On üç yıl önceydi… Korkunç bir kazadan sonra üç yaşındaki bir kız çocuğunu evlat edindim. O zamanlar hayatım bir gecede değişti; her şeyimi ona adadım, onu kendi öz kızım gibi sevdim. Yıllar geçtikçe, hayatıma giren bir kadın bana öyle bir şey gösterdi ki, dünyam sarsıldı; kızım ile birlikte yaşadığım her anı, ona verdiğim emek ile hayatıma yön verdiğimi düşündüm ve bir seçimle karşı karşıya kaldım: Hayatımı paylaşmak istediğim kadınla mı, yoksa büyüttüğüm kızımla mı devam edeceğim?
O gece, Hazal hayatıma girdiğinde ben 26 yaşındaydım ve acil serviste çalışıyordum. Altı ay önce İstanbul Tıp Fakültesinden mezun olmuş, daha yeni mesleğe başlamıştım. Henüz kaosun içinde nasıl soğukkanlı kalınır, tam öğrenememiştim.
Ama hiçbir şey, gece yarısından hemen sonra içeri girenleri görmek için beni hazırlamamıştı.
İki sedye. Üzerleri beyaz çarşafla kaplanmış. Sonra üçüncü bir sedye; üzerinde üç yaşında bir kız çocuğu… Gözleri büyümüş, dehşet, kayıp ve bilindik bir şey arayan bakışlar. O gecede Hazalın annesiyle babası, ambulans henüz hastaneye ulaşmadan hayatlarını kaybetmişti.
Aslında benim Hazalın yanında kalmam gerekmiyordu. Ama hemşireler onu sakin bir odaya götürmek istediğinde, Hazal elleriyle elimi yakaladı ve bırakmadı. Öyle sıkıca tutuyordu ki, parmaklarından nabzı hissedebiliyordum.
Ben Hazalım… Korkuyorum… Lütfen gitme, beni bırakma… diye fısıldıyordu; sanki eğer bunu söylemeyi bırakırsa, kendisi de kaybolacaktı.
Yanında kaldım. Çocuk servisinden bulduğumuz bir bardakta elma suyu verdim. Ona, evini kaybeden bir ayının hikâyesini okudum. Hazal bu masalın sonu mutlu olduğu için üç kez tekrar okuttu, belki mutlu sonlar hâlâ mümkün diye duymaya ihtiyaç duyuyordu.
Rozetime dokundu, Sen buradaki iyisin, dedi. Bir süre soluklanmam gerekti, gidip depoda sakinleşmeye çalıştım.
Ertesi sabah sosyal hizmetler geldi. Görevli Hazala, ailesinden kimseyi tanıyıp tanımadığını sordu… Bir babaannesi, halası, amcası var mı? Hazal başını salladı… Hiçbir adres, hiçbir telefon numarası bilmiyordu. Sadece peluş tavşanının adına Bay Zıpzıp dediğini ve odasının perdelerinde kelebeklerin olduğunu hatırlıyordu.
Ama Hazal, benim gitmemi istemiyordu.
Her ayrılmak istediğimde, yüzünde panik beliriyordu. O an, Hazalın zihni o korkunç gecede insanların gitmeyi öğrendiğini ve bazen bir daha asla geri gelmediğini kavramış gibiydi.
Sosyal hizmet görevlisi beni kenara çekti, Geçici bir aileye gidecek. Kayıtlı yakın akrabası yok, dedi.
Kendimi, Ben alabilir miyim? Sadece bir gece; siz durumu netleştirene kadar, derken buldum. Evli misiniz? diye sordu.
Hayır. Onu, her şeyini kaybetmiş bir kız çocuğunu yabancılara bırakmak ızdırabını yaşamamak için hastane koridorunda birkaç belge imzalattırıp Hazalın benimle gitmesine izin verdi.
Bir gece, bir haftaya, haftalar aylarca süren evrak işleri, kontroller, ev ziyaretleri ve anne-babalık kurslarına dönüştü. Hepsini 12 saatlik vardiyalar arasına sıkıştırıyordum.
Hazal ilk kez bana baba dediğinde marketteydik.
Baba, şu dinozorlu olanı alabilir miyiz? dedi ve ardından gözleriyle ceza bekler gibi durdu.
Onun seviyesine inip gülümsedim, İstersen böyle diyebilirsin, canım, dedim.
Yüzünde hem rahatlama hem içten bir hüzün vardı; o an başını hafifçe salladı.
Hazalı resmen evlat edindim; altı ay sonunda, her şeyi resmileştirdim.
Her şeyim Hazalın etrafında şekillendi; gece yarısı tavuk nuggetı ısıtmak, Bay Zıpzıp her daim yatağının kenarında olsun diye titizlenmek, ona korkuları bastığında yanında olmak…
Hastanedeki görevimi daha düzenli bir mesaiye çevirdim. Üniversite için kenara para biriktirdim. Zengin değildik, uzaktan bile değildik; ama Hazal hiçbir zaman sofrada yemek olur mu, okul etkinliklerinde kimse gelir mi diye düşünmek zorunda kalmadı.
