Günlük – 13 Yıl Sonra Kızımın Sakladığı Gerçeği Öğrendim
Tam on üç yıl önce, bir gecede hayatımın dönüm noktası oldu; üç yaşındaki bir kız çocuğunun hayatından sevgiyi ve güveni eksik etmemek için kendimi ona adadım. O korkunç kazadan sonra onu, sanki kendi kanımdanmış gibi sahiplendim. Dün sevgilim bana öyle bir şey gösterdi ki, kalbim paramparça oldu ve çok zor bir seçimle yüzleşmek zorunda kaldım: hayatımı paylaşmak istediğim kadınla mı, yoksa her şeyim olan kızımla mı devam edecektim?
O gece, Nazlı’yı ilk kez gördüğümde 26 yaşındaydım ve üniversiteyi yeni bitirmiş bir acil servis doktoruydum. Altı ay önce mezun olmuş, kaosu kontrol etmeyi hâlâ öğrenmeye çalışan biriydim.
Ama hiçbir şey beni, gece yarısını biraz geçmiş o an hazırlamamıştı.
İki sedye, üzerleri kapalı beyaz çarşaflar. Arkasından gelen bir sedye ve üzerinde, kocaman gözlerle etrafa bakan üç yaşındaki bir kız çocuğu Yabancı bir dünyada tanıdık bir yüz arıyor gibiydi. Anne ve babası, ambulans bize ulaşmadan önce maalesef hayatlarını kaybetmişti.
Aslında, Nazlı’yla ilgilenmemem gerekiyordu. Hemşireler onu sessiz bir odaya götürmeye çalışırken, o ellerimi iki avuçla öyle sıkı tuttu ki, adeta kalbinin ritmini parmaklarında hissedebiliyordum.
Nazlı tekrar tekrar fısıldadı: Ben Nazlı, çok korkuyorum. Ne olur gitme, beni bırakma Bu cümleleri sanki unutursa, kendi varlığı da kaybolacakmış gibi tekrarlıyordu.
Yanında kaldım. Çocuk bölümünden bulduğumuz renkli bardakta ona elma suyu getirdim. Bir ayıcığın evini aradığı çocuk kitabını üç kez okudum, çünkü sonunda hep mutlu bir son vardı ve belki de Nazlı’ya, mutlu sonların hâlâ mümkün olabileceğini hatırlatmak gerekiyordu.
Rozetimi parmağıyla işaret etti ve Sen burada iyisin dedi. Hemen bir depoda nefes almam gerekti.
Sabah sosyal hizmet görevlileri geldi. Nazlıya, ailesinden kimseyi tanıyıp tanımadığını sordular; dede, teyze, hala, amca… Ama Nazlı hiçbirini tanımıyordu. Telefon numarası, adres yoktu. Tek bildiği, peluş tavşanının adının Maviş olduğu ve yatağının perdelerinin pembe, üstünde kelebekler olduğu.
Ve en çok, benim kalmamı istiyordu.
Ne zaman uzaklaşmaya kalksam, yüzü endişeyle kararıyordu. O korkunç anda, beynine birileri giderse bazen geri dönmediğini öğrenmişti.
Görevli beni kenara çekti. Kız çocuğu geçici olarak koruyucu aileye verilecek, kayıtlı yakın aile yok, dedi.
O an kendimi söylerken buldum: Ben ona bakabilir miyim? Sadece bir gece, durum netleşene kadar.
Evli misiniz? diye sordular.
Hayır.
Nazlının her şeyi gitmişken, yabancılara emanet edilmesini izleyemezdim.
Koridorda bir sürü evrak imzalattılar; Nazlıyı yanımda götürmeme izin verdiler.
Bir gece bir haftaya, bir hafta onlarca evrak, ziyaret ve 12 saatlik vardiyalar arasında alınan ebeveynlik kurslarıyla aylara dönüştü.
Nazlı ilk kez bana Baba dediğinde marketteydik.
Baba, şu dinozorlu olanı alabilir miyiz? Sonra bir an bile tereddüt etti, yasak bir şey söylemiş gibi dondu.
İstersen bana böyle diyebilirsin, hayatım, diye yanıtladım, hemen yere çömelip ona baktım.
Yüzü sevgiyle ve kederle titredi, sonra başını salladı.
Altı ay sonra Nazlıyı resmi olarak evlat edindim.
Hayatımı bu kız çocuğu için yeniden kurdum. Gerçekten, geceyarısı tavuk nugget ısıttığım, Mavişi yatağında unutmamaya çalıştığım, gece korkuları geldiğinde onun yanında olduğum bir hayat…
İşimi sabit saatlere taşıdım. İmkânım olur olmaz üniversite için para biriktirmeye başladım. Zengin değildik, yanından bile geçmezdik. Ama Nazlının sofrasında hiç aç kalma korkusu olmadı, okul etkinliklerinde hep yanında biri oldu.
