Kim Bilebilir, Kader Nehrinin Hangi Yöne Akacağını

Kim bilir, kaderin nehri nereye akar

Son bir aydır Mehmetin üzerinde bir durgunluk vardı. Karısı Nazlı ile konuşurken kısa ve düşünceli olurdu. Nazlı ise içinden geçirirdi:

Kesin hasta oldu, başka türlüsü olamaz. Yahu adam kırk beşine girecek yakında, kutlamasını bir kafede yapacağız diye plan yapıyorum. Elimden tutup hastaneye götürmeliyim, bizim tanıdık doktor var, bir güzel tahlillerini yaptırmalı

Nazlı bu dertlerini yakın arkadaşı Sevimle paylaşınca, Sevim birden şunu söyledi:

Benim Fikret de böyle olmuştu bir ara, başka bir kadına gönlünü kaptırdı, hastaymış gibi gider gelirdi.

Yahu Sevim, ne diyorsun sen, Fikretinle benim Mehmetimi ne diye bir tutuyorsun? dedi Nazlı elini sallayarak.

Ee senin Mehmet de öyle çok üstün biri değil ki benim Fikretten?

Onun da farkındayım. Senin Fikretin yakışıklı, kadınlara düşkün, şen şakrak biri. Benim Mehmet iki lafı bir araya getiremez, zamanında evlenme teklifini bile ben ettim; hatta ben taşınmasaydım yanına, hâlâ bekar gezerdi kesin.

Geçen sene Sevim, eşi Fikreti başka bir kadınla yakalamıştı. Nazlı o zamanlar arkadaşını şöyle avutmuştu:

Boş ver Sevim, kendinle ilgilen, bu adamı da kapının önüne koy, ağlayıp sızlamayı bırak.

Sevim bir süre dağıttı kendini. Fikreti evden gönderdi. Kafelerde, barlarda takılmaya başladı, erkeklerle flört etti, saçını iyice kısa kestirdi, herkese imaj değiştirdim deyip durdu. Nazlı ise uzaktan baktıkça şaşkına döndü. Onun kendinle ilgilen derken kastı bu değildi. Kurslara git, dans öğren, kendini geliştir demişti. Hatta spor yap, güzel şeylerle uğraş demekti niyeti.

Sevim aradan zaman geçince Fikreti affetti. Ama Nazlı bunu bir türlü anlayamamıştı.

Kendi Mehmetim yapsa asla affetmezdim! diye düşünürdü hep.

Nazlı ile Mehmetin evliliği epey eskiye dayanır; yirmi altı yıl olmuş meğer. Birbirlerini iyi bilirler, her şeyi beraber yaşamışlar. İki oğulları var; artık neredeyse yaşlanmaya hazırlanıyorlar, ama daha genç sayılırlar. Mehmetin doğum günü için kutlama hazırlıkları yapmalıydı, aileyle bile istişare etmiş, ama kocasına henüz haber vermemişti.

Mehmetle üniversiteden hemen önce evlenmişlerdi. Tanışmaları ise bir trekking gezisinde olmuştu. Farklı fakültelerde okurken, aynı şehirde yaşadıklarını öğrendiler. Dördüncü sınıfta fakülteler ortak kamp yapınca ateş başında Nazlı, çekingen Mehmeti ilk o fark etti. Sonra araları ısınmaya başladı. Hatta onun gömleğini bile diken o oldu, Mehmet dala takılmıştı bir keresinde.

Mehmet de Nazlının çantasını sırtlanırdı. Bu şekilde yakınlaşıp, sonrasında sevgili oldular. Gidişatını Nazlı belirlemişti. İlk âşık olduğunu o söylemişti:

Mehmet, galiba sana âşık oldum, dedi.

Bir süre sonra Mehmet, mahcup bir şekilde:

Nazlı, galiba ben de sana âşık oldum, demişti.

O zaman beraber yaşamalıyız. Eşyalarımı alıp yanına taşınacağım, nikah için de başvuruyu yaparız, dedi. Mehmet de karşı çıkmadı.

Nazlı eşyalarını toplayıp, Mehmetin annesiyle yaşadığı eve gitti. En çok da Mehmetin babası sevindi. Mehmetin annesi, yıllardır kayınvalidesiyle iyi geçinememişti, bu yüzden onun bakımını üstlenmek Mehmete kalmıştı. Şimdi ise Nazlı bakıyordu.

