Seni Her Zaman Seveceğim

Seni her zaman seveceğim.

Nazlı güçlükle apartmanın girişine kadar yürüyebildi, neredeyse duvarlara yaslanarak çıkıyordu merdivenleri. Baş dönmesi o kadar şiddetliydi ki, gözlerinin önünde karanlık halkalar uçuşuyordu. Çantasının içinde çılgınca anahtarlarını ararken, kendine, doktorun odasında yaşadığı panik anı için kızıyordu. Ama kim panik yapmazdı ki?

Doktor Ayşe Hanım, MR sonuçlarını masanın üzerine koymuş, telaşsız ve neredeyse hissiz bir şekilde konuşuyordu:
Nazlı Hanım, durumunuz ciddi. Anevrizma. Damar duvarınız neredeyse örümcek ağı gibi incelmiş. Bir balonu düşünün, patlamak üzere. En ufak stres, en ufak tansiyon yükselmesi Acil ameliyat şart. Devlet desteğiyle sıra beklemek ise kumar gibi, gününüz mü, haftanız mı kaldı, bilmiyoruz.

Peki özel olarak yaptırsam? diye kekeleyerek sordu Nazlı, terlemiş elleriyle çantasının askısını sıkarken.

Doktorun söylediği miktar bir idam kararı gibi çınladı kulaklarında. Nazlının bu kadar parası yoktu, hiç olmamıştı da. Annesinin ölümünün ardından gelen yoksulluk, borçlar, kütüphanecilikten kazandığı komik maaş Böbreğini satsa, ona bile bu kadar vermezlerdi.

Kota haberini bekleyin, dedi Ayşe Hanım yumuşakça, ve mümkün olduğunca sakin olun. Tam dinlenme, stres yok.

Ne dinlenmesi! diye içinden bağırmak geçti Nazlının. Ama güçlükle başını sallayıp dışarı çıktı, bacaklarından güç çekilince ayakta zor durdu.

Şimdi, merhum amcası Saimin dairesinin kapısına yaslanmış derin derin soluklanıyordu. Burası ona miras kalmıştı. Amcası Saim, mahallelinin deyimiyle garip ve içine kapanık biriydi. Sakin ölümü sonrası bu üç odalı eski evde dağlar kadar eşya, geçmişten kalma bir ömür duruyordu. Kimi için define sandığı, Nazlı için ise başa bela.

Her şeyi elden geçirmem lazım, diye düşündü, dağınıklık içinde dolaşırken. Belki eski konsolu, büfeyi satarım Klinikte ilk ödeme için biraz para toplarım.

Beynindeki balonun ne zaman patlayacağını beklemektense bir şeyler yapmalıydı. Elinden geldiğince meşgul olmalıydı, başka türlüsü aklını kaçırmasına neden olacaktı.

Nazlı, işe salonun köşesindeki masif ceviz çalışma masasıyla başladı. Çekmeceler, yılların faturaları, kağıtlarla dolmuştu. Büyük bir çöp poşetiyle çalışmaya koyuldu. 1990lardan kalan makbuzlar? Poşete. Eski hesap ekstresi? Poşete. Çürümüş ütülerin, elektrik süpürgelerinin kullanma kılavuzu? Poşete.

Düşünmeden, neredeyse robottan farkı kalmadan, sürekli elini bir şeylere uzatıp ayıklıyordu. Böylece başındaki ağrı da yavaş yavaş hafifledi. En dipteki çekmecede, sararmış gazetelerin altında, parmakları sert bir şeye değdi. Eski, köşeleri aşınmış bir karton dosya buldu, üstü solmuş kurdeleyle bağlıydı.

Merakı ağır bastı. Yavaşça kurdeleyi çözdü. İçinde, düzenli bir şekilde üst üste konmuş mektuplar vardı. Zarfsızdılar, sadece yazılı kağıtlar. El yazısı düzgündü, belirgin bir erkek yazısıamcası Saimin tanıdık çizgileri.

En üsttekini aldı.

Sevgili Melike,
Sen gideli üç ay oldu. Hala alışamadım. Bugün yine fakültedeydim, her şey seni hatırlatıyor. Sanki içim bomboş. Gençliğimin özgüveni, aptal gururum O kavgadan sonra gitmene izin vermemeliydim. Nerede olduğunu bilmiyorum bile. Kapını çaldığımda komşun, taşındıklarını söylemekten başka bir bilgi vermedi. Şu an karanlığa yazar gibiyim ama yazmasam aklımı kaçırırım. Sadece bu bana yaşama gücü veriyor.
Senin Saimin.

