Oya, hayattayken bile annesiz-babasız büyüdü. Annesini sadece fotoğraflardan ve görüntülü aramalardan tanıyabildi, babası ise komşu evde yaşasa da, Oyanın hayatına dair hiçbir sorumluluk almadı.
Oya, babasının kendisine bakmaya dahi çekindiğini, yoksa ondan bir şey istemesinden korktuğunu düşünüyordu.
Başlarda annesine kızardı; annesi, kendi mutluluğunun peşine düşüp kızını unutmuştu. Fakat artık annesini daha iyi anlamaya başlamıştı.
Kim bilir, on altı yaşında bir kız çocuğuyla baş başa kalmak ne kadar zordur, hele ki bebeğin babası hem sınıf arkadaşı hem de komşuysa
Yine de annesi cesaret edip doğurmuştu, bırakabilirdi de. Oyayı dedesiyle babaannesine emanet ettiyse de Oya ona minnettardı, çünkü belki de annesinin yanında büyüseydi, bambaşka bir hayatı olurdu. Hem annesinde gerçek bir anne sevgisi yoktu sanki.
Ama Oya’nın çocukluğu çok güzeldi, sevgi ve ilgiyle büyüdü.
Dedesiyle babaannesi Oyayı çok sever, üstüne titrerdi. Annesi ise şehirden zaman zaman şık elbiseler ve oyuncaklar yollar, onu hep hediyelere boğardı.
Bir süre sonra annesi Yasemin, bir yabancıyla evlendi; yurtdışından gönderdiği eşyalar ve para miktarı daha da arttı.
Oya bazen annesinin, hep bu kadar bonkör ve cömert davranarak kendisine olan suçluluğunu hafifletmeye çalıştığını düşünürdü.
18 yaşına bastığında, Yasemin şehirde Oyanın adına bir daire alması için dedesine yüklü miktar para da yollamıştı.
Artık kız büyümüş, üniversiteye gidecekti; yurtta kalmak yerine kendi evinin olması çok daha iyi olurdu, bunu da annesi düşünmüştü.
Yasemin, mesafeli ve belli etmeden, bütün yaptıklarını Oyanın iyiliği için yaptığını göstermek isterdi.
Dedesiyle babaannesi hayret ederdi ki, Oya annesine hiçbir şekilde kin tutmuyordu. Fakat aralarında çok sıcak bir bağ da yoktu hâlâ.
Yaseminin nadiren eve geldiği zamanlarda, mahalledekiler Oyayla onu abla-kardeş sanar, çünkü hem çok benzerdiler, hem de Yasemin öyle iyi bakardı ki kendine, otuz dört yaşında kimse ona yirmi beşten fazla vermezdi.
Oya, hâlâ benimle gelmeyi düşünmüyor musun?
Hayır anne, daha üniversiteye devam etmem lazım.
Peki peki, oku da oku Bu da yeni numaram, ne lazım olursa, ister para, ister başka bir şey, gece gündüz fark etmez, ara beni.
Teşekkür ederim anne. Zaten öyle çok şey aldın ki, para da bıraktın, uzun süre idare ederim.
Oya, annesinin anne lafından irkildiğini fark etmedi bile.
Yasemin hâlâ anne olmaya hazır değildi ve hatta yurtdışındaki eşine de gerçekleri hiç anlatmamıştı. Ona sadece annesi ve küçük bir kız kardeşiyle ilgilendiğini söylemiş, Oyadan hiç bahsetmemişti.
Belki seviyordu Oyayı, ama bambaşka bir sevgiyle; anne sevgisi değildi bu, daha çok uzaktaki akraba gibiydi hissi.
Ama gün geldi, Yaseminin eşi başka bir kadına gönlünü kaptırıp onu terk etti. Yasemin ise doğruca Oyanın yanına döndü.
Oya, ben seninle yaşayabilir miyim, sakıncası yok değil mi?
Tabii ki yok, zaten ben de yakında evleniyorum, düğünden sonra zaten Aliyle yaşayacağız.
Evleniyor musun? Daha yeni yirmi yaşına girdin, çok erken değil mi sence?
Erken mi?..
Nihayetinde, sen beni on altı yaşında doğurmuştun demek üzereydi, ama sustu. Anneme tekrar hatırlatmak istemedi belki de, ya da kaba olmak istemedi. Zaten Oya artık büyümüştü, ne zaman ve kiminle evleneceğine kendisi karar verebilirdi.
Oya bazen nişanlısı Alinin ailesiyle kendi ailesini kıyaslardı. Alinin annesiyle babası onu hemen bağırlarına basmıştı; annesi ise, Oyanın kiminle evleneceğiyle hiç ilgilenmiyordu.
Düğününe gelirim, şimdi biraz kafamı dinlemem lazım, dinlenip güç toplayacağım. Ben bir süreliğine Yunanistana gidiyorum.
Hmm Yunanistan Ne kadar güzeldir kim bilir Ali de işi gereği bazen oraya gidiyor, zaten dün toplantıya gitti
Düğüne birkaç gün kalmıştı. Oya, hayatının en özel gününe hazırlanırken oldukça yorulmuştu.
