Zehra, İstanbulun saygın ve varlıklı bir ailesinde büyüdü. Babası onun isteklerini yerine getirmek için hiç çekinmeden harcamalar yapardı, ne isterse alırdı. Ama Zehra ile gerçek anlamda vakit geçirmekten hep kaçınırdı; kendi işini kurmuştu ve sürekli meşguldü. Eve geldiğinde bile genellikle yalnızca sevgilileriyle buluşmak için uğrardı. Hatta, Zehradan birkaç yaş büyük bir kadınla uzun süre birlikte olduğu konuşulurdu çevrede.
Zehra üniversiteye girdiğinde, ailesi onun diş hekimi olmasını arzularlarken o, kararlılıkla kendi yolunu seçti ve eğitim fakültesini tercih etti. Babasının arzusuna karşı gelmek kolay olmadı ancak Zehra taviz vermedi.
Yıllar içinde, Zehra babasının maddi desteğini kabul etmeyip sadece bursuyla geçinmeye karar verdi. Yaz tatillerinde ise ailesinin yurtdışı tatili teklifini geri çevirip, çocukları çok sevdiği için bir çocuk kampında staj yapmaya başladı.
Bir akşamüstü, huzur dolu kampın kapısında bir otobüs durdu ve çocuk yuvasından gelen minikler sırayla içeri girdiler. Her biri neşeyle odalarını seçerken, en son bir kız indi otobüsten. Oldukça narindi; gözlerinde çocukluk izleri yoktu. Ardından çocuklar bir bir şikayet etmeye başladı: Evde kötü bir koku var! dediler.
Sorunun kaynağı kısa sürede anlaşıldı. Zehra endişeyle odaya girip kontrol etti ve küçük kızın yastığının altında birkaç akşamdan kalan köfte parçalarını buldu. Köfteler artık bozulmuştu.
Mahcup bir şekilde Zehraya bakan çocuk fısıldadı:
Bunlar kardeşim içindi.
Zehra yumuşak bir sesle sordu:
Kardeşin nerede şimdi?
Küçük kız gözlerini yere indirip cevap verdi:
O da bir çocuk yuvasında.
Bu sözleri duyar duymaz Zehra telefonu eline aldı ve babasını aradı. Gerçekten paraya ihtiyacı vardı.
Babası, telefonun ucunda bir an duraksadı ve içinden, Nihayet kızım benden yardım istedi, sanırım bana darılmamış, diye geçirdi.
Kızım, bu kadar paraya ne gerek var? Yeni bir araba mı alacaksın? diye sordu.
Hayır baba, çocuk yuvasındaki tüm çocuklara bol bol yemek almak istiyorum.
Babası bir an sustu; Zehranın içindeki iyiliğe hayran kaldı ve gözlerinden yaş süzülürken gülümsedi.
Ah Zehra, ne kadar güzel bir kalbin var kızım, dedi baba, boğazında düğümle.
O gece, İstanbulun üzerinde yıldızlar parıldarken, Zehranın yüreğinden yükselen iyilik, bir baba ve kızını birbirine daha çok yaklaştırdı; ve bir çocuk, kardeşi için sakladığı köfteyle yıllarca anlatılacak bir hikâyenin parçası oldu.




