Onlar hastaneden ikisi birlikte çıktılar. Ne onları karşılayan vardı, ne fotoğraf çeken, ne de çiçek getiren… Zaten bir erkeğe çiçek verilse tuhaf olmaz mıydı?
Hayır, anne yaşıyordu, sağlık durumu da iyiydi. Sadece, bebeği istemedi. Hiç istemedi. Ve bunu kocasına en baştan saklamadan söyledi. Ama adam ısrar etti, yalvardı, hatta biraz tehditkar konuştuğu dahi oldu.
Sonuçta, artık neredeyse kırk yaşındaydı, ve hâlâ çocuğu yoktu. Belki de bu hayatında eline geçen son fırsattı bir evlat sahibi olmak için. Sonra aralarında bir anlaşmaya vardılar… Kadın doğurduktan hemen sonra boşandılar ve hiçbir sorun yaşamadan nafakaya da razı oldu.
Başlarda Selçuk gururundan dolayı kabul etmek istemedi. Ama eski eşi bir gün şöyle dedi:
Hayat uzun, ne olacağı belli olmaz. Artık genç de değilsin, ben ise senden hayli küçüğüm. Belki istemiyorum ama sonuçta bu çocuk benim de evladım. En azından biraz olsun geleceğe dair bir güvence bırakalım, ilerde lazım olur…
Zorlu, endişe dolu günler başladı ama Selçuk yılmadı. Çevresine baktığında yalnız annelerin ne kadar çok olduğunu görüyordu! Onlardan aşağı kalır yanı mı vardı? Hem, yapay döllenmiş çocuklar da var… Yani Selçuk hiçbir sorun görmüyordu sanki çocuk erkek elinde büyüyemezmiş gibi. Hayır, küçük Arda Selçukoğlu büyüdü, kilo aldı, gayet neşeliydi.
Ama Arda büyüyüp konuşmaya başlayınca, annesiyle ilgili sorular sormaya başladı. Peki çocuğa, annesinin onu hiç istemediğini nasıl anlatırdı? Selçuk bir şekilde kıvırmaya çalıştı:
Seni bodrumda buldum.
Hangi bodrumda?
İşte, hemen yan binadaki bodrumda.
Bu sözden sonra bodrum Ardayı mıknatıs gibi çekmeye başladı. Dışarı çıktıklarında en ufak bir fırsatta babasından kaçar, binanın havalandırmasından içeri annesini sesli sesli çağırırdı. Ama annesinden gelen hep sessizlik olurdu…
Ama bir gün… Bir gün Arda bir şey duydu! Küçük yüreği öyle hızlı atmaya başladı ki artık başka hiçbir şey duymaz oldu, sanki kalbi göğsünden dışarı fırlayacak gibiydi.
Apartman kapısı az aralıktı. Arda hemen bodruma koştu. Başta çok karanlıktı ama gözü alıştı hemen. Derinlere doğru yürüdü, var gücüyle seslenmeye çalıştı. Ama boğazını öyle bir yumru tıkadı ki, sadece hıçkırıkla karışık bir fısıltı çıktı ağzından:
Anne, annecim, buradasın, değil mi? Ben geldim, Arda… Seni bulmaya geldim!!!
Ama annesi cevap vermedi. Arda durdu, bir kez daha hıçkırdı ve kulak kesildi. Köşeden hafif bir hışırtı geldi, küçük yumruğuyla gözyaşlarını sildi ve sesin geldiği yere gitti.
Belki annesi çok hastaydı, hareket edemiyordu… Yine de, şimdi Arda onu bulacaktı ve annesi çok sevinecekti!
Arda bir yandan ağlıyor, bir yandan da gülümsüyordu. Herkesin annesi var, artık onun da var! Ama köşede, eski bir kıyafet yığınının üstünde onu sadece bir kedi bekliyordu. Gelenin yabancı olduğunu anlayan kedi, gövdesiyle minik yavrusunu korumaya aldı.
Anne?
Hayal kırıklığı Ardayı ikiye böldü sanki, dizlerinin bağı çözüldü ve yere çöktü. Sonra kafasını kaldırdı, yine kediye baktı.
Beş yaşında bir çocuk bambaşka düşünür. Mantık, onların dünyasında daha farklıdır. Ve bazen, büyüklerden çok daha gerçektir.
Arda düşündü… Hatırladı ki, gruptan Ceylan, bir keresinde uzun saçlarıyla hava atarken, babasının bir at adam yani kentaur olduğuna yemin etmişti. Hatta Efenin babasının uzaylı olduğuna dair komik iddiaları vardı. Peki, onun annesi neden kedi olmasındı ki?
Kedi bu çocuğun hiçbir zarar vermeyeceğini anladı, hatta ona yanaşıp, kafasıyla Arda’nın eline dokundu, başını okşattı.
Demek sen benim annemsin?
Arda o kadar içten sordu ki buna inanmak istedi ve inandı da! Şu an birisi itiraz etseydi, Arda onunla tartışır, ikna etmeye çalışırdı. Hemen kediyi kucakladı, kedi de ona kollarıyla sarıldı…
Selçuk, oğlunun yokluğunu hemen fark etmedi. Fark edince de hemen seslendi.
Ardaaa! Oğlum, neredesin? Hadi çık oradan!
Uzun, sancılı dakikalar geçti. Selçuk panik halinde parkta dönüp dolaşıyor, çalıların altına bakıyordu. Sonunda bodrumdan Arda belirdi. Kucağında hem kedi, hem de yavru kedi vardı. Babasına koşarak dedi ki:
Anneyi buldum! Bu da galiba kardeşim Onlar bodrumda, senin beni bulduğun yerdeydiler.
Selçuk dondu kaldı, ne diyeceğini bilemedi. Oğluna gerçeğin hepsini bir çırpıda anlatmak mümkün müydü? Mecburen oğlunun hayaline ortak oldu.
Peki onun annense, nasıl anladın?
Arda omuzlarını silkti.
Belli işte Bana nasıl baktı gördün mü! Baba, hadi eve gidelim. Annem çok yorulmuş bence.
Arda mutluydu. Sonunda annesini bulmuştu! Üstelik kardeşi erkek çıktı, bu daha da iyi artık onunla gerçek erkek oyunları oynayabilir, gece olunca annesi ikisine mırıl mırıl masallar anlatabilirdi.
Kreşte ona herkes destek oldu. Ne olmuş yani, annesi kediymiş! dediler. Kaanın babası uçak, onu bile göstermişti arkadaşlarına.
Selçuk ise uzun süre ne diyeceğini bilemedi. Ama oğluna baktıkça kendi kendine Bırak dediğin gibi olsun… dedi.
Evde ise her yer sürekli karışmaya başladı. Arda kedilerle oynuyor, zıplayıp gürültü çıkarıyordu üçü birden evi altüst ettiler. Kedinin genç olması ise bir avantajdı, çocuk gibi oynuyordu.
Yeter artık, canıma yettiniz! diye bağırıyordu Selçuk, eşyaları yerlerine koyarken.
Arda, elinde ayakkabı bağı, kedi ve yavru kedi durdular, Selçuk’a baktılar. Sonra omuz silktiler, ve babalarını yeniden kızdırmaya başladılar. Niye mi? Çünkü anneleri izin vermişti!




