Arkadaşımın oğlu harika bir insandır. Okulda çok başarılıydı, iyi bir üniversite bitirdi, işe girdi, çok çalıştı. Şimdi ise zengin bir iş adamı; şehrin merkezinde bir dairesi, Boğazda bir yalısı var anlatıyorum ki, böyle bir adamı bir daha bulmak zor.
Ama her şeyde olduğu gibi bir AMA var ki sonunda bir kızla evlendi. Fakat bu kız Nasıl desem, sorunlu bir aileden geliyor, sinirli, kıskanç ve şefkatsiz. Bunları sadece arkadaşımın tek oğlunu bu kadının pençesine bırakmanın acısıyla söylediğini sanmayın, gerçek tam olarak bu.
Öncelikle, bu genç kadın eşinin bütün arkadaşlarından kurtuldu. Onlar kim ki, sadece içmeye geliyorlar, paranı harcıyorlar, seninle çıkarları için görüşüyorlar, dedi durdu.
Ardından, sırayla eşinin akrabalarını hayatlarından uzaklaştırdı. Ailesi kalabalık ve birbirine bağlı insanlardı bayramları birlikte geçirirler, sık sık telefonlaşırlardı tam bir Türk ailesi yani.
Ama hanımefendi, her daveti burun kıvırarak karşıladı, önemli işleri bahane etti, birileri ziyarete gelecek olsa nedense o an başı ağrımaya başlardı.
Çok geçmeden, ara sıra uğrayan tek kişi annesi oldu. O da torununu görmek, oğluna azıcık sarılmak için geliyordu.
Her seferinde gelin, tatsız bir konuşma başlatıyormuş. Öyle bağırıp çağırmadan, soğuk bir sesle: Beş yüz defa söyledim sana, ama hâlâ anlamadın galiba ucuz hediyeler getirme bize, biz zenginiz, yanımıza eski püskü şeylerle gelme.
Oğlu ise, yanında mahcup bir şekilde başını önüne eğip, Anne, Allah aşkına… diyormuş.
Dün, ben, o arkadaşım ve ortak başka bir dostumuz bir araya geldik. Arkadaşımın gözleri yaşlarla doldu, elleri titreyerek telefonundan bir mesaj gösterdi. Gelini yazmış: Eşimle konuştuk, artık bize gelmeseniz daha iyi olacak.
Ağlayarak dedi ki, Oğlum aradı, Anne, eşimi rahatsız ediyorsun. Sen eve geldiğinde günlerce kendine gelemiyor, dedi.
Ama aslında mesele bu değilmiş. Oturup iç çektim, zavallı kadın, ne talihsizliği varmış! Nasıl bir gelin bu, diye düşündüm.
O sırada aramızdaki ortak dostumuz söze girdi: Bunun sorumlusu gerçekten gelin mi sence? Oğlun böyle taş kalpli biri olduysa, o da kendi tercihi.
Ses yükselttim: Sen hiçbir şey anlamıyorsun! Erkek ne yapsın, kadın böyleyse? Sırf ailesinin huzuru için katlanıyor, yoksa altın kalpli bir çocuktu. Altıncı sınıftayken annesine 8 Martta el emeğiyle kalpli bir çiçek resmi yapmıştı. O eşi olmasa…
Dostumuz ise omuz silkerek, Eğer bir adam kötülük yapmaya meyilli değilse, onu zorla kimse kötüleştiremez, dedi ve kalkıp gitti.
O an birden sanki gözlerimdeki perde kalktı.
Bütün hayatım boyunca şunu duymuşumdur: İyi adam yanlış kadına düşerse mahvolur.
Ama gördüm ki; insanın kötülüğü kendi içinden gelirse gelir. Kimseyi hiçbir eş zorla kötü yapmaz.
Hayatta asıl mesele, insanın içindeki vicdanı ve sevgiyi koruması. Suçu başkasına atmak yerine önce kendimize bakmalıyız. Aksi halde gerçekleri göremeyiz.