Her seferinde yanındaydım.
Nazlı büyüdü, akıllı, esprili ve başına buyruk bir genç kız oldu. Futbol maçlarında fazla gürültüyle tezahürat yapınca umursamaz gibi davransa da, tribünlerde beni aradığını hep bilirdim.
16 yaşına geldiğinde, benim mizahımı ve annesinin gözlerini aldı. (Bunu yalnızca polislerin sosyal görevlilere gösterdiği bir fotoğraftan biliyorum.)
Okuldan sonra arabama bindiğinde, çantasını fırlatıp, Tamam baba, panik yapma, kimya sınavından B+ aldım, dediği anları hatırlıyorum.
İyi, hayatım, derdim.
Hayır, felaket! Melis A aldı, o çalışmıyor bile, derdi. Gözlerini devirmekle birlikte, dudaklarından tebessüm arası bir kıvılcım sızardı.
O, kalbimdi.
Uzun süre kimseyle duygusal ilişki kurmadım. İnsanların nasıl kaybolduğuna tanık olunca, hayatına kimleri aldığın konusunda daha temkinli oluyorsun.
Geçen yıl hastanede Elifle tanıştım. O bir hemşireydi; ince, zeki, espri anlayışı kuvvetli. İş anlatılarımı rahatlıkla dinlerdi, Nazlının bubble tea siparişini aklında tutardı. Ben geç çalışınca, Nazlıyı münazara toplantısına götürmeyi teklif etti.
Nazlı ona karşı temkinliydi, ama soğuk değildi; bunu ilerleme olarak gördüm.
Sekiz ayın ardından, belki başkasıyla da hayat kurabileceğime inanmak istedim. Bir yüzük aldım, kadife kutusunu komodin çekmecesinde sakladım.
Belki, kaybetmeden yeni bir hayat kurabilirdim.
Bir akşam Elif kapıda belirip sanki bir cinayete tanık olmuş gibi kalakaldı. Salonumda elinde telefonu bana uzattı.
Kızın sana korkunç bir şeyi gizliyor, bak! dedi.
Ekranda güvenlik kamerası görüntüleri vardı. Kapüşonlu biri yatak odama giriyor, doğrudan komodinin alt çekmecesini açıyor. Orada Nazlının üniversite giderleri için ayırdığım paralar ve belgeler duruyordu.
İçim öyle bir çekildi ki başım döndü. Elif sonraki videoya geçiş yaptı; aynı kapüşon, aynı siluet.
Başta inanmak istemedim, dedi. Nazlı bu ara tuhaf davranıyor. Şimdi de bu.
O kişi kasadan parayı alıp çıktı.
Bir söz bile edemedim. Aklım, mantıklı bir açıklama arıyordu.
Nazlı bunu yapmaz, dedim.
Elif kararlıydı: Sen onun davranışlarına körsün! dedi.
Bu laf içimde dönüp durdu. O kadar hızlı ayağa kalktım ki sandalye hacıyırttı.
Kızım bunu yapmaz, dedim.
O senin kızın, diye bastırdı.
Ben seni korumaya çalışıyorum! dedi Elif sertçe. Nazlı 16 yaşında. Hâlâ mükemmel olduğunu sanamazsın.
Yukarı çıktım, Nazlı odasında kulaklıklarıyla ödevine eğilmişti. Kapıyı açınca bana, Baba, iyi misin? Çok solgun görünüyorsun, dedi.
Bir süre konuşamadım. O video ile önümdeki Nazlıyı bağdaştırmakta zorlandım.
Sonunda Nazlı, evde yokken benim odamda mıydın? diye sordum.
Gülümsemesi kayboldu. Ne?
Sadece cevap ver.
Dikleşti. Hayır. Neden gireyim ki?
Elleri titriyordu. Kasadan bir şey eksildi.
Yüzü değişti; şaşkınlık, korku ve kızgınlık O kızgınlık öyle Nazlıydı ki yıkıldım.
Beni suçluyorsun baba? dedi öfkeyle.
Suçlamak istemem. Ama açıklama lazım. Çünkü güvenlik kamerasında gri kapüşonlu biri kasaya gidiyor, dedim.
Gri kapüşon?! Uzun süre bana baktı, sonra dolabına gitti. Boş askıları çekiştirdi, montları araladı.
Benim gri kapüşonum… Sürekli giydiğim… İki gün önce kayboldu, dedi.
Donakaldım. Ne?
Kayboldu baba. Yıkamaya attım diye düşündüm, belki sen yıkadın sandım. Ama yok.
Soğuk ve ağır bir şey içime yerleşti. Aşağı indim. Elif mutfaktaydı, sanki bomba patlamamış gibi su dolduruyordu.
Nazlı’nın kapüşonu kaybolmuş, dedim.