Nazlı olduğu yerde donakaldı. Amcası Saimi hayatı boyunca hep içine kapanık ve ilgisiz biri sanırdı. Oysa burada Sözlerinde derin acı ve ince bir sevgi vardı. Bir sonraki mektubu aldı, ardından bir diğerini. Hepsi 1972 yılında yazılmıştı. Hepsinde aynı döngü: Tanışma, aşk, küçük bir sebepten çıkan sert kavga (kızın ailesinden kız istemeye gitmemesi, evlilik sorumluluğundan korkması), ardından Melikenin ailesiyle nereye gittiği bilinmeden kayboluşu Saim mektupları sabırla yazmıştı, gönderecek bir adresi yoktu. Her defasında sonsuz bir aşkla ona bağlı kalacağına yemin ediyordu.

Melike, seni bulmaya çalışacağım. Bulamazsam da ömrüm boyunca yalnızca seni seveceğim.

Ve belli ki, bu yeminini tutmuştu. Yalnızlıktan, kimsenin bilmediği bir ölüm yaşayıp gitmişti.

Nazlının gözlerinden yaşlar süzüldü istemsizce. Adamı o an yüreğinin en derininden acıyla sevdi. Ve tam bu acıdan doğan o anlık, neredeyse çılgınca bir fikir geldi aklına: Yaşıyor mudur acaba? Bulup söylemeli ona, unutulmadığını, hep sevildiğini. Bu, Nazlının kendi korkusunu gölgeleyen, tutunacak bir amaç oldu.

Çılgıncasına düşünmeye başladı: Adres yok, soyad da yok. Bir ipucu bulmak için tekrar mektupları okudu. Bir tanesinde şunu buldu: Hatırlıyor musun, öğrencilik parkının yanındaki Atatürk Çocuk Sarayında geziyorduk? Sen her zaman evinin girişindeki taş aslanlara gülerdin, Halaskargazi caddesindeydi.

Halaskargazi caddesi, Atatürk Çocuk Sarayı Nazlı telefonunda aratmaya başladı. Fotoğrafları, eski apartmanları buldu ama çok az ipucu vardı. İsme ihtiyacı vardı.

Evde araştırmaya devam etti. Yatak odasında, komodinin çekmecesinde, deri ciltli bir fotoğraf albümü buldu. Genç Saim, açık yüzü, kumral saçları Yanında, çoğu karede Melike vardı. Esmer, örgülü saçları ve parlayan gözleriyle. Bir grup fotoğrafın arkasında titiz bir el yazısıyla yazılmıştı: Endüstri-2 Grubu, 1971, Melike K., Saim, Kerem.

Melike K. Yalnızca bir harf! Ama yine de bir şeydi.

Bundan sonrası dijital bir dedektiflik işiydi. Nazlı internetten, mezunlar forumlarından, sosyal medya arşivlerinden Melike, K ile başlayan soyadı, tahminen 1950-52 doğumlu, şehirde okuyan biri üzerine bilgi aradı.

Ve nihayetbir Anadolu Üniversitesi mezunları grubunda ilginç bir not! Annem Melike Karaca, akşam bölümünü 1973te bitirdi

Karaca! Melike Karaca. Evlenince soyadı değişmişti. Nazlı, Melike Karacayı aratınca, şehir gazetesinde Mart ayında yayınlanan bir köşe yazısı buldu. Fotoğrafı da vardı. Emektar çalışanlara 8 Mart için kutlama yapılmıştı. Gözlerinin içi hala pırıl pırıldı, yaş kemirmiş yüzünde zeki ve merhametli bir bakış.

Yazıda Melike Hanımın Güneşköyde oturduğu ve mahalleliyle aktif olarak ilgilendiği yazıyordu.

Nazlının kalbi şiddetle çarpmaya başladı. Tam adres gerekliydi! Belediyeyi aradı, sosyal hizmetlerden bir görevli gibi kibarca bilgi aldı: Mahalle, sokak, kapı numarasını not etti.