Her zaman oradaydım.
Hazal akıllı, espirili, inatçı bir kız oldu; maçlarını izlerken coştuğumda umursamıyormuş gibi yapar, ama tribüne göz ucuyla bakıp orada olup olmadığımı kontrol ederdi.
16 yaşına gelince, hem benim alaycılığımı hem de annesinin gözlerini aldı. (Bunu sosyal hizmet görevlisine gösterilen minik bir fotoğraftan biliyordum.)
Okuldan sonra arabama biner, çantasını fırlatır ve, Tamam baba, panik yapma ama kimya sınavından B+ aldım, gibi şeyler söylerdi.
Bu iyi, canım.
Hayır, felaket. Melike A aldı, o çalışmıyor bile. Gözlerini devirdi; ama dudaklarından gülümseme sızıyordu.
Hazal benim kalbimdi.
Bu arada, uzun zaman kimseyle ciddi bir ilişkim olmadı. Zamanla insanların kayboluşuna tanık olunca, kimseye hemen güvenemez oldum.
Geçen yıl hastanede Derya ile tanıştım. Hemşireydi; zarif, akıllı ve ince bir espri anlayışı vardı. Ne işimi ne Hazalın sevdiği bubble tea siparişini hiç unutmuyordu. Vardiyam uzunca sürdüğünde Hazalı münazara buluşmasına götürmeyi teklif etti.
Hazal ona karşı temkinliydi, ama soğuk değildi. Bu bile ilerleme sayılırdı.
Sekiz ay sonra, belki de bir hayat arkadaşı edinebilirim diye düşündüm; sevdiğim şeyleri kaybetmeden birlikte yürüyebilirim diye.
Bir yüzük aldım, kadife kutuya koyup yatak başı çekmecemde sakladım.
Bir gece Derya kapıma geldi; sanki büyük bir felakete tanık olmuş gibi görünüyordu. Oturma odasında telefonunu bana uzattı.
Kızın senden korkunç bir şeyi saklıyor. Bak!
Ekranda güvenlik kameralarının görüntüleri vardı. Kapüşonlu biri yatak odama giriyor, komodinin alt çekmecesini açıyordu. Orada Hazalın üniversite için biriktirdiğim para ve belgeler duruyordu.
Mideme bir taş gibi oturdu. Derya sonraki görüntüye geçtiaynı kapüşonlu, aynı silüet.
Son zamanlarda çok tuhaf davranıyor, dedi, sesi yumuşak ama suçlar gibi. Ve şimdi bu.
Kapüşonlu kişi kasadan parayı alıyordu.
Açıklama bulamıyordum; Hazalın yapacağını aklım almıyordu.
Hazal bunu yapmaz, dedim.
Sen körsün, dedi Derya, sert bir ifadeyle.
Bunun üstüne yerimden fırladım. Hazalla konuşmam gerek.
Hazal bunu yapmaz.
O benim kızım.
Ben seni korumaya çalışıyorum, diye bastırdı Derya. O artık 16 yaşında. Hala kusursuz olduğunu sanamazsın.
Deryanın yanından çekilip yukarı çıktım. Hazal odasında, kulağında kulaklık, ödevine odaklanmıştı. Kapıyı açınca bana gülümsedi, sanki her şey yolundaymış gibi.
Baba, iyi misin? Solgun görünüyorsun.
Bir an konuşamadım; önümdeki o kız ile görüntüdeki figürü bağdaştırmak zordu.
Sana soracağım: Benim odamda oldun mu, evde yokken?
Gülümsemesi silindi. Ne?
Cevap ver, lütfen.
Daha dik oturdu, savunmaya geçti. Hayır. Neden olayım?
Ellerim titriyordu. Kasamdan bir şey eksik.
Yüzü sırası ile şaşkın, korkmuş ve öfkeliydi. Bu öfke, Hazalın kendine has olanıydıbeni sarsıyordu.
Kasamdan bir şey eksik.
Beni suçluyorsun, baba? dedi kızgınlıkla.
İstemiyorum, dedim içtenlikle. Açıklama lazım. Çünkü gri kapüşonlu biri kamera kayıtlarında odama giriyor.
Gri kapüşon? Uzun uzun baktı, sonra dolaba gidip askıları kontrol etti, ceketleri kenara çekti.
Benim gri kapüşonum… Her zaman giydiklerim… İki gün önce kayboldu.
Donakaldım. Ne?
Kayıp, baba. Çamaşırda sandım, sen mi yıkadın dedim. Ama yok. Sadece kayboldu.
Sanki ateş gibi bir şey içimde oturdu. Aşağı indim. Derya mutfakta sanki hiçbir şey olmamış gibi su dolduruyordu.