Elif umursamazdı. Ne olmuş?
Demek ki videoda kim olursa olabilir.
Başını eğip kaşlarını çattı. Şaka mı yapıyorsun?
Bakakaldım: Peki, videoda kasanın kodunu gördün mü?
Kafası karıştı: Ne?
Açıkça söyle, kasanın kodunu gördün mü?
Gözleri değişti. Neden sorguluyorsun?
Birden hatırladım; Elif güvenli kasam olduğu için bana eski kafalı diye şakalaşmıştı. Kendi isteğiyle eve kamera kurmuştu; güvenlik için, mahalleye bak güvenli, ama her şeyi bilemezsin demişti.
Telefonumu aldım; Elifin kurduğu kamera uygulamasını açtım. Geçmişe göz attım. Oradaydı.
Kapüşonlu biri yatak odama girmeden birkaç dakika önce, Elif koridorda, Nazlının kapüşonuyla geçiyordu.
İzledim. Elif odama girip kasayı açıyor, kameraya doğru eğiliyor. Sonra bir şeyi kameraya gösteriyor: para, kutudan alınan.
Telefonu ona döndürdüm. Bunu açıkla.
Yüzü duvara dönmüş gibi soldu, sonra beton gibi keskinleşti.
Anlamıyorsun, diye ses yükseltti. Seni kurtarmaya çalıştım.
Kızımı suçlayarak mı? Benden çalarak mı? Aklını mı kaybettin? dedim.
O senin kızın değil! diye bağırdı Elif.
İşte gerçek, sakladığı bu cümleydi.
Senin kanın değil. Tüm hayatını ona harcıyorsun; para, ev, üniversite fonu Neden? 18inde giderken seni unutacak biri için mi?
İçim kesildi, sessizleşti.
Git, dedim.
Elif acı acı güldü. Yine onu benden üstün tutuyorsun.
Şimdi git.
Bir adım geri attı, çantasına uzandı. Anahtarlarını arıyor sandım.
Kutuyu çıkardı; o yüzük kutusu, komodinden sakladığım.
Yüzünde alaycı, acı bir gülümseme belirdi. Biliyordum. Teklif edecektin.
Kapıya ilerledi, sanki bu evin sahibiymiş gibi. Peşinden gitmiş, kutuyu elinden alıp kapıyı öyle sert açtım ki duvara çarptı.
Elif kapının önünde durup döndü: Bilin ki, Nazlı bir gün kalbini kırınca bana şikayet etmeye kalkma.
Çıktı. Ellerim hâlâ titriyordu, kapıyı kilitlerken.
Nazlı merdiven başında duruyordu, yüzü sapsarıydı; her şeyi duymuştu.
Baba dedi fısıltıyla. Ben istemedim
Biliyorum hayatım, dedim, ona doğru koşarken. Biliyorum, hiçbir şey yapmadın.
Sessizce ağlamaya başladı, utandığı belli oluyordu.
Üzgünüm, dedi; sesi çatallandı. Senin ona inanacağını sandım.
Sana inanacağımı biliyorum.
Burada, Nazlıyı sımsıkı sarıldım; sanki hâlâ üç yaşında, dünya onu tekrar almaya çalışıyormuş gibi.
Şüphe ettiğim için özür dilerim. Ama dinle; hiçbir iş, hiçbir kadın, hiçbir para seni kaybetmeye değmez. Hiçbir şey.
Burnunu çekti. Kızgın değil misin?
Kızgınım, dedim. Ama sana değil.
Ertesi gün polise başvurdum. Drama için değil; Elif benden çaldı ve kızımla aramızı bozmaya çalıştı. Hastane müdürüne de durumu anlattım, Elif hikâyeyi değiştirmeden önce.
İki hafta geçti. Dün Elif mesaj attı: _Konuşabilir miyiz?_
Yanıt vermedim.
Nazlıyla mutfak masasında oturdum, ona üniversite harcına dair tüm belgeleri gösterdim; her kuruş, her plan, her detay.
Bunların hepsi senin, hayatım. Benim borcum, sensin. Benim kızım, dedim.
Nazlı elini uzatıp avucumu sıktı.
Haftalar sonra ilk kez, evde huzur hissi geldi.
Sen benim borcumsun. Benim kızım.
On üç yıl önce bir kız çocuğu, iyi insan olduğuma karar verdi ve hâlâ öyle olabileceğimi hatırladım Onun babası, güvenli limanı ve evi.
Bazı insanlar asla anlamaz; gerçek aile, kan değil, varlık, çaba ve her gün birbirini seçmektir. O gece acil serviste Nazlı benim elimi tuttuğunda beni seçti. Ben de onu her sabah, her zor an ve her an seçiyorum.
Aşk böyle bir şey; mükemmel değil, kolay hiç değil ama gerçek ve sarsılmaz.



