Eşim Cem ve ben, yirmi yıldan fazla bir süredir birlikte yaşıyoruz. Hayatımız sakince, huzur içinde geçiyor. Her hafta sonu gidip dinlendiğimiz bir yazlığımız var. Cem evi temizler, ben de yemek yaparım. Böyle yaşlanana kadar devam edeceğimizi sanıyordum. Fakat bir gün Cem beklenmedik bir şekilde bana şunları söyledi:
Elif, özür dilerim. Senden ayrılıyorum. Başka bir kadınla tanıştım ve ona gerçekten aşık oldum!
Tabii otuz sekiz yaşımdayken ahmak değildim. Kocamın hayatında başka bir kadın olduğunu fazlasıyla fark etmiştim. Olayı büyütmemeye çalıştım. Cemin beni terk etmeyeceğini düşünüyordum. Çok iyi niyetli tanıdıklarımız bile kimi zaman Cemin sevgilisiyle olan fotoğraflarını gönderiyorlardı bana. Ama ben sineye çektim. Fakat sonra Cem birdenbire ayrılacağını söyledi. Şaşkınlık içinde kalakaldım.
Neyse ki o sırada kızımız arkadaşlarıyla Egede tatildeydi. Kendimi daha iyi hissetmek için arkadaşlarıma Cemin beni terk ettiğini anlattım.
Hemen bir kadınlar kurulu topladık. Bir arkadaşım kilo vermemi ve yeni bir adam bulmamı tavsiye etti. Başka bir arkadaş hemen bir falcıya gitmemi ve eşimi geri getirmemi önerdi. Bir diğeri ise hemen yeni birini bulmamın daha iyi olacağını söyledi.
Ayşe ise şöyle dedi: Sen yine aynı şekilde yaşa! Böyle daha kolay olur! Ama ben aynı şekilde yaşayamam! Çok canım yanıyor! Alışacaksın! Bir süre sonra geçer. Bana güven. Ben üç boşanma atlattım. Evi temizlersin, yemek yaparsın, işe gidersin, dizi izlersin, kitap okursun. Ama artık kime yemek yapacağım? Kime olacak, bize! Her akşam geliriz, ne pişirdiysen yeriz!
Arkadaşlarıma önerileri için teşekkür ettim. Ama uzun süre hangi tavsiyeye uyacağıma bir türlü karar veremedim.
Sonunda önce bir falcıya gitmeye karar verdim. Eşimle sevgilisinin fotoğrafını aldım ve birlikte falcıya gittim. Kadın kartları açtı, bir ritüel yaptı ve iki hafta içinde Cemin geri döneceğini söyledi.
Ama Cem ne iki hafta sonra ne de bir ay sonra döndü. Üstelik kadıncağıza maaşımın yarısı kadar, 12.500 TL vermiştim. Eşimsiz çok yalnız ve üzgündüm. Sonra marketten poğaça, pasta alıp yemeye başladım. İki hafta dolunca tartıldım ve bu şekilde devam edemeyeceğimi anladım; birdenbire 7 kilo almıştım.
Farklı bir yol denemeye karar verdim. Genel bir temizlik yaptım, evi dip bucak sildim, çiçekleri yeniden diktim, bütün eşyaları yer değiştirdim. Evim pırıl pırıl, çok güzel ve huzurluydu. Ayrıca dans kursuna yazıldım; biriktirdiğim pastalar, börekler yüzünden aldığım kiloları eritmem gerekiyordu. Her gün, Cemin çok sevdiği mercimek çorbasından yapıyordum. Akşamları da kız arkadaşlarım uğrayıp hepsini bir güzel yiyorduk. Onlar gidince de Taht Oyunları dizisini izliyordum.
Cemle birlikte hep izlemek istediğimiz ama hiç fırsat bulamadığımız bir diziydi bu. Tek başıma izlemek hoşuma gitmeye başlamıştı. Keyifle izliyordum. Sonra bir akşam aniden kapı açıldı. Cem içeri girdi. Evin nasıl tertemiz, düzenli olduğunu fark etti. Ev onun sevdiği mercimek çorbası gibi kokuyordu. Ben ise sakin bir şekilde koltukta dizimi izliyordum.
Elif, iyi akşamlar. Geçen sefer alamadığım eşyalarımı almaya geldim. Tabii! Hepsini hazırladım! Poşetin var mı? Yok! Tamam, bende var!
Cemin eşyalarını poşete koyup verdim.
Mercimek çorbası mı yaptın? Evet, yaptım! Aç mısın? İstersen çorba koyayım. Cem bir an düşünüp başını salladı.
Çorbayı koydum. İki tabak birden yedi. Sonra, Teşekkür ederim Elif! Ben gidiyorum artık, dedi. Hadi git! Ben de şu bölümü izlemeliyim! Ne izliyorsun? Taht Oyunları. Şunu bir zamanlar birlikte izlemek istiyorduk, hatırlıyor musun? Elbette hatırlıyorum, dedim.
Cem gitti. Biraz ağladım, sonra kalan bölümü izleyip yattım. İki hafta sonra Cem tüm eşyalarıyla beraber döndü. Ne olduğuna anlam veremedim.
Elif, affet beni! Seni çok seviyorum! Çorbanı, evini, huzurunu özledim. Beni affet, lütfen. O genç vücuda kandım, pişmanım. Yani çorbamı mı özledin? Her şeyi özledim! En çok da seni! Peki, geç içeri. Hem sana hem de kızımıza çok mahcubum. Kızımıza bir şey söylemezsin, değil mi? Merak etme, söylemem. Akşam yemeği ister misin? İsterim. Çok teşekkür ederim.