Hazalın gri kapüşonu kayıp, dedim.
Derya tepki göstermedi. Ee?
Yani videodaki kimse olabilir.
Başını öne eğdi, hoşnutsuz. Şaka mı yapıyorsun?
Ona baktım. Bir dakika, video kaydında kasanın kodunu giren kişiyi gördün mü?
Deryanın ağzı açıldı, sonra kapandı. Ne?
Söyle kodu, dedim yavaşça.
Gözleri parladı. Beni sorguluyorsun?
Bir şey hatırladım. Derya bir keresinde bana eski kafalı demişti; kişisel kasam olmasına güldü. Güvenlik için kamera kurmayı özellikle istemişti; Bu mahalle sessiz ama başına ne gelir bilinmez, demişti.
Telefonumu açıp Deryanın ayarladığı kamera uygulamasından arşive baktım. Orada bir kayıt vardı: Kapüşonlu kişinin içeri girmesinden birkaç dakika önce, Derya koridorda… Hazalın gri kapüşonunu giyiyordu.
İçim boşalmıştı. Sonraki görüntüde, Derya odama giriyor, komodini açıyor ve kasaya eğiliyor. Sonra kameraya doğru elinde bir şey tutup, zaferle gülümseyordu.
Para.
Telefonu ona çevirdim, Bunu açıkla.
Deryanın yüzü önce bembeyaz, sonra beton gibi oldu.
Anlamıyorsun, dedi alçak sesle.
Kızımı iftirayla kandırarak mı koruyorsun? Benden çalarak mı?
O senin öz kızın değil, diye patladı Derya.
İşte gerçek yalnızca buydu.
Senin kanın değil, dedi yaklaşarak. Her şeyini ona verdin: Para, ev, üniversite fonu… Sonra 18inde çekip gidip seni unutur!
İçimde her şey bir anda sessizleşti.
Çık git, dedim.
Derya sırıttı. Yine onu seçiyorsun benden önce.
Şimdi çık.
Kapıya yöneldi, çantasına uzandı. Anahtarlarını arıyor sandım.
Oysa, benim başucumda sakladığım yüzük kutusunu çıkardı. Sırıtışı, acımasızdı. Biliyordum, evlenme teklifi edecektin.
Kapıya gidip kutuyu elimden kaptım, kapıyı öyle sert açtım ki duvara çarptı.
Derya kapı önünde durup, Hazal sana kalbini kırınca bana gelme, dedi.
Gitti. Kapıyı kilitledim, ellerim hâlâ titriyordu.
Hazal sana kalbini kırınca bana gelme.
Arkamı döndüm; Hazal merdiven başında, yüzü bembeyaz. Her şeyi duymuştu.
Baba, dedi kısık sesle. Ben istemedim…
Biliyorum canım, deyip ona koştum. Hiçbir şey yapmadığını biliyorum.
Sessizce ağlamaya başladı; bana bunu göstermeye utanıyor gibiydi.
Özür dilerim, dedi, sesi titrek. Senin ona inanacağını düşünmüştüm.
Hiçbir şey yapmadığını biliyorum.
Hazalı öyle sıkı sarıldım ki, sanki hala üç yaşında ve dünya onu elimden almak istiyormuş gibi.
Senin şüphe ettiğim için özür dilerim, dedim saçlarına fısıldayarak. Ama iyi dinle; ne iş, ne kadın, ne para… seni kaybetmeye değmez. Hiçbiri.
Soluk soluğa, Kızacak mısın peki? dedi.
Kızgınım, dedim. Ama sana değil.
Ertesi gün polise başvurdum. Derya hem bana, hem Hazala zarar vermeye çalıştı; hastanede de müdürüme her şeyi anlattım, Derya işin içinden sıyrılmasın diye.
İki hafta önceydi. Dün mesaj attı: Konuşabilir miyiz?
Yanıt vermedim.
O akşam mutfak masasında Hazala üniversite fonu hesap özetini gösterdimher birikim, her plan, her yetişkinin yaşadığı sıkıcı detay…
Bu senin, dedim. Borcum sana, canım. Sen benim kızım oldun.
Hazal masada elimi tutup sımsıkı sıkı tuttu.
Ve haftalar sonra ilk kez, bir huzurun evimize geldiğini hissettim.
Borcum sana, canım. Sen benim kızım oldun.
On üç yıl önce, bir kız çocuğu beni iyi seçmişti. Ve şimdi, yine iyi olabileceğimi hatırladım; onun babası, sığınağı ve evi
Çoğu insan aileyi kanla tanımlar. Oysa, aile; varlık, destek ve her gün birbirini seçmekle ilgilidir. Hazal o gece, acilde elime sarılıp beni seçti. Ben de onu her sabah, her sorun ve her an tekrar seçiyorum.
Aşk budur; kusursuz değil, kolay değil… ama gerçek ve sarsılmaz.