Fazla bir şey hatırlamadan hazırlanıp dosyayı çantasına, bir şişe suyu da yanına koydu; doğruca otogara koştu. Yol uzadıkça uzadı, kafasında türlü ihtimal dönüyordu. Ya kadın onu kabul etmezse? Kapıyı yüzüne kaparsa? Dolandırıcı sanarsa?

Güneşköy, baharın elma çiçekleriyle karşılamıştı Nazlıyı. Aradığı ev, yeşil boyalı bir tel çit, bahçesinde rengarenk güllerle tertemizdi. Nazlı dizlerinin titrediğini hissederek derin bir nefes aldı ve zile bastı.

Kapıdan Melike Hanım çıktı. Fotoğraftakinden yaşlı ve daha narin görünüyordu.

Buyurun? diye sordu, sesi sakindi ama temkinliydi.

Merhabalar, Melike Hanım? diye sordu Nazlı, sesi biraz titreyerek.

Evet, siz kimsiniz?

Ben Nazlı. Saim Karacanın yeğeniyim

O anda Melike Hanımın parmakları kapı tokmağına öyle bir yapıştı ki, beyazladı. Yüzü ansızın acı ve şok ifadesine büründü.

Saim? diye mırıldandı neredeyse sessizce. Hangi Saim?

Saim Karaca Amcam. Geçen ay vefat etti.

Melike Hanım yavaş adımlarla geri çekildi, içeri buyur etti. Nazlı küçücük salona girdi, kadın bir koltuğa çöktü, eli titriyordu.

Öldü Ben yıllardır gazete ölüm ilanlarına bakardım Hâlâ yaşıyor mu diye merak ederdim.

Benim Saimim. Kadının sesiyle birlikte Nazlının kalbi yeniden ezildi.

O sizi hiç unutmadı, dedi Nazlı.

Kadın birden başını kaldırdı, gözlerinde inançtan çok öfkeye benzeyen bir parıltı vardı.

Nereden biliyorsun?

Bunları buldum, Nazlı çantasından dosyayı çıkarıp verdi. Size yazdığı mektuplar, yıllarca. Masasında saklamıştı.

Kadıncağız dosyayı sanki hassas ve tehlikeli bir şeyi tutar gibi aldı. Titreyen elleriyle urganı çözdü; ilk mektubu okudu, sonra bir daha, hiç ara vermeden okudu. Sonra bir damla yaş, sonra diğeri süzüldü. Silmedi.

Ah, ah çocuk, dedi fısıltıyla. Neden? Neden kendini bu kadar yıprattın?

Sizi sevmiş, dedi Nazlı yavaşça, hiç evlenmemiş.

Biliyorum, dedi Melike Hanım, gözleri ıslak. Yıllar önce bir arkadaşımdan duydum, bakire kaldığını, yalnız yaşadığını Ziyaret etmeye cesaret edemedim. Utandım. Korktum

Utandınız mı? Nazlı merakla şaşkın sordu.

O zamanlar, o kavganın ardından Hamileydim Nazlı, dedi, elini mektuba sımsıkı yapıştırdı.

Nazlı olduğunca donakaldı.

Ne? dedi sonunda.

Evet. İkinci aydaydım, nasıl söylerim bilmiyordum. Kavga olunca iyice korktum, kaçtım ben de. Ailemle birlikte başka şehre taşındık. Oğlum doğdu.

Sessizlik çöktü odaya. Nazlının yüzünden kan çekilmişti.

Amcamın bir oğlu mu var? diye sordu kısık sesle.

Melike Hanım pencereden dışarı bakarak başını salladı.

Adı Kaan. Çok iyi biridir. Ben sonra evlendim. Kocam Halil, her şeyi kabul etti, bana ve oğluma sahip çıktı. Hep minnettarım ona. Kaan onun soyadını taşıdı, onu babası bildi. Ama Saim kalbimin tam ortasında kaldı. Tüm ömrümde ona olan sevgimi unutmadım. Kaan da gerçek babasının Saim olduğunu her zaman bildi.

Nazlı afallamıştı, yeni öğrendiği şeye hâlâ zihni alışamıyordu. Demek bir kardeşi vardı, gerçek, kan kardeşi.

Kaan şimdi nerede?

O bir kalp damar cerrahı, dedi Melike Hanım gururla. Büyük şehirde kendi kliniği var: Yaşam. Belki duymuşsundur. Damar ameliyatı konusunda uzman

Bir an durdu ve Nazlıyı annesel bir dikkatle süzdü.

