Eşimle evlenmeden önce bu tarz sorunların hayalini bile kurmazdım, ama artık kayınvalidemlerin evine gitmek benim için tam bir kabus oldu. Oraya her gidişimde kendimi aşırı rahatsız hissediyorum; bazen midem bulanıyor, bazı alışkanlıklarına dayanamayacak hale geliyorum. Evlerinde masaya oturmam gerektiğinde içimden bir ses “Kal, gitme” diyor. Eşim bu konuları hiç anlamıyor, kayınvalidemse beni şımarık, nazlı ve gereksiz hassas biri olarak görüyor.
Neyse ki kendi evimizde, ayrı yaşıyoruz. Ama İstanbulda, onlara fazla uzak olmadığımız için zaman zaman onları ziyaret etmek zorunda kalıyorum. Her defasında gitmemek için bahaneler arıyorum; çünkü bu buluşmalar benim için oldukça stresli geçiyor. Oysa eşimin ailesi baktığınızda gayet normal: Anne ve baba, ikisi de üniversite mezunu, çalışan insanlar. Evleri düzenli, temiz. Ama sofraya oturuldu mu hemen huzursuz oluyorum. Küçüklüğümden beri biraz seçiciyimdir; mesela eşimin kullandığı kaşığı asla tekrar kullanmam, dokunduysa bile istemem…
Eşimle birlikteyken yıllar içinde onu ve onun bazı alışkanlıklarını kabullendim. Fakat kayınvalidem ve kayınpederimin alışkanlıkları alışılacak gibi değil. Mesela: Kayınvalidem koca bir kaseye salatayı doldurur, tadına bakmak için kaşığı ağzına götürür, sonra hiç çekinmeden aynı kaşığı tekrar salataya sokar. Gözümün önünde. Bu ne ya? diye içimden geçiriyorum.
Başka bir örnek sofrada onlar rakı içer, ben genelde kendime şarap alırım. Kayınvalidem bazen bardağımı eline alıp bir tadına bakayım der ve dudaklarını değdirir. Anlayamıyorum. Böyle bir şeyi nasıl rahatça yapar? Hiç hijyenik değil ki, hele ki ben onunla bu kadar samimi değilim. Bardak değiştirsem de, bazen fark edilmiyor bile. Kayınpederim ise akşamı bana takılarak geçirir, bazen alaycı, bazen de iğneleyici şekilde konuşur. Eşim bana sahip çıkmaya çalışır ama pek bir şey değişmez.
Bir de, kayınvalidemin yemeklerle ilgili ilginç bir alışkanlığı var: Yenmemiş yemekleri geri kaynattığı tencereye döker, dolaba koyar. Mesela çorba döktü, bitmedi; tabağındaki kalanı alıp tekrar tencereye ekliyor. Hatta davetlerden kalan konukların salata artıklarını da birleştiriyor. Bu yüzden, onların evinde sadece o anda pişen yemeklerden yerim, önceden hazırlanmış hiçbir şeye dokunmam. Çünkü biliyorum ki içinde başka tabağın artığı olabilir.
Bir diğer alışkanlığı, tavaya bir şey atacaksa önce tükürüğüyle sıcaklığını kontrol etmesi. Yani, parmağıyla ya da tahta kaşıkla denemek varken neden böyle bir şey yapıyor anlamıyorum. O ise kendini savunup Zaten o sıcaklıkta hiçbir şey kalmaz, ölür hepsi diyor. Bense o anı unutamıyor, içim ürperiyor.
Beni en fazla şoke eden ise bir gün yemeğin ardından kalan büyük bir tabak yemeği köpeğin önüne koymalarıydı. Köpek tabağı afiyetle yaladı ve sonra bu tabak mutfağa diğer tabaklarla gitti. O an patladım; köpeğin yaladığı tabaktan sonra ben nasıl rahatça yemek yiyebilirim ki? Bu konuda tepki gösterince bana bön bön bakıp, tabakların hep güzelce yıkandığını söylediler. Kimseye ne zararı var ki? dediler. Köpeğin insan tabağını kullanmaması gerektiğini söyledim, “O zaman köpeğin kabını yıkayıp oradan da yesem olur mu?” diye biraz da kırıcı bir çıkış yaptım. Kayınvalidem hemen alındı. Ama mantık aynı değil mi? Eşim ise gereğinden fazla abarttığımı düşünüyor ama bana göre haklıyım.
Artık oraya gitmek istemiyorum. Ya da kendi yemeğimi ve bardağımı götürsem diyorum, ama bu da atmosferi bozacak ve kayınvalidem çok üzülecek, incinecek. Ne yapacağımı bilmiyorum. Eşime sorun çıkarmak da istemiyorum çünkü ben gitmezsem canı çok sıkılıyor. Ama ben de gitmek istemiyorum işte, huzursuz oluyorum.
Bazen başka bir şehre taşınsam, bu ziyaretleri mecburi olmaktan çıkarsam diye hayal kuruyorum. Onlarla telefonda konuşmak iyidir, ama evlerine gitmek bana göre değil.
Hayatta herkesin aile alışkanlıkları farklıdır; kimseyi değiştiremeyiz, ama kendimize ve sınırlarımıza da saygı göstermeliyiz. Bazen kötüyü iyiye çevirmek istemek yerine, başkalarının sınırlarına tahammül etmek ve kendi huzurumuzu korumak en sağlıklısıdır.