Mehmetim, çok seviyorum bu Nazlıyı, ne kadar hamarat, girişken, her iş elinden geliyor, tam sana göre bir eş. Nikahı kıyar kıymaz bu evi size bırakacağım, ona iyi bak, dedi babaannesi.

Bir süre sonra evlendiler. Babaanneleri birkaç sene sonra vefat etti. Oğulları arka arkaya doğdu. Şimdi büyük oğulları yirmi üç, küçük ise yirmi bir yaşında. Hayat sakin ve düzenli geçti; tatillere gittiler, çocuklar hep yanlarındaydı. Fakat son zamanlarda Mehmet bambaşka bir adam olmuştu. Geçen gün de şöyle söylendi:

Nazlı, bakıyorum da koca bir ömür geçti, ama biz seninle hiçbir güzellik göremedik bu hayatta.

Nazlı hemen karşı çıktı:

Ne diyorsun sen, Mehmet? Evde tatil yapmadık, Egeye, Akdenize, Kaşa gittik, Kapadokya, Karadeniz, hatta birkaç defa yurtdışına, Kıbrısa, Balkanlara uçtuk. Çocuklarımızı büyüttük, yakında torun gelir bile.

Mehmet konuya girmek istemedi, sustu gitti. Onun başka bir derdi vardı.

Mehmet, sence doğum günü için Melihle Gülizi de çağıralım mı? Sonuçta eski dostlarımız, başka şehirde yaşıyorlar ama

Hangi doğum günü? dedi adam şaşkın.

E kırk beş olacaksın ya, kutlama yapıyoruz dedim ya.

Sen karar vermişsin demek, ben ise haberim yok, diye yine tuhaf baktı.

Nazlı akşamları tek başına, saatlerce koltukta oturup yere bakarken, göz yaşları bile dökmezdi. Düşünürdü:

Hiç aklıma gelmezdi başıma böyle işler gelecek diye

O akşam Mehmet erkenden eve geldi. Oysa son bir buçuk yıldır gece geç vakte kadar işte kalırdı. Nazlı alışmıştı böyle olmasına.

Hoş geldin, dedi kocası; mutfağa geçip montunu çıkarmadan oturdu.

Hoş geldin, Mehmet montunu çıkar, elini yüzünü yıka, sofrayı kurayım, dedi Nazlı alışılmış ses tonuyla.

Mehmet ise durgun oturdu. Sonra bir anda başını kaldırıp şöyle dedi:

Nazlı, ben senden ayrılıyorum. Hakkını helal et.

Nereye gidiyorsun, Mehmet? Dur montunu çıkar önce, hasta mı oldun yine? Zaten şüpheleniyordum, seni doktora götüreceğim demiştim

Mehmet gözlerinin içine baktı:

Ben gayet sağlıklıyım, doktorluk bir şeyim yok. Anlatmam lazım. Ben Birine âşık oldum. Neredeyse iki yıldır iş yerinden bir kadınla görüşüyorum, dedi.

Aha! Buldun bir genç kız tabii! dedi Nazlı öfkeli bir şekilde.

Yok, genç değil, fakat başka biri. Öyle çok güzel de değil, sıradan bir kadın Gerçek bir kadın, dedi.

Ben neyim, Mehmet? dedi Nazlı şaşkınca.

Sen? dedi Mehmet, başını hafif salladı sanki bir şeyi atar gibi Sen Sen benim yöneticimsin, ben de senin kuklan gibiyim. Adım atacak halim yok sensiz. Hep sen karar verirsin, bana sormadan her şeyi halledersin. Ben sadece sürükleniyorum. Sen benim ne giyeceğime, nereye tatile gideceğimize, ne yiyeceğimize, nasıl kutlama yapacağımıza kadar her şeyi sen belirlersin. Futbola bile gitmeme izin vermezsin, orada ne işin var dersin ama ben futbolu seviyorum.

Mehmet, ben senin iyiliğin için uğraşıyorum, bunu unutma! dedi Nazlı. Ama Mehmet sözü kesti.

Kazandığım bütün parayı sana veriyorum. Her kuruşunu elinde tutarsın. Sigara ve kahve paramı da verirsin. Hiç düşündün mü acaba, bir erkeğin cebinde hiç para olmadan yaşamasının ne kadar küçük düşürücü olduğunu? İş çıkışı arkadaşlarla bir kafeye gidip bira içemem, çünkü cebimde hiç param yok. dedi, her zamanki sakin ses tonuyla.