Evladım, yüzün bembeyaz Hasta mısın?

O şefkatli evladım öyle içten geldi ki, Nazlının tüm direnci çözüldü. Anlatmak istememişti aslında, ama hıçkırarak her şeyi döktü: baş dönmeleri, o korkunç anevrizma teşhisi, istenen ameliyat parası, çaresiz bekleyişi

Melike Hanım Sabırla, sessizce dinledi. Sonra kararlı bir tavırla telefona gitti, bir numara çevirdi.

Kaan, hemen bana gel oğlum. Hayır, iyiyim merak etme. Ama burada bir mucize oldu. Gerçekten mucize. Gelmelisin, tanışman gereken biri var.

Bir buçuk saat sonra kapı çaldı. İçeri kırk beş yaşlarında, takım elbiseli uzun boylu bir adam girdi. Gözleri buz grisi, genç Saimin fotoğraflarındakiyle aynı. Koyu sarı saçlarında biraz ak düşüyordu.

Anne, ne oldu? diye sordu, sesi ağırbaşlı ama endişeli. Gözlerini Nazlıya dikti.

Kaan, bu Nazlı, dedi Melike Hanım. Saimin yeğeni, senin de kuzenin.

Kaan olduğu yerde kaldı. Bakışlarını Nazlının solgun yüzünde, masadaki mektup dosyasında, annesinin gözlerinde gezdirdi.

Babam Saim Karaca mıydı? diye yavaşça sordu.

Evet, dedi Nazlı. Ve elimde fotoğrafları var.

Telefonundaki albüm çekimlerini gösterdi. Kaan sessizce baktı, uzun uzun. Yüzü fazla kıpırdamadı ama çenesi sıkılıydı.

Hiç evlenmedi mi? diye sordu kısık sesle.

Hayır, dedi Nazlı.

Kaan, tekrar ona baktı. Bu defa bakışı ağır, araştırıcı.

Annem, hasta olduğunu söyledi.

Nazlı başıyla onayladı, boğazı düğümlenerek. Melike Hanım teşhisi özetledi.

Tetkik sonuçların var mı? diye sordu Kaan; profesyonel doktora dönüşmüştü sesi.

Nazlı sessizce sağlık raporlarını uzattı. Kaan odanın en aydınlık köşesinde dikkatlice incelemeye başladı. Her detayı okuyup tekrar tekrar baktı. Sonunda raporları masaya bıraktı.

Ameliyat hemen gerekiyor, dedi kesin bir ifade ile. Beklemeye gelmez.

Farkındayım, dedi Nazlı. Ama para

Yarın sabah dokuzda kliniğimde ol, dedi Kaan, sözünü keserek. Adres yollarım. Tüm testler yapılacak, hazırlanacaksın. Öbür sabah ameliyatı bizzat ben yapacağım.

Ama ben ödeyemem diyebildi Nazlı, yanağı alev gibi yanarak.

Kaan ona baktı ve gözlerindeki sertlik, yerini koruyucu, neredeyse babacan bir şefkate bıraktı.

Nazlı, beni iyi dinle. Her şeyim var: klinik, imkan Ama şimdi o imkanlar ailem için. Durdu. Aileden para istemem. Anlaşıldı mı?

Nazlı yalnızca başını salladı, gözlerinden yaşlar boşandı. Bu bir mucizeydi. Kırk yıl önce başlamış bir aşk sayesinde geçmişin ona uzattığı, beklenmedik bir kurtuluş eli.

Melike Hanım kızcağızı kucakladı. Sıkı, annesel bir sarılış.

Tamam evladım, artık her şey yoluna girecek. Sonra oğluna döndü: Kaan, ameliyattan sonraki ilk süreçte burada kalsın, ben ilgilenirim.

Tabii anne, dedi Kaan ve ilk defa gülümsedi. Nazlı, gülümsemede o kadar sıcaklık ve huzur gördü ki, artık bu ailenin gerçek bir üyesi olduğunu hissetti.

Böylece, sert ama sevecen kardeşiyle, gözlerinden elli yıllık hüzün silinmiş yaşlı kadınla yan yana otururken, Nazlının içinde korkular yerini yepyeni bir duyguya bıraktı: Artık yalnız değildi. Ve sonunda, önünde tekrar bir hayat vardı.

Rate article
Lifequest
Seni Her Zaman Seveceğim