıdına bir şeyler yazdım, masanın öte yanından ona uzattım:

Teyzeciğim bundan sonra size gelen sokak köpekleri, kediler benden. Ücret yok.

Olduğu yerde takılıp kaldı. Olmaz evladım öyle şey

Olur, dedim kararlı bir sesle. Biliyor musunuz neden?

Gözleri doldu, yaşlar süzüldü yanaklarına.

Çünkü bana neden başladığımı hatırlattınız. Neden veteriner olduğumu.

Elini ağzına götürdü, titriyordu.

Ben bir şey yapmıyorum ki evladım

Dedim ki, Yapıyorsunuz. Herkesin başka tarafa baktığı bir dünyada siz durup bakıyorsunuz. Masada yatan köpeği usulca sevdim, İyi olacaksın, minik, dedim usulca.

Sonra döndüm ona: Teyzeciğim, ilacınızı bırakmayın ne olur. Birlikte çözüm buluruz.

Başını eğdi, usulca ağladı. O gece, köpeği kucağında yavaş yavaş koridorda uzaklaştı. Ardında izlediğim kadın; küçücük, yıpranmış ama öyle büyük bir yüreği vardı ki, tarif edilecek gibi değildi.

Yaşadıklarım bana şunu öğretti: İyilik sadece parayla olmaz, asıl mesele insanın içinde saklı olan merhametteymiş Paranın değil, gönlün bolluğu önemli.

Rate article
Lifequest
Teyze, bana darılmayın… Ama bu kadar köpeğe nasıl para buluyorsunuz? Zor olduğunu düşünüyorum… …