İnanmayacaksın ama sana az önce yaşadığım olayı anlatmam lazım, hâlâ etkisindeyim Tam bir Türk dizisi gibi! Dinle bak:
Melike Yılmaz, biliyorsun, ülkenin en büyük inşaat şirketinin sahibi, daha kırk yaşına gelmeden milyarlık servetiyle herkesin dilinde. Yaşamı tıpkı saray gibi, her şey cam, çelik ve mermerle süslenmiş. Ofisinin manzarası İstanbul Boğazına bakıyor, lüks penthouseu ise mimarlık dergilerinden hiç eksik olmuyor. Onun dünyasında herkes hızlı hareket eder, sorgusuz sualsiz emirlerini yerine getirir, kimsenin duygularına yer yoktur.
Ama işte o sabah bir olay Melikeyi fena halde sinirlendirdi.
Üç yıldır ofisini temizleyen İsmail Demir o gün de işe gelmemişti. Üstelik bu ay üçüncü kez. Ve hep aynı bahaneyle gelmiyor: Acil ailevi işler, hanımefendi.
Melike aynanın karşısında pahalı ceketini düzelterek burnunun ucundan konuştu:
Çocuklar mıymış? Üç yılda tek kelime etmedi çocuk moyak hakkında
Asistanı Nur, onu sakinleştirmeye çalıştı. Dedi ki; Vallahi İsmail Beye laf yok, dakik, sessiz, işini layıkıyla yapar. Ama Melike oralı bile olmadı. Onun gözünde olay çok basitti: Kişisel dramlarla sorumsuzluk örtbas ediliyordu.
Bana hemen adamın adresini ver, dedi sinirle. Ne tür bir acil işmiş, gidip kendim göreceğim.
Kısa süre sonra bilgisayardan adres çıktı: Menekşe Sokak No:17, Balat. Bildiğin işçi mahallesi, Melikenin cam kulelerinden, deniz manzaralı evinden oldukça uzak. Melike bununla hafif bir tebessüm etti, şimdi onun dünyasına gerçekleri göstereceğim diye düşündü. Ama aslında kapıdan girdiğinde, yalnızca İsmailin değil, kendi hayatının da değişeceğinden habersizdi.
Yarım saat sonra simsiyah Mercedesiyle daracık, bozuk yollara saptı; yağmurdan çamur olmuş, arada sokakta oynayan çocuklar, başıboş köpekler Evler eski, boyaları farklı renklerden kalıntı gibi. Mahallelinin Melikeye bakışı aynen uzaylı görmüş gibiydi. Lüks takım elbisesiyle, bileğinde marka saat, arabadan inince kendini yabancı hissetti ama pek belli etmeden kafasını dik tutup, yıpranmış mavi boyalı, eski bir kapının önüne ilerledi; kapıdaki 17 numarası neredeyse silinmiş zaten.
Kapıya kuvvetlice vurdu.
Tık yok.
Sonra çocuk sesleri, aceleci ayaklar, bir bebeğin ağlaması duvarın arkasından.
Derken kapı ağır ağır aralandı.
Kapıda gördüğü adam, her sabah ofiste gördüğü pırıl pırıl İsmail değildi. Üstünde lekeli bir tişört, saç-baş dağınık, yüzünde yorgunluktan derin mor halkalar Melikeyi görünce donup kaldı.
Melike Hanım sesi titrekti, gözleri büyüdü.
Ofisim neden pis bugün, İsmail Bey? dedi Melike, sesi insanın içini donduruyordu.
İçeri girmek istedi, ama adam vücut refleksiyle kapıyı tutup yol vermedi. Tam o anda içeriden bir çocuk feryadı yayıldı. Melike adamı kenara itip içeri daldı.
Ev, bildiğin mercimek çorbası ve rutubet kokuyordu. Eski bir döşeğin üstünde, altı yaşlarında bir çocuk incecik battaniyeye sarılmış, titriyordu köşede. Ama asıl Melikenin kalbini durduran şey masanın üzerindeydi.
Orada, iki tıp kitabı ve boş ilaç kutularının arasında, bir çerçeve duruyordu. İçinde yıllar önce bir trafik kazasında kaybettiği öz ablası Ayşegülün fotoğrafı vardı. Yanında o çok aranan aile yadigârı altın kolye Onu da hemen tanıdı Melike; tam on beş yıl önce cenazede kaybolmuştu!
Bunu nereden buldun? zor yutkunarak, kolyeyi eline aldı.
İsmail dizlerinin üstüne çöktü, ağlamaya başladı.
Vallahi çalmadım hanımefendi. Ayşegül Hanım bana verdi. O hastalanınca ben eve hemşire olarak gizlice geldim, çünkü sizin babanız kimse bilmesin istemişti. Oğlunu bana emanet etti O ölünce ailesi beni tehdit edip uzaklaştırdı.
Melikenin başı döndü, beyninde her şey bir anda alt üst oldu. Çocuğa baktı. Tıpkı ablası Ayşegül gibi bakıyordu.
Yani, bu çocuk onun çocuğu mu? diye kekeledi.
Onun torunu hanımefendi; sizin yeğeniniz. Yıllarca sizden uzak büyüttüm, ofisinizi temizledim çünkü ona yakın olmak istedim; gerçekleri anlatacağım günü bekliyordum. Oğlan annesiyle aynı hastalığı taşıyor, tedaviye param yetmiyor
Melike Yılmaz, hayatı boyunca kimsenin önünde diz çökmemişti. Şimdi eski döşeğe çöktü, minicik çocuğun elini tuttu, yüreğinde anlatılamaz bir bağ hissetti.
O gün, siyah Mercedes zengin siteden sadece Melikeyle dönmedi.
Arka koltukta İsmail ve minik Efe vardı, birlikte şehrin en iyi hastanesine gittiler.
Günler sonra, Melikenin ofisi artık soğuk bir cam odadan ibaret değildi.
İsmail artık temizlik yapmıyor; Ayşegül Yılmaz Vakfını yönetiyor, kronik hastalığı olan çocuklara yardım ediyor.
Bir çalışanı kovmak için yola çıkan Melike, sonunda ona gururunun el koyduğu aileyi buldu ve kalbinin en saf köşesindeki altını fark etti. Hayat bazen çamura batmadan gerçek zenginliği buldurmuyor insana, anladın mı?