Nazlı diz çöküp Mehmetin gözlerinin içine baktı.

Mehmet, yıllardır böyleydi, şimdi birden niye karşı geliyorsun? Tamam, istiyorsan bundan sonra sana da harçlık ayırırım, haftada bir kafeye de gidersin, senle birlikte futbol maçına da gideriz. Alışverişe de beraber çıkarız, kendi giyeceklerini kendin seçersin, hem de hiç sorun etmem.

Mehmet yine tuhaf tuhaf baktı.

Nazlı, yine anlamadın, dedi bu kez sesi yükselerek. Ben kendi hayatımı yaşamak, rahatça nefes almak istiyorum. Kendi istediğimi yemek, giyinmek, karar vermek istiyorum. Tek başıma vakit geçirecek bir alanım yok. Hep senin düşüncelerini ve kararlarını takip ediyorum. Ama artık bitti. Bir insanın sorumluluğunu almak başka, ona vesayet etmek başka. Sen benim her şeyimi planlıyorsun.

Allahım, Mehmet, öteki kadın böyle mi? dedi Nazlı, gözlerinde yaş.

Değil, dedi Mehmet. Gerçek bir kadın o Bak, gözleri parladı ondan bahsederken Ona ilgi gösterebiliyorum, kendimi erkek hissedebiliyorum yanında, anlıyor musun?

Nazlı hayatında bir kere bile böyle görmemişti kocasını. Gözlerinde gençliğinin parıltısı. Anladı ki Mehmet gerçekten âşık olmuş. İlk gençliğindeki gibi

Olmaz böyle şey, diye düşündü içinden. Bizim yaşımızda ayıp, ne yapıyor bu adam? Allahım Sonra yüksek sesle:

Mehmet, bir anlık heves uğruna bu aileyi dağıtıyorsun. Herkes ne der, hiç mi düşünmüyorsun? Herkes bizim örnek aile olduğumuzu sanıyor.

Kim o herkes Nazlı? Neyin örneği, neyin ailesi?

Nazlı o an fark etti: Mehmet isyan ediyordu. Ve yapabileceği hiçbir şey yoktu. Ağlamaya başladı, kendine şaşırdı.

Nazlı, neden ağlıyorsun? dedi Mehmet.

Nazlı ona sarıldı. Ama Mehmet kibarıyla kollarını açıp Nazlının ellerini üzerinden aldı. Odasına girdi, bir bavula eşyalarını attı ve çıktı. Nazlı evde, sessizliğin içinde yapayalnız kalıverdi.

Kim derdi ki, diye düşündü, mutlu, evli bir kadından yalnız kalmış birine döneceğim, ömrümün sonunda. Yalnızlığa alışmak zorunda kalacağım

Hemen Sevimi aradı; Sevim bir koşu geldi, ona moral verdi.

Dertlenme Nazlı, bak yıllarımız daha genç sayılır, silkelen. Hatırla, bana da kurslar, etkinlikler öneriyordun. Benimkiler işime yaramadı; Fikret ağladı, sızladı affettim, zaten beni seviyormuş. Senin Mehmetin de döner belki, dedi. Ama içi buna inanmıyor, çünkü Mehmet, Fikrete benzemiyordu; daha ciddi, başka biri.

Hayır Sevim, benim Mehmet bir daha dönmez Söyledikleri aklıma kazındı. Onu tanıyan bilir.

Sevim gittikten sonra Nazlı saatlerce öylece kaldı, bir amaçsızlık, neyle uğraşacağını bilemedi. Şimdi kime bakacak, kime söz geçirecek, kime yol gösterecek? Yalnızlığa alışması gerekecek. Belki hayatta yeni bir kapı açılır ona. Kim bilir, kaderin nehri hangi kıyıya savuracak

İşte ben de kendi kendime, insanın yıllarca kurduğu düzende bazı şeyleri ihmal edebileceğini, bazen karşımızdakinin gerçekten ne istediğini göremeyebileceğimizi anladım bugün. Belki de hayatta en önemlisi, hem kendimize hem de sevdiklerimize nefes alacak alan bırakmakmış.

Rate article
Lifequest
Kim Bilebilir, Kader Nehrinin Hangi Yöne Akacağını