Ali’nin işleri çıkınca gecikmişti, annesi de Yunanistana gidip bir daha aramamıştı. Oya ne düşüneceğini bilemiyordu.
Biz bir tek şunu net biliyordu: Ali, baba olacağını öğrendiğinde çok mutlu olacaktı!
Aslında Oya, çocuğu evlilikten sonra düşünüyordu ama nasıl olsa düğün kapıdaydı, kimse evlilikten önce hamile kaldığını anlamazdı.
Nihayet geldin! Senin Yunanlı birine âşık olup beni bırakacağından korktum.
Saçmalama hayatım. Ne Yunanlısı? Sen biliyorsun ben böyle şeylere hiç tenezzül etmem.
Gerçi, Ali burada bir parça yalan söyledi Aslında Yunanistanda kısa bir kaçamak yaşamıştı
Bu yaşananı bana gizlemişti. Renkli, karmaşık bir gün gibiydi, günlerdir benden neler sakladı acaba, diye içim içimi yiyordu!
Oya ne olduğunu çözemeden karşısında başka bir kadın belirdi:
Burada ne sır var ki? Ben Aliden hamileyim, ona da daha önce söyledim, sana da söylemesi gerekiyordu
Ne dedin? Aliden hamile misin? Bu bir şaka mı?!
Şakacı tipim var mı? Yunanistanda tanıştık, birkaç ateşli gece geçirdik, sonra da düğününüz yaklaşırken Ali, lütfen anlat, nasıl güzel zaman geçirdik beraber!
Çıkın! İkinizi de görmek istemiyorum!
Oya, affet, bu bir hataydı!
Asıl benim hatam, böyle bir adamla evlenmekmiş!
Oya boşanma davası açtı. Aliyi hiç affetmedi, annesiyle de bir daha konuşmadı.
Oya köyüne, dedesinin ve babaannesinin yanına döndü. Orada oğlunu dünyaya sağ salim getirdi.
Ne annesinden, ne de eski kocasından bir daha haber almak istemedi, zaten almadı da.
Ama oğlu doğduktan bir ay sonra şehir hastanesinden aradılar:
Siz, Yasemin Ertemin kızı mısınız?
Evet, bir şey mi oldu?
Anneniz doğum sırasında hayatını kaybetti, başınız sağ olsun. Bir kız bebek doğdu, belki sahiplenmek istersiniz dedik. Genç hanım, neden sessizsiniz? Bebeği çocuk yuvasına mı teslim edelim, yoksa gelip alacak mısınız?
Ben Ben geliyorum!
Oya bebeği aldı. Başka ne yapabilirdi ki?
Ali zaten o çocuğu asla sahiplenmezdi, hâlâ bütün suçu Yaseminde arıyordu.
Oya ise her ikisinin de hatalı olduğunu düşünüyordu; hem zaten çocuklar hiçbir zaman ebeveynlerinin günahlarının hesabını ödememeli.
Çocuklar mutluluktur, benim mutluluğum oldular; mutluluk, insanın ne kadar çok olsa az gelirOya, minik kucağında bir avuç hayatla eve dönerken yolda dedesinin ona anlattığı eski bir masalı hatırladı: Bazen sevdiklerimiz bize gökyüzünden bir yıldız bırakır, o yıldız yalnızlığımızı aydınlatır. Şimdi oğluna ve kız kardeşine bakarken, onları anneleri gibi eksik, yarım bırakmamaya dair güçlü bir söz verdi kendine.
Geceleri iki küçük nefesin arasında uykuya dalmak, sabahları minicik ellerin ellerine sarılması, ona dünyanın en büyük ödülüydü. Yaralar, eski kırgınlıklar, kayıplar, bir an olsun hepsi geride kaldı; Oya en büyük mucizeyi, kendi elleriyle ördüğü yeni bir ailede buldu.
Köyün çiçeklerinden saçına taç yaparken kız kardeşi sapsarı saçlarıyla yanına koşuyor, oğlu bahçede minik adımlarla top peşinden gidiyordu. Oya, biraz yorgun ama büsbütün umutla dolu, onları izledi. Gözleri nemlendi, ama artık bu gözyaşları kederden değil, sevinçten damlıyordu.
Kendine sessizce söz verdi: Benden sonra onların anlatacak güzel hikâyeleri olacak. Kırık dökük hayatların arasında köprü olmuştu Oya. Artık yalnız değildi; çünkü bir çocuğun gülüşünde, başka bir kardeşin sıcacık gözlerinde, eksik kalan sevgiyi çoğaltmayı öğrenmişti.
Bazen kaderin bıraktığı en ağır yük, insanı en güçlü, en ışıklı yere taşır. Oya, artık geçmişinin gölgesinde değil; kendi sevgiyle kurduğu yuvada, güneşli bir sabaha uyanıyordu. Ve o sabahilk kez tam anlamıyla, kendini evinde hissetti.




