Üniversite yıllarımda Azra ile çok yakın arkadaştık. Fakat hayat yollarımızı ayırdı; ben eşimle birlikte başka bir şehre taşındım, Azra ise eskisi gibi benim dünyamdan uzaklaştı. Neyse ki internetin hayatımıza girmesiyle onunla yeniden bağlantı kurabildim ve tekrar haberleşmeye başladık. Sohbetlerimizde, Azra bana damadının öyküsünü anlattı.
Azranın Elif adında bir kızı vardı. Kocası, Elif doğar doğmaz onları terk etmiş. Azra, kızını tek başına büyütmüş; ona güzel bir hayat sunabilmek için elinden geleni yapmış. Elif, üniversiteden mezun olup bir hastanede çalışmaya başladığında Emrah adında bir gençle tanışmış. Emrahın üniversite eğitimi olmaması, Azrada ilk anda olumlu bir izlenim bırakmamış. Basit, samimi ve dürüst bir çocukmuş ama Azra, kızı gibi akıllı ve kültürlü birine layık olmadığını düşünmüş.
Azra, Elifin sonunda kendisi gerçeği göreceğini ve Emrahtan vazgeçeceğini umut etmiş. Fakat bir ay sonra gençler sade bir nikahla evlenmeye karar verince Azra adeta sinirden deliye dönmüş. Hâlâ Elifin çabucak rutinlerden sıkılıp Emrahı bırakacağına inanıyormuş. Bu yüzden nikaha katılmamış ve hasta olduğunu söyleyerek gerekçe üretmiş, damadı ve ailesiyle pek ilgilenmemiş.
Zamanla Elif ve Emrah sık sık Azrayı ziyarete gelmişler. Arkadaşım onlara basit yemekler hazırlıyormuş; Elif neredeyse hiç yemezken Emrah iştahla yiyormuş. Azra da onlara genellikle artan yemeklerden, fazla haşlanmış köftelerden, bayat ekmekten veya göze hoş görünmeyen yemeklerden çıkarıyormuş. Fakat Emrah, her seferinde minnetle tabağındakileri silip süpürmüş ve teşekkür etmeyi ihmal etmemiş. Emrahın bu haline Azra duygulansa da, ona dair içinde hâlâ bir önyargı varmış.
Bir akşam, Elif salonda televizyon izlerken Emrah mutfakta yemeğini yerken, misafirliğe gelmiş olan Emrah, Azranın hazırladığı tenceredeki yemeğe övgüler yağdırmış. Azra, şakayla karışık bu yemeğin aslında çocuk yuvalarında sık yapılan sıradan bir yemek olduğunu söylemiş. Emrah ise, onun yuvasında bırak yemek seçmeyi, yenilebilir doğru düzgün bir sofra bile görmediğini anlatmış. Bu sözleriyle Azrayı o kadar çok etkilemiş ki, gözünden yaş gelmiş.
O andan itibaren Azranın Emraha olan tutumu değişmiş. Artık ona en güzel yemekleri hazırlamak için özel olarak uğraşmaya başlamış, onun kalbindeki iyiliği görmüş. O tek cümle, Azranın damadına duyduğu tüm soğukluğu kırmaya yetmiş, arada sağlam bir bağ kurmuşlar. Şunu idrak ettim ki; insanlara önyargıyla yaklaşmamak, içlerindeki iyiliği görebilmek için fırsat tanımak gerek. Hayat, insana hiç ummadığı kişiden büyük dersler verebiliyor.




